7'den 70'e Herkes İçin Hızlı ve Güçlü Zihinler

1

1 Aralık 2016 •

Disleksi’de Ne kadar Yol Katettik?

Kavram olarak 40 yılı aşkın bir süredir var olmasına ve tanısının uzun bir süredir “öğrenme bozukluğu” olarak kabul edilmesine rağmen disleksi teşhisi ortalama okuyucularla kıyasa dayandırılarak konulmaktadır. Basit bir ifadeyle, disleksi teşhisi konulan bir çocuk “normal” düzeyde bir IQ sahibi olduğunu gösterebilir fakat özel yaş gurupları için düzenlenmiş standart okuma testlerinde % 10luk dilime veya altına düşebilirler. Okuma sırasında kesintiler yaşarlar, ayrıca sık sık okuma düzeyinden(hızından) bir diğerine gözle görülebilir bir şekilde geçişler söz konusudur. Sonuç olarak okumada %12’lik dilime düşen çocuk kötü bir okuyucu olarak nitelendirilebilirken, %10 luk dilime düşen bir çocuğa disleksi teşhisi konulabilmektedir.

Disleksi teşhisi konulmuş çocuklara sahip ailelerce, bu parlak çocuklarımızın eğitim sürecinin daha en başında sadece okumada geri değil, yazılı olan kelimelerin öncesinde de şaşkın oldukları kolayca gözlemlenmektedir. Disleksili bir çocuk her an mücadele içindeymiş gibi görünmektedir.

Psikologlar, Nörolojistler ve özel eğitmenler 1970’lerden beri disleksinin nörolojik bir temeli de olduğunu düşünmektedirler. Gerçekte disleksi kavramı, “kelimenin kaybedilmesi” anlamına gelen ve bir yetişkinin beyin hasarı sonrası okuma kabiliyetini kaybetmesini ifade eden Yunanca alexia kelimesinden türetilmiştir. Disleksi, çocuklarda görülen okuma bozukluğunun çok ileri olmadığı durumları tanımlamak için üretilmiş bir kelimeydi. Ancak son zamanlara kadar nörolojik temelli olduğunun anlaşılması zor olmuştur.

Nörolojik Araştırmalar

 

1970’lerde, Disleksi’ye neden olan temeldeki sebeplerin araştırılmasına ilişkin ilk çalışmalarda, beynin okuma sırasındaki işleyişinin normal ya da anormal oluşu üzerine yapılmış önceki çalışmalardan elde edilebilecek teknolojik ve tıbbi veriler yoktu. Sonuç olarak, nörolojik bir sebebe işaret eden disleksi kavramına rağmen, disleksi olan çocukların diğerlerine kıyasla beynindeki temel farklılıklar kesin olarak belirlenemedi.

İlk araştırmalardan bazıları sebebin görsel-mekânsal olduğuna inandılar. Samuel Orton aslında, çocuklardaki okuma bozukluğunun yetişkinlerde görülen, beyindeki özel bir hasardan kaynaklanmayan “kelime körlüğü”ne benzediğini düşündü. Fakat yetişkinlere ait bu bozukluğun temsil ettiği şey, beynin sol yarım küresinin gelişiminin gecikmesine dayanmaktadır. Ancak, Orton’un teorisi deneysel olarak test edilemedi, Orton ve diğerleri, okuma problemi görülen birçok çocuğun aslında görsel becerlerde değil, daha  spesifik hususlarda  problemleri  olduğunu zamanla fark etmeye başladılar.

Disleksi’nin nörolojik sebebinin belirlenememesi nedeniyle, özellikle bazı eğitim çevrelerinde disleksi, “gelişimsel okuma bozukluğu” ifadesiyle eş anlamlı hale gelmeye başladı. Asıl sebebi (nörolojik veya belki de bambaşka bir sebep) önemsiz sayıldı. Daha doğrusu, sorunun altında yatan sebebi anlama çabasına girmeden amaç disleksili çocuklarda gelişim kat etmeye çalışmak, uygulunan yöntemlerin başarısı ve bunların sonuçlarını ölçmek oldu.

Bilimsel bir bakış açısıyla disleksiye ilişkin bu tarz bir yaklaşımdaki asıl sorun,  semptom temelli bir bakış açısına sahip olmasıdır. Sorunu kökünden ele almaktan ya da bir çocuğun diğerlerinden farkını ayırt etmekten ziyade disleksi sorununa ait çözümün öğretme metotlarına dayalı olduğunu varsayan, sorunun asıl sebebine odaklanmayan bir yaklaşım ele alındı. Tıp biliminde ki bir benzetme gibi; bütün cilt döküntülerini calamine losyon ile tedavi etmeye çalışmak… Bu tedavi yönteminde, asıl sebebi göz ardı etseniz de birinin iyileşmesini sağlayabilirsiniz belki. Fakat kızamıkçık gibi virütik vakaların önlenmesi veya impetigo gibi bakteriyel döküntülerin tedavisi için bu yöntem tamamen yetersiz kalacaktır.

Neyse ki tıpkı tıp biliminde, deri enfeksiyonlarındaki bakteriyal ve viral sebepleri kavrayışımızın ilerlemesinin etkili bir tıbbi tedaviyi mümkün kılması gibi 1990’ların sonlarında başlayan, beyin görüntüleme ve elektrofizyolojik teknolojisi desteğine dayanan nöro-bilimdeki gelişmeler, disleksinin sebepleri hakkında bir fikir birliğine yol açmıştır ve bu sebeplerin tedavisinde en etkili metotların bulunmasını sağlamıştır. Bu sinirbilim araştırmaları çeşitli disiplinlerden bilgi birikimleriyle desteklenmiştir ve beyin gelişimin temelinde yatan, okuma sorununa neden olan faktörler açığa çıkarılmaya başlanmıştır. Ve en iyi haber, tüm bu gelişmeler, tedavi edici yaklaşımların özenle dizayn edilmesini mümkün kılacak gelişmelerdir.

Disleksili Kişilerin Beyninde Neler Olur -ve Niçin Olur?

 

2000’li yılların başlarında, disleksinin altında yatan sebepler üzerine yapılan birçok çalışma birincil sorunun, konuşma seslerinin zihinde fonolojik olarak işlenmesi sırasında açığa çıkan sorunlar olduğunu belirtiyor. Stanislas Dehaene’in “Reading in the Brain” adlı kitabında özetlediği Shaywitz (2003), Ramus (2003) ve Vellutino, Fletcher, Snowling & Scanlon (2004)’ın ilk çalışmaları, konuşma seslerindeki kelimeleri bileşenler olarak ayırma yeteneği olan fonolojik farkındalık problemlerini bize açıklamaktadır.

Bu problemin neden var olduğunu tarif eden daha birçok araştırma var. Örnek vermek gerekirse; 2012’de Boets ve arkadaşları beyin görüntüleme teknolojisini kullanarak disleksi olan yetişkinlerde, temsili konuşma seslerinin bulunduğu beyin bölgesi ile sol lobun ön bölümü arasındaki, konuşma seslerini iyi seviyede işlemek için çok önemli olan zihin bağlantılarının büyük ölçüde engellenmiş olduğunu buldular. Diğer bir ifadeyle, onlar disleksi hastalarının, zihinde hazırda bulunan konuşma sesleri kalıplarına erişme problemi yaşadıklarını keşfettiler. Nörofizyolojik diğer bir araştırma, özellikle konuşma sesleri sırasında işitsel işlem anında yaşanan kesintilerin en temel bozukluk olduğunu gösterdi.

Disleksinin Yeniden Tedavisi

 

2012’de Jane Hronickel ve Nina Kraus tarafından nörobilim dergisinde çok iyi özetlenmiş tüm bu tutarlı bulgular, bir fikir birliğine yol açtı. Yani disleksi, öncelikle işitsel bir bozukluktur, konuşma seslerine yanıt verme yetersizliğinin istikrarlı bir biçimde yaşanmasından kaynaklanmaktadır. Konuşma seslerini algılanmasındaki bu problem nihayetinde, harflerin yazılması için lazım olan konuşma seslerine ilişkin sorunlara neden olmaktadır. Ve aslında, sinirbilim araştırmaları da buna dayanmaktadır. FastForWord Language ve Reading uygulamaları nöro-bilim temelli egzersizlerdir. Bu egzersizler, bağımsız nöro-bilim laboratuarlarında deneysel olarak test edilmiştir, disleksi olan çocuk ve yetişkinlerdeki hızlı ve kayda değer etkisi gösterilmiştir. Egzersizlerin, okumayı ve konuşmayı destekleyen nörolojik proses üzerindeki pozitif etkisi de gösterilmiştir.

Disleksi anlayışımız 40 yılda, nörofizyolojik modellerin sadece geçtiğimiz 5 yıl içinde harflere ilişkin seslerin eşleştirilmesinde bu çocukların niye zorlandığını açıklayan bilgileri geliştirmesi sayesinde, oldukça ilerleme kat etti. Neyse ki tedavi opsiyonları bu araştırmalarla adımlarını ilerletmeye devam ediyor ve bugün disleksili çocuklar, öğrenilmiş zorlukların üstesinden gelmek için beyinlerini eğitmeleri sayesinde, hayatı boyunca bu sorunla yaşamanın kaderi olduğu önceki nesillerden daha fazla gelişim gösterme olanağına sahipler.

Devamını Oku

7

29 Kasım 2016 •

Can Sıkıntısının Yaratıcılığa Açtığı Kapı

Can sıkıntısı çocuklar ve yetişkinler için aslında oldukça faydalıdır, peki neden?

Çoğu ebeveyn kitaplardan, sanattan ve spordan tutun da i-pad’e ve televizyon’a kadar her şeyi çocuklarını eğlendirmek ve eğitmek için kullanırlar. Fakat tüm bunları yaparken çocuk eğer zaman zaman sıkılırsa ne olur? Bu durum gelişimini nasıl etkiler?

Dr. Teresa Belton 1990’lı yıllarda televizyonun, çocukların hikâye anlatma yeteneği üzerindeki etkisini araştırırken can sıkıntısının etkileri üzerine de düşünmeye başlamış. 5 farklı okuldan 10-12 yaş arasındaki çocukların yazdığı yüzlerce hikâyede hayal gücü eksikliğini görünce şaşkına döndüğünü ifade ediyor kendisi. Bu durum, televizyonun olumsuz etkilerinden biri olabilir mi diye merak ediyor ve daha önce yapılmış araştırmalardan, televizyonun gerçekte çocukların hayal gücü kapasitesini azalttığını öğreniyor.

Bu çalışmalardan birine örnek vermek gerekirse eğer Kanada’da uygulanan geniş kapsamlı bir çalışmada, televizyonun yavaş yavaş bütün ülkeye yayılmaya başladığı 1980’lerde 3 farklı gruptaki çocuklar arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Birinci gruptaki çocukların izleyebileceği 4 farklı kanal varken ikinci gruptaki çocukların izleyebileceği tek bir kanalın vardır. Üçüncü gruptaki çocukların ise izleyebilecekleri herhangi bir kanal yoktur. Bu çalışmada hiç televizyon izlemeyen gruptaki çocukların, hayal gücünü belirlemeye yarayan “farklı düşünme becerilerinde” elde ettikleri skor diğer gruptaki çocuklara nazaran önemli ölçüde yüksek çıkmıştır. Fakat bu durum televizyon sahibi oluncaya kadar sürmüştür. Bu çocuklar televizyon izlemeye başladıklarında farklı düşünme becerilerinin diğer çocukların seviyeleriyle aynı konuma gerilediği gözlemlenmiştir.

Televizyonun hayal gücü üzerindeki bu görünür olumsuz etkisi kaygı verici. Hayal gücü çok önemlidir. Hayal gücü sadece kişisel deyimleri zenginleştirmez, ayrıca empati yapabilmek için de gereklidir. Ancak hayal edebilmemiz sayesinde kendimizi bir başkasının ayakkabısı içerisindeymiş gibi hissedebiliriz. Ve aynı zamanda yaratıcı değişimler yaratmak için hayal gücü vazgeçilmez unsurdur. Can sıkıntısının önemi burada devreye girer. Çocuk televizyonla ve diğer dijital cihazlarla can sıkıntısını def etmeye çalışır.

Dr. Teresa Belton bu çalışmalarından sonra ilerleyen yıllarda, profesyonel ve yaratıcı anlatma yeteneğinde can sıkıntısının, yaratıcılığın açığa çıkması için ne kadar önemli olduğunu fark etmeye başlamış ve bu konu için bazı insanlarla görüşmeler yapmıştır. Bunlardan birisi yazar ve aktris Meera Syal’dir. Meera Syal okul yıllarındaki tatil günlerini genelde pencereden dışarıya, köy manzarasına bakarak geçirir, ve kendi yaşam çevresinin dışında (yan komşusu olan yaşlı teyzeden kek pişirmeyi öğrenmek gibi) farklı şeyler yaparmış. Can sıkıntısı ayrıca onun günlük yazmasına sebep olmuş. Bu da yazma kariyerinde kendisine bir nitelik kazandırmış. Meera Syal ” Çokça boş zamanın bulunması vakit geçirmeye çalışmaktan ya da özgürce hareket etmekten ziyade yaratıcı olmaya sebep oluyor” diyor.

Benzer bir şekilde, önemli bir nörobilimci olan Susan Greenfield çocukken yapabileceği çok az şey olduğunu ve bu nedenle de vaktinin çoğunu çizerek ve hikaye yazarak geçirdiğini söylemektedir. Bu çalışmalar, daha sonraki insan davranışına ilişkin bilimsel çalışmalarında kendisi için öncü çalışmalar olmaya başlamış. Susan Greenfield hala bir kalem ve kâğıdı laptopun üzerinde bekletir, boş vakitleri dört gözle kollarmış.

Spor, müzikal ve diğer organizasyon etkinlikleri çocuğun fiziksel, bilişsel, kültürel ve sosyal gelişimine belirli bir yarar sağlayabilir. Fakat çocuklar ayrıca dış dünyanın etkisinden kurtulmak, hayallere dalmak, kendi düşüncelerini takip etmek, nelere ilgisinin ve yeteneklerinin olduğunu keşfetmek için kendilerine vakit ayırmaya da ihtiyaç duyarlar.

Yaratıcı özel yeteneklere veya entelektüel yatkınlığa sahip olmak zorunda değiliz. Sadece zihnin anılar arasında gezinti yapmasına izin verelim, bu herkesin mental sağlığı ve mental fonksiyonları adına oldukça önemlidir. Hatta bir çalışma, basit ve zihni yormayan faaliyetlerle meşgul olduğumuz sırada serbest kalan zihnimizin problemlere yaratıcı fikirler ve çözümler üretme ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermiştir.

Canı Sıkılan Çocukla Nasıl İlgilenmek Gerekir?

Eğer çocuk can sıkıntısından yakınırsa aileler genelde kendilerini suçlu hissederler. Fakat gerçekte can sıkıntısını dezavantaj bilmek yerine fırsat olarak değerlendirmek daha yapıcı bir yaklaşım olur. Ebeveynler çocukların hayatında mutlaka bir role sahip fakat acele davranıp onlara hazır çözümler sunmak hiç yararlı değildir. Tam aksine çocuk gereksinim duyduğu boş zaman, boş alan ve karmaşa yaratma ihtiyacını anlamak için çevresindeki yetişkinlere ihtiyaç duyar.

Çocuklar aynı zamanda bazı materyallere de ihtiyaç duyarlar. Fakat bunların gelişmiş materyaller olması gerekmez. Basit şeyler genellikle çok yönlü olurlar. Yeni yürümeye başlayan çocukların pahalı oyuncakları önemsemedikleri onun yerine içine girebilecekleri bir kutu gibi basit şeylerle oynadıklarını işitiyoruz hep. Daha büyük çocuklar için, büyüteç, ahşap tahtalar, bir sepet yün, oyalanmak için mutlu saatler sağlayacak şeyler olabilir.

Canlarının sıkıldığı anlardaki potansiyelden maksimum faydalanabilmeleri için çocuklar, materyaller kadar içsel kaynaklara da ihtiyaç duyarlar. Meraklı, azimli, oyunu seven, ilgili ve özgüvenli olmak onların keşfedici ve yaratıcı olmalarına olanak sağlar, yaratıcı güçlerinin, gözlem yeteneklerinin ve konsantrasyonlarının gelişmesini sağlar. Bu özellikler ayrıca öğrenmek için hemen caymamaları gerektiğinde onlara yardım eder. Aileler, bu kapasitelerin gelişimini teşvik ederek çocuklarına hayat boyu lazım olacak değerli şeyler edindirmiş olurlar.

Eğer bir çocuk amaçlarını kaybetmişse, ona mücadele edebileceği bazı görevler vermek onu harekete geçirebilir, yaratıcılığını aktifleyerek görev kendisi için eğlenceli bir hale dönüşebilir. Bu görevler onların hoşlanabileceği şeylere göre dizayn edilebilir; bazı arkadaşlarıyla beraber oluşturabilecekleri resimli hikaye vb gibi görevler…

Çoğu aile girişimde bulunabilen ve kendi kendine fikir yürütebilen özgüven sahibi çocuklara sahip olma konusunda hemfikir. Fakat bir çocuğun vakitlerini sizin planlamanız onlara hiçbir şey öğretmez aksine tüm imkânlarının hazır bulunmasına rağmen dışarıdan teşvik edilmeye bağımlı olmasına neden olur. Sadece onlara doğru beslenme düzeni oluşturarak ve kendi fıtri eğilimlerine göre fikirlerinin zamanla gelişeceğine inanarak kendi ayakları üzerinde durabilen, gerekli yeterliliğe ve yeteneklere sahip, zihni fikirlerle dolu çocuklar yetiştirebilirsiniz.

Devamını Oku

104

23 Kasım 2016 •

Beynimize Dair İnanılmaz Bilgiler

Nöro-görüntüleme gibi yeni teknikler sayesinde bilim adamları beyin hakkında daha önce kendi kendimize asla gözlemleyemeyeceğimiz olağanüstü şeyler öğrenmeye devam ediyorlar. Bunlardan bazıları oldukça iyi, bazıları biraz tuhaf… Fakat yine de hepsi beyin hakkındaki bilgilerimize yenilerini eklemektedirler. Aşağıda, beynimiz hakkında 10 adet inanılmaz bilgiyi listeledik ve bu bilgileri çocuklara da aktarabilmeniz için onların anlayabileceği bir dilde izah etmeye çalıştık.

Bilgi 1: Beynimiz minik bilgisayarlardan oluşan yarım bir galaksidir.

Beynimizde 86-100 milyar arasında nöron bulunmaktadır. Nöronlar sinyalleri beynin her bölgesine taşıyan hücrelerdir. Bu hücrelerin sayısı Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldızların sayısının yaklaşık yarısı kadardır.
Çocuklar için: Gece gökyüzüne baktığınızda ne görüyorsunuz? Orada milyonlarca yıldız var. Beyninizde de milyonlarca küçük bilgisayar var. Nöron olarak adlandırılan bu küçük bilgisayarlar, bütün bir gün boyunca ve her gün sizin öğrenmenize yardımcı olmak için çalışıyorlar.

Bilgi 2: Beynimiz sürekli nöron üretmektedir.

Anne karnındaki gelişimimiz sırasında beynimiz dakikada 250.000 nöron üretmektedir. Doğduktan sonra bu işlem yavaşlar, fakat hayatımız boyunca yeni nöronlar üretmeye devam ederiz.
Çocuklar için: Beyin gelişiminiz annenizin karnındayken en hızlı seviyededir.

Bilgi 3: Beynimiz her an yeniden programlanmaktadır.

Bu milyarlarca nöronlardan her birinin diğerleriyle binlerce bağlantısı bulunmaktadır. Bu şekilde ya aynı fonksiyonları gerçekleştirmek için beraber çalışırlar ya da başka bir türden ilişki nedeniyle bağlantılıdırlar. Ve bu bağlantılar sürekli yeniden üretilirler, dizayn edilirler veya beynimizi nasıl kullandığımıza bağlı olarak ortadan kaldırılırlar. Eğer beynin 2 bölgesi de eş zamanlı olarak tekrar tekrar aktif edilirse nöronlar gelecekte daha kolay ve daha hızlı bağlantılar üreterek bağ sayısını daha da arttıracakdır. Aksi taktirde nöronlar ayrık bir yapı göstereceklerdir ve beraber çalışabilmek için aktif olmaları daha fazla zaman alacaktır.
Çocuklar için: Bazı şeyleri ne kadar çok pratik ederseniz, onu beyninizin yapabilmesi adına o kadar çok kolaylaştırmış olursunuz. Beyin pratiğe, pratiğe ve daha fazla pratiğe ihtiyaç duyar.

Bilgi 4: Beynimiz bir enerji oburu.

Beynimiz 400 mil (643 km) uzunluğunda kan damarları içermektedir. Vücudumuzun toplam enerjisinin ve totalde alınan oksijen miktarının yaklaşık %20 sini kullanmaktadır. Tüm nöronlar toplamda 25 watt’lık elektrik enerjisi açığa çıkarırlar. Bu enerji küçük bir ampulü yakmaya yetecek kadardır.
Çocuklar için: Beyniniz bir ampulü yakmaya yetecek kadar çok enerji tüketmektedir.

Bilgi 5: Beynimiz perhizden nefret eder.

Beynimiz ilk bakışta yaklaşık %60’ı yağ veya %73’ü su olan fazlaca boş alan içeriyor gibi görünür. Fakat bunlar gerçekte bütün enerjinin kullanabilmesi için hayatidir. Sadece %2’lik bir kısmın dehidrasyonu bile dikkat ve hafıza becerimizi zayıflatır, enerji yokluğu çeken beyin hücreleri beslenme gereksinimi ve full potansiyelde çalışmasını sağlayabilmek için diğer beyin hücrelerini tüketmeye başlar.
Çocuklar için: Beyniniz suya ihtiyaç duyar. Eğer birazcık susuz kalacak olursanız, eskisi kadar iyi öğrenemeyecek durumda olursunuz. Diyetinizi sağlıklı bir şekilde yapın ve yeteri kadar su için.

Bilgi 6: Beyin bölgelerimiz hem çok yönlü hem de kendi işlevlerini yerine getirme adına özel bir yapıdadır.

Size beynimizin belirli bölgelerinin belirli aktiviteleri kontrol ettiği söylenmiş olabilir. Fakat bu iş bölümü beyinde, kesin çizgilerle ortaya konamaz. Mental işlemlerimizin çoğunda beynimizin birçok bölgesi beraber çalışmaktadırlar ve bu bölgelerden bir tanesi hasar gördüğünde diğerleri onun görevini devralabilmektedirler. Hatta beyninin yarısı cerrahi olarak alınmış bazı hastalar, çok büyük değişiklikler olmaksızın fonksiyonel işlemlerini yerine getirebilmektedirler.
Çocuklar için: Beyninizi sanki bir deste pazıl parçasıymış gibi düşünün. Her bir parça farklı birçok şey yapmaktadır ve hatta o parçalardan bazıları yerinden kaldırılsa bile beyin hala düzgün bir şekilde çalışabilmektedir.

Bilgi 7: Beynimiz zamanı algılayabilir.

Zamanı algılayışımız, beynin aldığı birçok sinyal ve bu sinyalleri organize edip işlemesi sonucunda gerçekleşir. Yeni bir şeyler deneyimlediğiniz anlarda açığa çıkan daha fazla sinyali, özellikle bilindik olmayanları organize edebilmek çok daha fazla zaman alır. Yoğunluğu nedeniyle daha uzun bir zaman dilimi geçmiş gibi hissettirebilirler. Yani sizin için bilindik olmayan enteresan durumların içine kendinizi sürüklerseniz zamanın daha yavaş geçmesini sağlayabilirsiniz. Bu sayede sadece yeni şeyler yaparak sanki daha uzun yaşıyormuş gibi hissedebilirsiniz.
Çocuklar için: Yeni şeyler yaptığınızda beyniniz zamanın çok daha yavaş geçtiğini düşünür. Eğlenceli bir gün, gününüz dolu dolu geçmiş gibi hissettirebilir.

Bilgi 8: Beynimiz belki büyümeyi durdurabilir, fakat değişmeyi asla durdurmaz.

Beynimizin belirli bir noktada hacimsel ve kütlesel olarak büyümeyi durdurduğu doğrudur. Genellikle de 18 yaş dolaylarında. Fakat bölgeleri göreceli olarak farklı yoğunluklarda ve büyüklerde olan beynin fiziksel yapısı hayat boyu değişimini sürdürür.
Çocuklar için: 18 yaşından önce beyniniz fiziksel olarak büyümeyi durdurur. Fakat dik bir tepe üzerine araba park etmek gibi yetişkinken yapılacak bazı şeyler için sonsuza kadar değişmeye devam eder, hula-hop çevirmek gibi çocukken daha iyi yapabileceği şeylerde de kötüleşir.

Bilgi 9: Stres beynimizi olumsuz şekillendirebilir.

Stresli olma sadece tatsız bir durum değildir, aynı zamanda nöronları ve sinirsel bağları öldürerek ve yeni bağların oluşmasını engelleyerek beyin gelişiminizi de etkileyebilir. Mümkünse stresten kaçınma ve stresi yönetmek için sağlıklı stratejiler öğrenme sadece ruhunuz için önemli değildir, mental fonksiyonlarınız için de önemlidir.
Çocuklar için: Kötü bir gündeyseniz, belki bir arkadaşınızla tartışmaya girmişseniz ya da kötü bir kâbus görmüşseniz o an beyninizin öğrenmesi adına zor bir zamandır. Derin bir nefes alabilirsiniz ya da ailenizle veya öğretmeninizle nasıl hissettiğiniz hakkında konuşabilirsiniz daha sonra öğrenmeye geri dönebilirsiniz.

Bilgi 10: Beynimizi değiştirme gücüne sahibiz.

Ne yaptığımızın bir önemi olmaksızın, sürekli öğrenme ve aksiyon halinde bulunmamız sayesinde beynimizi yeniden şekillendirmekteyiz, hatta günlük yaşantımızda yaptığımız şeylerle bile. Fakat sadece beynin yapısını değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda onun daha iyi çalışmasını da sağlayabilirsiniz. Eş zamanlı olarak farklı beyin bölgelerini ilişkilendirme aracılığıyla nöronların birlikte çalışmasını sağlayarak, egzersiz yapma, meditasyon yapma, bir dil öğrenme, enstrüman çalma, ya da pazıl çözme gibi aktivitelerle beynin daha hızlı ve daha etkili çalışması adına yeni sinirsel bağlar ve kalıcı yeni bağlantılar oluşturabilirsiniz. Okumada yarar sağlayacak etkili zihinsel bağlantıları oluşmamış kişiler için beraber çalışan nöronların birlikte yeni bağlar oluşturduklarını bilmek çok önemlidir. Düzenli, farklı ve motive edici pratiklerle beynimiz bağlantı yollarını okumaya yardımcı olacak şekilde inşa edebilir.
Çocuklar için: Okumayı, yazmayı ve her şeyi öğrenmeyi sağlayan (nöron adı verilen) bütün minik bilgisayarların inşa edilmesinde beyninize yardımcı olabilirsiniz. Beyninizi değiştirme gücüne sahipsiniz.

Devamını Oku

146

17 Kasım 2016 •

Çocukların Sosyal ve Duygusal Gelişimini Anlamak

Sosyal-Duygusal Gelişim Ne Demektir?

Sosyal-duygusal gelişim bir çocuğun, kendi duygu ve davranışlarını kontrol edebilmesi, başkalarının duygularını anlayabilmesi ve yaşıtları ile uyum sağlayabilmesidir.

Çocukların, işbirliği yapma, söylenenleri yerine getirme, kendine hakim olma ve dikkatini verme gibi ihtiyaç duydukları temel becerileri elde edebilmesi için sosyal-duygusal becerilere sahip olması gerekir. Güven duygusu, emniyet, gurur, dostluk, sevgi ve neşe çocuktaki sosyal duygusal gelişimin bir parçasını oluşturmaktadır. Güvenilir ve sempatik bir yetişkinle kurulan pozitif bir ilişki, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimin başarısı adına anahtar unsurdur.

Sosyal ve duygusal gelişim bir takım becerilerin kazanılmasına bağlıdır. Bunlardan kilit olan beceriler ise şu şekildedir:

*Kişinin kendi duygularını tanıması ve anlaması

*Başkalarının içinde bulunduğu duygusal durumu doğru okuması ve kavraması

*Güçlü duyguları yönetebilmesi ve ve onları yapıcı bir biçimde ifade edebilmesi

*Kişinin kendi davranışlarını düzenleyebilmesi

*Diğerileriyle empati yapma duygusunun gelişmiş olması

*İlişki kurma ve ilişkiyi sürdürme becerisi

Bu becerilerden her birinin gelişimi kendi zamanında gerçekleşir ve her biri zamanla bir diğer becerinin üzerine inşa edilir. Sosyal-duygusal gelişimin temeli doğuştan başlar. 2 aylık çocuk, ebeveynlerinin sesini işittiğinde rahatlar ve gülümser. Onlar kendisiyle konuştuğunda sevgiyle onların yüzüne odaklanır. Eğer çocuğunuzun ipuçlarını okuyabilirseniz ve doğduğu andan itibaren gün gün sosyal-duygusal becerilerinin nasıl oluştuğuna dikkat ederseniz onunla güvenli ve sevgi dolu bir bağ kurabilirsiniz.

Sosyal Duygusal Gelişim Niçin Önemlidir?

Bir çocuğun sosyal-duygusal gelişimi, onun fiziksel ve bilişsel gelişimi kadar önemlidir. Bilmek gerekir ki bir çocuk doğarken sosyal-duygusal becerilerle beraber dünyaya gelmez, bu yetenekleri kazandırmak ve geliştirmek anne-babanın, çocuk bakıcısının ve öğretmenin görevidir.

Bir çocuğun sosyal-duygusal gelişimi ona kim olduğu duygusunu ve nasıl öğrenmesi gerektiği hissini sağlar, diğer insanlarla kaliteli ilişkiler kurmasına yardımcı olur. Ayrıca çocuğu, iletişim kurmak ve diğerleriyle bağlantı sağlamak için yönlendirir,  çatışmaları çözüme kavuşturma, güven kazanma ve hedeflerine ulaşma konularında ona çok önemli bir destek sağlar. Güçlü bir sosyal-duygusal temeli çocukken inşaa etmek çocuğun hayattaki gelişimine ve  mutluluğu yakalamasına yardım edecektir. Stresle başa çıkabilmek için daha donanımlı, gençlik ve çocukluk yıllarındaki zorlu aşamalardan geçerken de daha dayanıklı olacaktır.

Peki ebeveynler olarak çocukların sosyal-duygusal gelişimi için ne yapabiliriz?

Ebeveynler olarak çocuklarımızın duygusal ipuçlarını okumayı öğrenmeliyiz. Bu sayede onlara kendi duygularını tanımaları için yardımda bulunabiliriz. Çocuklarımız için örnek davranışlar sergilemeli, sevgiye dayalı etkileşimlerde bulunmalıyız. Duygularına, arzularına ve ihtiyaçlarına karşı ilgi göstermeli, günlük aktivitelerindeki hoşumuza giden yönleri onlara ifade etmeli,  bakış açılarına saygı duymalı, her başarısında gururlandığımızı ifade etmeli, cesaret vermeli ve stresli anlarında onlara destek olmalıyız.

Devamını Oku

17

15 Kasım 2016 •

MOTOR BECERİLER İLE BİLİŞSEL BECERİLER ARASINDAKİ BAĞLANTI

Genelde el-göz koordinasyonu gibi, gerçekte bebeğin bilişsel gelişimin temelini oluşturan el becerilerini pek dikkate almayız. Aslında bilimsel literatürde hareket için “motor becerileri” mental işlemler için “bilişsel beceriler” terimleri kullanılarak bu iki tip fonksiyon birbirinden açık ve belirli bir şekilde ayrılmıştır. Ancak anlaşılan o ki bu tarz bir yaklaşım, eğitimde doğru farklar yaratacak yenilikler yapmaktan bizi alıkoyabilir.

Yeni araştırmalar çocuğun ilk yıllarındaki ince motor becerisinin gelişimi ile ileriki yıllarda matematik,  fen, okuma becerilerindeki başarısının birbiriyle ilişkisi olduğunu ortaya koydular. Yeni doğan bir çocuğun gözleriyle annesinin yüzünü takip etmesi, daha sonra elini onun yüzüne uzatması ve burnuna dokunması gibi basit bazı beceriler çocuğun ileriki yıllarda neleri başarabileceğini anlamamıza yardımcı olabileceği gibi, bu gözlemlerden hareketle çocuğun kreş için hazır olup olmadığını anlamamızda da bize yardımcı olabilir.

Motor-Bilişsel Arasındaki Bağlantı

Böyle bir sonuca varmak için öncelikle beyindeki motor ve bilişsel merkezler arasındaki bağlantıyı anlamamız gerekir. Beyin görüntüleme ve nöro anatomik analizler sayesinde Adele Diamond, beyindeki motor beceriler ile bilişsel becerileri düzenleyen alanlar arasında, çok sayıda önemli bağlantılar keşfetti. Bu analizlere göre motor becerilerin merkezi beyincik, bilişsel becerilerin merkezi ise ön frontal korteks olarak belirlenmiş, iki merkezin ayrı ayrı bölgelerde oldukları tespit edilmiştir. Fakat Diamond’s un araştırması belirli bazı motor veya bilişsel görevlerin yerine getirilmesi sırasında iki bölgenin de aktiflenebildiğini göstermiştir. Ayrıca birçok araştırma, beynindeki temel motor veya temel bilişsel alanlarından herhangi birinde hasar bulunan kişilerin her iki beceri alanında da sorun yaşadığını ortaya koymuştur.

Aslında Karen Adolph (2005,2008; Adolph & Berger, 2006) bilişsel beceriler ve motor beceriler arasında karmaşık bir ilişkinin var olduğunu ortaya koymuştu. Çünkü yeni doğan çocuklar değişken ve karmaşık bir dünyanın işleyişini öğreniyorlarken aynı zamanda ince ve kabar motor becerilerine ilişkin şeyler de öğreniyorlar, ikisi sabit bir uyum içerisinde ilerliyor. Bedenlerinin değişimiyle eş zamanlı olarak etraflarında dönen dünya onlara yeni bilgiler sunuyor. Bu nedenle dünyadaki fiziksel var oluşları ve dünya içerisinde hareket etme gereklilikleri bile bu durumlara bilişsel çözümler üretmeyi gerektiriyor. Kısacası yeni doğan çocuklar, uyudukları zamanın dışında kalan bütün hayatlarını öğrenmeyi nasıl öğreneceklerine adıyorlar.

Motor Becerilerin Gelişimine Göre Tahminde Bulunma

Bir çocuğun gelecekte, okuma becerisinde, matematik ve fen derslerinde başarılı olup olmayacağını tahmin ederken onu matematik becerilerine, erken okuma becerilerine, sosyal becerilerine, dikkat  becerilerine ve dikkatini belirleyen merak, ilgi ve isteğinin öğrenmeye yönelik olup olmadığına bakılır.  Dikkat ederseniz motor (fiziksel) beceriler, çocuğun bilişsel derslerdeki başarısını öngörmek için referans alınan beceriler arasında yer almaz.

Fakat şimdi, motor-bilişsel beceriler arasındaki bağlantının keşfedilmesinden dolayı David Grissmer, Sophie Aiyer, William Murrah, Kevin Grimm ve Joel Steele gibi araştırmacılar motor becerilerin gelişiminin önemini ön plana çıkardılar. Geriye dönük 6 veri bankasını analiz ettiler ve ince motor becerilerinin aslında, çocuğun gelecekteki başarılarını tahmin etmeye yarayan güçlü bir veri olduğunu buldular. Hatta “dikkat, ince motor becerileri ve genel bilgi düzeyi” verileri beraber baz alındığında, çocuğun gelecekte matematikte, okumada ve fende başarılı olup olunamayacağını bilme ihtimali çok daha kuvvetleniyor.

Daha İyi Yöntemlerle Hareket Etme

Bu araştırma grubuna göre ” küçük yaşlardaki dikkatin, ince motor becerilerinin veya dünya dair genel bilgi düzeyinin güçlü olup olmadığını ölçen bir kaç yöntem var  ve bu yöntemler gelecekte, matematikte ve okuma başarısını yükseltmede yarar sağlayabilir.”  Ayrıca bu araştırma grubuna göre bazı veriler oldukça net:

*Beyin şemasında ince motor becerilerinin kontrol alanı ile bilişsel kontrol alanı arasında açık bir bağlantı vardır.

*Bu alanlar, beynin ilk yaşlardaki gelişimi sırasında farklı hızlarda gelişmelerinin dışında, diğer tüm zamanlarda eş zamanlı olarak gelişmektedirler.

*Motor Becerilerin, çocuğun gelecekteki matematik ve okuma başarısının göstergesi olduğu kanıtlanmıştır.

Sonuç olarak; bu yaklaşım sayesinde motor beceriler ve bilişsel beceriler arasında bağlantılar bulunduğunu anlıyoruz ve bunun da neticesinde daha kapsamlı olarak anlamak için araştırmalar yapma fırsatına ulaşıyoruz. Bu araştırmalardan elde edilecek veriler, bilişsel becerilerle motor becerilerin bütünsel bir şekilde gelişimini sağlayacak stratejilere ulaşmamızı sağlayabilir. Bu becerilerin birlikte gelişimi için daha yeni daha etkili yöntemler keşfetmemize yardımcı olabilir. Ve ayrıca çocuklarımızın ileride başarıyı yakalamalarına yardımcı olmak için onları nasıl hazırlamamız gerektiğine ilişkin bilgilerimize yenilerini ekleyebilir.

Devamını Oku

18

10 Kasım 2016 •

Doğanın Bilişsel Gelişime Etkisi

Dışarıya Çıkın! Bu Beyniniz İçin Çok Yararlı

Bilişsel becerilerimizi geliştirmenin yöntemlerinden konuşulduğunda tartışmalarımızın çoğunun merkezinde karmaşık teknikler bulunmaktadır. Fakat bunların yanında, parkta yürümek gibi, bilişsel gelişime büyük ölçüde katkıda bulunacak basit teknikler de mevcuttur. Dışarıda daha fazla zaman geçirme yöntemi pratikte bir halk inanışından kaynaklanıyor gibi görünse de araştırmalar doğal ortamların, reel ve ölçülebilir faydalarının olduğunu ortaya koymaktadırlar.

Bilişsel Dikkatin 2 Yönü

Psikologlar arasında uzun bir süredir kabul gören yaklaşım göre dikkat ve konsantrasyon gücü, bizim gün boyu zorlu bilişsel görevleri yerine getirmeye çalışırken tükettiğimiz sınırlı kaynaklardır. Fakat bu konu üzerine yapılmış araştırmalar, dikkat yeteneğimizle ilişkilendirilebilecek iki farklı durum arasında kritik bir ayrım yapmaktadır. Gün içerisinde yapmamız gereken bilişsel işlemlerin yanında, okulda, işte, şehirde karşı karşıya geldiğimiz daha birçok işlem, dikkatimizi istemli olarak yönlendirmemizden dolayı bilişsel kaynaklarımızı tüketir. Çünkü bu durumlarda belirli bir iş üzerinde odaklanmamız gerekir ve ayrıca diğer uyaranları, psikolojik ve duygusal dikkat dağıtıcıları da filtreleyip engelleriz. Mesela hayatta; kaçınılması gereken bir trafik, okunması gereken tabelalar, sürekli akan bir kalabalıkta, sokaklarda veya caddelerde yolunu bulmak gibi mental yorgunluğa yol açan şeyler vardır.

Diğer yandan doğal alanlar oldukça farklı ve büyüleyici bir yoldan bilişsel sistemimizle etkileşime geçerler. Yeşil bir çayır veya güzel bir gün batımı gibi doğa manzaraları istemsiz olarak, bilinçli bir odaklanmayı gerektirmeden, ve uyarıcı etkisine rağmen zihnimizde bilişsel bir sürece sebebiyet vermeden ilgimizi çekerler. Antrenmanlardan sonra kasların gevşemesi gibi, bu tarz doğal yerler yorgun düşmüş bilişsel fonksiyonlarımızın kapasitesini tüketmez aksine restore ederler. 1980’lerde Rachel ve Stephen Kaplan tarafından yapılan araştırmalar, doğada bulunmanın faydalarını kanıtlamıştır. Yaptıkları birçok çalışmada doğada bulunmanın, kentte veya ev ortamında bulunmaya nazaran dikkat, hafıza ve bilişsel testlerdeki performansı büyük ölçüde arttırdığını göstermişlerdir. Şaşırtıcı bir şekilde bu faydalar, ev bitkilerine, hatta doğa fotoğraflarına bakmak gibi yapay şeyler sayesinde de gözlemlenebilmektedir.

Mental ve Psikolojik Sağlık

Doğal yerler ayrıca, daha iyi mental sağlık sonuçlarıyla ve streste azalma etkisiyle korelasyon ilişkisine sahiptir. Stanford’lu araştırmacı Gregory Bratman’a göre “doğal dünyayla olan bağımız nedeniyle doğa manzaraları stresi azaltarak ve otonomik bir uyarılma sağlayarak parasempatik sinir sistemini aktif eder.” Örnek vermek gerekirse, doğa manzaralı penceresi olan ofis çalışanlarının daha yüksek iş tatminine sahibi oldukları ve işyeri ile alakalı daha az hayal kırıklığı yaşadıkları rapor edilmiştir. Yeni bir araştırma, beyin tarama verilerini de araştırma içerisine dahil ederek, doğa yürüyüşlerinin beyindeki depresif ve derin düşünmeyle ilişkili subgenual prefrontal cortex bölgesindeki aktiviteleri azalttığını göstermiştir.

Doğada bulunmanın psikolojik faydaları da vardır. Bunama hastalığından muzdarip huzur evi sakinleri zamanlarını bahçede geçirmeleri sayesinde hareket kabiliyetlerinde gelişim kat etmişlerdir. Hastanede yeşilliklere bakan pencere sahibi hastaların ise ameliyat sonrası daha hızlı iyileştiği gözlemlenmiştir.

Sosyal ve Davranışsal Zeka

Asırlardır tekrar ede gelmiş “Dışarıda oyna!” söylemini destekleyen araştırmalar, doğanın çocuklar için çok fazla önemli olduğunu göstermektedir. Doğa manzaralarında bulunan çeşitli objeler ve şekiller, bilişsel gelişimin yanında sosyal gelişimle de ilişkili olan yaratıcı oyunlara teşvik etmektedir. Şehirde yaşayan çocuklar üzerine yapılan bir çalışma, en azından kızlar için, daha yeşil bir ev çevresinde yaşayanların dürtülerini kontrol etmede ve öz-disiplini sağlamada daha iyi olduklarını gösteren bir korelasyon ortaya koymuştur. Aynı şekilde doğal alanlarda oynamanın, dikkat eksikliği sorunu bulunan çocuklarda ciddi bir semptom azalmasına sebep olduğu keşfedilmiştir. Daha geniş bir çerçevede, yapay yapılardan oluşmayan, açık ve doğal dış mekânlar çocukları grup aktivitelerinde ve problem çözmedeki işbirliğinde sosyal uyumu sağlamaya teşvik eder. Yeşil alanların bu faydaları ayrıca yetişkinler için de geçerlidir. Özellikle de marjinalleşmiş bir şehir topluluğu içerisinde yaşıyorlarsa…

Sonuçlar

Doğada vakit geçirmek gibi basit bazı şeyler, bilişsel yolla öğrenme yeteneğinin geliştirilmesi adına ekstra yöntemler olarak değerlendirilebilirler. Ancak, çocukların konsantrasyonu için eğitim açısından birçok dezavantajı bulunan yerleşim yerlerinin çoğunda doğal alanlara erişim imkânı neredeyse sınırlıdır ve bu sorun, dünya genelindeki kentleşme oranı artarken daha da çok büyümeye başlamıştır. Erken çocukluk dönemindeki bilişsel, davranışsal ve duygusal gelişimin birbiriyle bağlantılı olduğunu bilirsek,  çevresel faktörlerin önemini daha net anlarız. Bu nedenle çocukların gelişimleri için en mümkün ortamı sunmaya çalışmak zorundayız.

Devamını Oku

39

8 Kasım 2016 •

Dopamin ve Öğrenmeye Etkisi

Öğrenilen bilgilerin akılda tutulması beyinde bulunan küçük bir kimyasal sıvıyla doğrudan alakalıdır. Bu kimyasalın adı dopamindir.

Dopamini, ödüllendirildiğimizde beyinde salgılanan bir kimyasal olması nedeniyle belki daha önce duymuş olabilirsiniz. Dopamin ayrıca kazanılan yarışlarda, aşırı heyecan duyduğunuz yeni bir macera sırasında da salgılanan bir sıvıdır. Bir çok çocuk ve yetişkin macera dolu yeni ve keyifli şeyler öğrenirken beynindeki dopamin seviyesi yükselir ve bu, yeni bilgilerin akılda tutulmasına yardımcı olur. Fakat bazılarında eğer dopamin seviyesi düşükse yeni bilgiler bir kulaktan girer, diğer kulaktan çıkar ve akılda kalmazlar.

Dopamini beyindeki “kayıt butonu” olarak düşünebiliriz. Bir olay veya bir deneyim sırasında beynimizde dopamin salgılanmışsa, o anları hatırlarız. Eğer salgılanmamışsa aklımızda hiçbir şey kalmamış olabilir. Beynimizde, gerçekleştirdiğimiz aktiviteler sırasında motivasyonumuzu ve ilgimizi artıran bazı bölgeler bulunmaktadır. Genel bir tabirle “Ödül Merkezi” olarak adlandırılan bu bölgelerden biri dopamin aracılığıyla aktiflenmektedir. İçinde bulunduğumuz aktivitelere ne kadar ilgili ve ne kadar motivasyonlu isek beyinde o kadar çok dopamin salgılanır ve biz o anları o kadar çok iyi hatırlarız. Ödül merkezi, hayatımızda güzel şeylerin gerçekleştiği ana giderek veya keyifli bilgileri anımsayarak odakta kalmamıza ve pozitif sonuçlar aldığımız aktiviteleri tekrarlamamıza yardımcı olur. Öyleyse aklımıza gelen soru “Çocuklarımızın öğrenme sırasında motivasyonlarını arttıracak ve öğretilenleri unutmamasını sağlayacak dopamin seviyesindeki artışı nasıl sağlarız?” İster inanın, ister inanmayın ama cevap oldukça basittir. Yeni, heyecanlı şeyler öğrenmelerini sağlayın, iltifat ve ödüllerle teşvik edin.

Öğrenmede yeni şeylerin önemi çok büyüktür. Bu, okulun öğrenciler için yeni ders kitapları aldığında neden daha çok sevildiğini bize göstermektedir. Yenilik, çocuklarımızda ve bizde bilgileri yeni bir yolla öğrenmek adına bir heves uyandırır. Bu hevesi canlı tutmak için, hazır bilgiyi yeni yöntemlerle sunmayı denemeli ve içerikleri daha farklı bir yolla aktarmak için yeni teknolojilerden yararlanmalıyız. Öğrenme ortamında( sınıfta veya evde) yenilikleri arttırarak çocuklarımızda dopamin seviyesini arttırabiliriz.

Öğrenmede heyecanın önemi de çok büyüktür. Çocuklarımızın hoşnutluk içinde öğrenmeye ilgilerinin devamlılığını sağlamak için macera dolu yöntemler bulmak adına belki de gecelerimizi düşünmekle geçirmeliyiz. Öğrenilecek bilgileri heyecanlı hale getirmek için; öğrenilen kelimeleri öğrencilerine hareketleriyle anlattırmaya çalışan ilkokul öğretmenleri, alan hesabını yatak odasını yeniden dekore etmek için kullanılacak boyanın miktarını hesaplattırarak öğreten ortaokul matematik öğretmenleri, fiziği de kürdanlarla köprü yaptırtarak öğreten lise öğretmenleri vardır. Tüm bu örnekler sınıfta enerjiyi ve heyecanı yüksek tutmayı sağlar. Heyecanı arttırarak çocuklarımızda dopamin seviyesini arttırabiliriz.

Öğrenmeye teşvik etmenin önemi de oldukça açıktır. Hepimiz teşvik etmenin gücünün farkındayızdır. Bazılarımız eşlerimizi teşvik ederek ev işlerinde daha çok sorumluluk almasını sağlamaktayız. ” Hayatım, bulaşık yıkamakta oldukça iyisin, sen ne zaman mutfaktaki işleri bitirsen mutfak parıldıyor.” Teşvik etmek aslında dopamin seviyesini yükseltmenin en iyi yoludur ve bilginin akılda kalmasını sağlar. Bunu çocuklarınızda mutlaka hemen deneyin. Örneğin; bir öğretmen sınıfta kimsenin bilemeyeceği bir soru sorsa ve ardından da cevap vermek için normalde elini kaldırmayacak bir öğrenciyi seçerek onu doğru cevaba yönlendirip tüm sınıf önünde doğru cevap vermesini sağlasa ve sonunda da bir iltifatla ödüllendirse aradan oldukça zaman geçse bile aynı soruyu yine aynı öğrenciye sorsa ondan mutlaka doğru cevap alacaktır. Çünkü bilgi artık hafızada kalmıştır. Dikkatlice kullanıldığında teşvik etmek en önemli hafıza güçlendiricidir, çünkü dopamini yükseltmede oldukça güçlü bir etkiye sahiptir.

Çocukların öğrenmelerini sağlamada başarılı olmak zor değildir. Yenilik, heyecan ve teşvik edici ödüllendirme, beyinde dopamin seviyesini yüksekte tutmayı sağlayacak 3 anahtar unsurdur. Yeni yöntemlerle bilgileri daha ilgi çekici hale getirerek, olabildiğince heyecan katarak ve çabayı ödül veya iltifatlarla teşvik ederek motivasyonu ve dikkat düzeyini üst seviyelerde tutmayı başarabilir, bilgilerin hafızada daha uzun sürede tutulmasını sağlayabilirsiniz.

Devamını Oku

102

3 Kasım 2016 •

Günlük Okuma Egzersizleri Tahmin Ettiğinizden Çok Daha Önemli

Birçok öğrenci okula sınırlı kelime bilgisiyle başlar ve zamanla yapmaları gereken bir çok şeyin bilgisiyle donatılırlar. Ancak karşılaşılan zorluklar nedeniyle öğretmenlerin hevesleri kırılır. Kendilerinden beklenenleri ve zorlukların üstesinden gelmeyi her gün başaramaz, sınıflarında her zaman değerli şeyler yapamazlar. Bu nedenle bizim yapabileceğimiz belki küçük ama çocuklar için etkisi çok büyük bazı şeyler vardır.

Okumayı Modellemek Niçin Önemlidir?

Çocuklara okuma alışkanlığı anne-babanın kucağında kazandırılır.” Emilie Buchwald

Öğrencilerin gün içerisinde anne-babalarının kucağına oturabilecekleri geniş bir zaman dilimleri vardır. Birileri kendilerine bir şey okurken onların kucaklarına çıkmaları çocuklar için doğal bir atmosfer oluşturur. Okulda akıcı okumanın nasıl olması gerektiği bütün öğrencilere öğretilir ve bunun faydası da olur ancak aynı bu faydanın evde devam ettirilmediği bazı öğrenciler vardır.

Daha büyük öğrenciler de okuma pratiğinden mutlaka yarar sağlarlar. Jim Trelease “Sesli Kitap Okumanın El Kitabı” nda  ” Her yüksek sesle okuyuş çocukların keyiflenmesi için bir davetiyedir. Onlara yaptırılmaya çalışılan her bir zorunlu çalışma ise onlar için acı demektir. Eğer acının keyiflenmeye baskın gelmesine neden olursanız, çocukların okumadan kaçmasına neden olursunuz” demektedir. Biz kendimiz okuduğumuz zaman ve okumaya olan tutkumuzu yansıtabildiğimiz zaman çocuğumuzda görmek istediğimiz okuma tutkusu ona davetiye çıkarır.

Öğrencilerin Çok, Daha Çok ve Daha da Çok Okumalarını Sağlayın.

Okuyuşu iyi ve kötü olan insanlar arasındaki en büyük farklardan birinin okuma için harcanan zaman arasındaki fark olduğunu gösteren yeterince kanıt vardır.” National Reading Panel, 2000

Okuma becerisinin geliştirilmesi için en iyi yol okuma pratiği yapmaktan geçer. Eğer akıcı okumayı çocuklarımız için önce biz kendimiz modellendirir ve onların becerisine ve ilgisine en uygun materyalleri seçersek o zaman okuma pratiği yapmaları için onlara atmosfer oluşturmuş oluruz.

İyi okuyucuların çok, kötü okuyucuların az okuma yapıyor olmaları şaşırtıcı değil. Eğer bir aktivite keyif vermiyorsa ona vakit harcamak arzu edilen bir şey değildir. Ancak, iyi okuyucular çok, kötü okuyucular az okuyorlarken becerileri arasındaki uçurum da artmaktadır. Bu nedenle bütün öğrencileri okumaya teşvik etmek zorundayız.

Okuma becerisi kötü olanlar için pratik yapmak oldukça kritik bir öneme sahiptir. Pratik yapmak sadece okuma becerilerimizi arttırmaz aynı zamanda ufkumuzu da genişletir. Okunan kelimeler yeni anlamlar, yeni fikirler, yeni konular ve yeni şeyler öğrenmek demektir. Öğrencilerin daha çok okumasını sağlayarak onların hayal güçlerinin gelişmesine ve bilgi birikimlerinin artmasına yol açarız. Öğrenciler az okudukları taktirde sadece okuma becerilerindeki gelişim ağır ilerlemekle kalmaz bunun yanında çok daha fazla şey de kaybederler.

Okumak Derin ve Sürekli Bir İhtiyaçtır.

Okumanın niteliği üzerine son bir final notu: Daha iyi okumalarına yardım etmek için öğrencilerin motivasyonlarına odaklanmalıyız, öğrenciler okuma materyali seçerken kendilerine uygun, onlara ilham verecek olanlarını seçmelerinde onlara yardımcı olmalıyız.

Çocukta okuma alışkınlığı sağlayacak ve okumayı derin ve devamlı bir ihtiyaçmış gibi hissettirecek herhangi bir kitap çocuk için en iyi olan kitaptır.” Maya Angelou

Kendi okuduklarınız üzerinden niçin okuduğunuzu ve ne okumaktan hoşlandığınızı düşünün. Tek başına kendi yetenekleri doğrultusunda okuma materyali seçmeyi başarabilen çok az yetişkin vardır. Genelde insanlar bilgilenmek, özel ilgi duydukları alanlarda bilgi sahibi olmak, hayattan kaçmak ve hayallere dalmak için okurlar. Okumaya ilişkin derin ve sürekli bir ihtiyacın oluşmasını sağlamak için çocuklara fantastik ve hoş bir edebiyat sunmamız lazım. Çocuklar kelime yönüyle zengin, esrarengiz hikayelere ve çeşitliliğe ihtiyaç duyarlar. Bazen güzel bir içerik öğrencinin algılayabileceğinin ötesindedir. Fakat biz algılayabilmelerini, anlam iskeletini kurabilmelerini sağlamak için onlara yardımcı olabilir, onları cesaretlendirebiliriz ve bu sayede okumak için yaptıkları her girişim onlara bir sonraki seferde daha iyi bir durum sağlar.

Çocuklara sadece basit bir şekilde okumayı öğretmek yeterli değildir. Okumaları için onlara değerli bir şeyler vermek zorundayız. Hayal güçlerini geliştirecek, kendi hayatlarında bir hassasiyet oluşturacak ve kendilerinden tamamen farklı yaşayan insanlara ellerini uzatmaları için onları cesaretlendirecek bir şeyler…” Katherine Patterson

Devamını Oku

22

1 Kasım 2016 •

Yükselen Sınav Sonuçları Bilişsel Becerilerin Geliştiğinin Göstergesi midir?

Okulların, tüm odak noktalarını standartlaştırılmış sınav sonuçlarını geliştirmeye adamaları tartışmalı konulardan birisidir. Sınavlar zorunlu olsun ya da olmasın, gerçekte ölçülen şeyin ve konuların ne kadar ölçüldüğünün üzerinde bir anlaşmazlık vardır. MIT’de, John Gabrieli tarafından yürütülen bir çalışmanın sonucu olarak Psychological Science dergisinde yayınlanan bir makalede sınavlarla aslında neyin ölçülmediği biraz aydınlatılıyor.

Gabrieli ve çalışma ekibi yükselen sınav sonuçlarının, işleyen bellek, bilgiyi işleme hızı ve soyut düşünme becerisi gibi bilişsel becerileri kapsayan akışkan zekânın gelişimiyle bir ilişkisi olup olmadığını keşfetmeye çalıştılar. Ancak bilinmelidir ki standartlaştırılmış sınavlar aslında, öğrencilerin kendilerine öğretilen bilgi ve becerileri uygulamaya koyma yeteneği olan kristalize zekâyı ölçmektedir.

Araştırmacılar bu araştırmayı, okul verilerinin kayıt edildiği genel sistemde yer alan okullardan, sınav sonuçları yükselenlerle yükselmeyenleri karşılaştırarak yaptılar. 1400 öğrencinin karşılaştırılması sonucunda akışkan zekânın okula gitmekle bir ilişkisi olduğuna dair bir veriye rastlamadılar. Diğer bir ifadeyle öğrencilerin akışkan zekâsı sınav sonuçları ile beraber yükselmiyordu. Yükselen sınav sonuçları başarıyı ölçmektedir, bu kesin. Yüksek sınav sonuçları olan öğrenciler mezun olmak ve üniversiteye gitmek için daha uygundurlar. Fakat daha sonra? Bu öğrenciler benzer bilişsel yeteneğe sahip olan akranlarından daha yüksek notlar alarak üniversiteyi tamamlayabilecekler mi yoksa daha düşük sınav sonuçları mı alacaklar? İş hayatında iyi bir performans göstermek ve karmaşıklığı artan dünyamızda yönünü bulmak için gerekli olan bilgilerle donanabilecekler mi? Henüz cevapları bilmiyoruz, fakat araştırmacılar dikkatlerini bu soruların cevaplarını bulmaya yönelttiler.

Standartlaştırılmış sınav soruları, – problemlerin üstesinden gelme, bilişsel yetenek gibi- uzun vadede önemli olabilecek muhtemel yetenekleri ve nitelikleri ölçmemektedir. Gerçekten ölçüp ölçmediği konusunda da sürekli eleştiriye maruz kalmaktadır. Gabrieli’nin de içinde bulunduğu bazı araştırmacılar eğitimcilerin, akışkan zekânın gelişimini savunan kişilerin tarafına geçtiklerini görmek istiyorlar. “Okullar kristalize zekâ becerilerini geliştirmektedirler, ve şuan akışkan zeka becerilerini geliştirmek için bazı metotlar keşfedilmiş olsa bile okulların öncelikle odaklandıkları şey hala kristalize zeka becerilerini geliştirmek.

Hergün artan bir sayıda birçok okul online kullanımlı FastForWord Programı ile öğrencilerin bilişsel becerileri üzerine odaklanmaya çoktan başladılar. FastForWord, okuma ve yazma becerilerinin yanı sıra işleyen hafıza, bilgiyi işleme hızı gibi bilişsel becerilerin gelişimi için bilimsel olarak kanıtlanmış bir programdır. FastForWord’u kullanan öğrenciler genel olarak önemli ölçüde akademik performanslarını ilerletmekte ve ayrıca daha özgüvenli öğrenciler olmaya başlamaktadırlar.

Kristalize zekâyı inşa etmenin önemi kadar zekânın 2 türünün de(akışkan ve kristalize) gelişimi eğitimcilerin önceliği olmalı. Öğrenciler sadece benzer problemlere ilişkin benzer bilgi ve becerileri uygulamakla donatılmamalı, aynı zamanda yeni durumlarla karşılaştıklarında gerçek dünyada onlar için avantaj olacak, kalıcı değerleri anlamalı ve anlamlandırmalılar.

Devamını Oku

86

27 Ekim 2016 •

Stresin Beyin Üzerindeki Olumsuz Etkilerine Karşı Koymak İçin 4 Yöntem

STRES!

Günlük hayatımızın bir parçası olması rağmen, sadece kelimenin kendisi bile birçoğumuzda kaygıya neden oluyor. Doğrusu bazen özlemini çeksek de tamamıyla stressiz geçen günler oldukça sıkıcıdırlar. Nörobilimciler birazcık stresin tetikte kalmamıza ve çevremizdeki değişimlere uyum sağlamamıza yardımcı olması nedeniyle aslında bizim için yararlı bir şey olduğunu söylemektedirler. Eğitimciler ve atlet antrenörleri de puanlama ve sınıflandırmaya tabi tutulacak yarışmacılardaki stresin motivasyona yardımcı olduğunu tespit etmişlerdir. Fakat stresin aynı zamanda, Travmatik Stres Bozukluğu(PTSD) olan kişilerden elde ettiğimiz yeni bilgilerin ışığında, oldukça zararlı bir etkiye sahip olabileceğini de biliyoruz. Gün içerisindeki bir problemden dolayı stres olmamız nedeniyle çok kritik hatalar yaptığımız veya çok önemli şeyleri unuttuğumuz anların sürekli deneyimlediğini söyleyemeyiz. Peki öyleyse fark ne? Kötü stresle iyi stresin arasındaki çizgi nerede? Sorun stresin türü veya niteliği mi?

Basitçe ifade etmek gerekirse hayatın diğer yönleri gibi, stresin de insan hayatının kaçınılmaz yönlerinden birisi olması nedeniyle aşırı boyutlara ulaşmadığı takdirde stres, bizim için yararlıdır, aşırı stres ise zararlıdır. Beyin araştırmacıları stresin biyolojik ve psikolojik kaynaklı olması noktasında bir ayrıma sahip olduğunu söylemektedirler. “Tolere edilebilir stres” ile “toksik stres”i birbirinden ayırmakta ve bunların beden üzerinde etkilerinin tamam farklı olduğunu vurgulamaktadırlar.

Tolere Edilebilir Stres / Toksik Stres

Stresin bu iki ayrı türünü anlamak için beynin stres mekanizmasını açıklayarak konuya giriş yapmak daha yararlı olacaktır. Bunun için beyni iki ana kısıma ayırabiliriz. Cerebrum (the advanced thinking part of the brain) adı verilen beynin ileri düşünme bölgesi bizim aşina olduğumuz bir bölgedir. Bu bölge beynin en üst kısmında bulunan büyük bölgedir. Fakat beynin bu kısmının altında, açlık ve uyku gibi durumlarla beraber duyguları da harekete geçiren vücut fonksiyonlarının koordine edildiği başka bir bölge daha vardır. Bu bölge ise korku, kızgınlık ve sevinç gibi duyguların yönlendirildiği limbik sisteme sahiptir. Duygulara veya beden durumlarına cevap olarak hormon salgılanması işleminde birlikte çalışan hipotalamus ve adrenalin bezesinin bulunduğu bölgeye çok yakındır.

Stress Anında Fiziksel Olarak Neler Gerçekleşir?

Strese cevap olarak olarak adrenalin bezinden kortizol hormonu salgılanır. Bu hormon besinlerin enerjiye dönüşmesine yardım ederek kan şekeri seviyemizi arttırır ve bu sayede metabolizmamızı yükseltir. Fakat aynı zamanda bağışıklık sistemimizi de baskılar, bu da hastalıklara daha açık olmamıza neden olur. Mesela stres dolu bir günün ardından aç kurtlar gibi hissettiğimizden dolayı çoğumuz yüksek kortizolun pratikteki karşılığını biliyoruzdur. Ve ayrıca stres dolu bir dönemin ardından soğuk algınlığımızdaki artışı fark etmiş veya diğer virütik hastalıkları deneyimlemiş olabiliriz.

Strese cevap olarak adrenalin bezinden üretilen diğer bir hormon epinefrin olarak da bilinen adrenalin hormonudur. Bu hormon hareketlenme için kasları hazırlarken, kan dolaşımının yanında nefes sıklığının da artmasına neden olur. Adrenalin kortizol gibi, özellikle karbonhidratlar aracılığıyla metabolizmayı yükseltir. Böylece, strese neden olan şeyle başa çıkmak veya ondan kaçınmak için ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi bize sağlar. Bilim adamları bunu, bizim“savaş ya da kaç” tepkimiz olarak tanımlar.

Bu bilgiler “tolere edilebilir stres” ile “toksik stres” arasındaki farkı anlamak için yeterlidir. Tolere edilebilir stres bir işi etkili ve verimli bir şekilde yapabilmek için bize enerji verir, metabolizmayı yükselterek bizi kuvvetlendirir ve bize hızlı vücut hareketleri sağlar. Örnek olarak, bir işteki zaman sınırlaması stresi bize enerji verir ve eldeki işin tamamlanmasına odaklanmada bize yardım eder. Okul çağındaki çocuklara örnek olarak ise; yaklaşmakta olan sınavların stresi öğrenciye yeni materyaller okuması ve onları ezberlemesi için motivasyon ve enerji sağlayabilir. Bir atlet için yarış stresi, kazanmaya yönelik bir üstünlük sağlamaya yardımcı olmalıdır. Tüm bu örneklerde stres, görünürde bir sonu bulunduğu için tolere edilebilir olarak düşünülmektedir. İş projesi tamamlanır. Sınav veya oyun sonra erer, yüksek hormon seviyesi düşer, ve bunların ardında da dinlenme ve rahatlama süreci bizi beklemektedir.

Toksik stresin farkı tam olarak bir çaresinin bulunmamasıdır. Bu stres sürekli ve aralıksız devam etmektedir. Adrenalin hormonu seviyesi uzun bir süre yüksek seviyelerde gezinmektedir. Bu durum sadece insan bedenini olumsuz olarak etkilemez aynı zamanda zihnin işleyişini de değiştirir. Bu konuda beynin deneyime dayalı bir yapıda olduğu hatırlamak çok önemlidir. Beyin neyi en çok yaparsa onda daha başarılı olur. Çokça piyano çalışması yaparsanız, beyninizi müzik becerilerini geliştirmeye zorlarsınız. Fakat bu noktada kronik toksik stres olanlarda problem çıkar. Beyin odaklanır ve bu nedenle aşırı stres oluşmaya başlar. Bu gerçekleştiğinde beyin bizi üzerinde düşünmeye vaktimizin olmadığı problem nedeniyle hızlı ve kararlı hareket etmeye hazırlar. Yani özünde işleyen beyin kilitlenir, fakat bu kilitlenme okulda başarılı olmak için gereken matematik, okuma ve problem çözme gibi egzersize dayalı becerileri kapsamaz. Stresli durumlarda beyin hızlı tepkiler üretme konusunda daha da hız kazanıyorken birey başka hiç kimsenin kaldıramayacağı bir yükü omuzlarında taşıyor gibi şiddetli toksik stres reaksiyonları deneyimler. Ve kişide uzun biri süre boyunca tedirginlik hali devam eder. Toksik stresi bulunan bir öğrenci içinse okulda şu durumlar görülebilir;

*Şiddetli tepkiler
* Artan saldırganlık
* Ayrıca dinleme becerilerinde yetersizlik ve davranışlarında kontrol eksikliği görülebilir.

Bu öğrencilerde, sınıf ortamında problem teşkil edebilecek seviyede, ancak belki bir boks ringinde ya da basketbol sahasında çok da işe yarayacak derecede sürekli bir canlılık hali bulunmaktadır.

Toksik Stresin Sebepleri ve Etkileri

Okul çağındaki çocuklarda toksik strese sebep olan şeyler nelerdir ve çözümü var mıdır?

Araştırmacılar, evde çocukları sürekli ihmal etmenin veya onlara kötü davranmanın toksik strese sebep olacağını söylemektedirler. Fakat ayrıca çözümü zor daha birçok sebep vardır; ebeveynler arasında devam eden evlilik sorunları, annedeki kronik depresyon ve yoksulluk. American Scientific Mind dergisinin 2016 Mayıs sayısında toksik stresin etkileri ve sebepleri hakkında Clancy Blair’a ait harika bir özet mevcuttu. Makalede “Öğrenmek İçin Rahatla” başlığıyla 3 adet sebep listelenmişti.

1-) Psikolojik temelli stres çok küçük çocukları dahi etkileyebilir, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim süreçlerini olumsuz şekillendirebilir.
2-) Düşük gelir nedeniyle yaşanan stresler çocukların öğrenmeye ait özel yeteneklerine doğrudan zarar verir. Bu durum, hayatın birçok alanında onları geriye götürme potansiyeline sahiptir.
3-) Daha varlıklı bir atmosferde yetişen çocuklar da öğrenme kapasitelerini zayıflatan stresli durumlarla karşılaşabilirler. Gençlerde stresin azaltılması onların iyi biri olmalarını sağlayabilir ve bilişsel performanslarını arttırabilir.

Stresin Öğrenme Üzerindeki Etkisini Tersine Çevirmek için 4 Yöntem

Öyleyse çocuklarımızdaki stresi azaltmanın çözümü nedir? Neyse ki, tahmin edebileceğinizden çok daha fazla yollar mevcuttur.

1-)Destekleyici Rol Modeller ve Ortamlar

Psikologlar, destek verebilecek yetişkinlerden en azından birinin, çocuğun çevresinde bulunması halinde toksik stresin etkilerinin dikkate değer bir şekilde azaldığını gözlemlemişlerdir. Bu kişi bir antrenör, bir akraba, dinsel bir figür veya bir çok durumda olduğu gibi bir öğretmen de olabilir. Aslında, zorlu veya stresli bir çocukluk geçirmiş veya aşırı yoksulluğun üstesinden gelmiş başarılı bir yetişkinle konuşmak isterseniz, onların genellikle bir veya iki öğretmeni kendilerine ilham verici, destekleyici ve rol model olarak belirlediklerini görürsünüz.
Fakat destek verici bir öğretmen toksik stres için tek başına çözüm olmaz. Okul, bir çocuğun kendini korunaklı ve saygı duyulur hissettiği güvenli bir cennet ortamını tek başına öğrenciye sağlayabilir. Değişken veya düşük sosyo-ekonomik çevrenin beyin üzerindeki negatif stres etkisi nedeniyle öğrenmekte zorluk yaşayan bu çevrenin öğrencileri, doğru atmosfer sağlandığında öğrenmede başarılı olmaya gereksinim duyacaklardır.

2-) Zekâ Geliştirme

Zekânın sabit kalmadığına inandıklarında ve zekânın öğrenme yoluyla geliştirilebileceğini düşündüklerinde öğrencilerin başarılarının önemli ölçüde hızlandığını Carol Dweck’ten öğrenmekteyiz.

3-)Rahatlama

Kısa süreli bir rahatlamanın, meditasyonun veya yoganın stresi azalttığına ve öğrenmede pozitif etki sahibi olduğuna dair kanıtlar vardır.

4-)Okuma-Yazma ve Bilişsel Becerileri İnşa Etme

Öğrenme için önemli olduğu bilinen beyin bölgelerinin özel olarak hedeflenmesi ve inşa edilmesi sonucu öğrencinin akademik başarılarında dramatik bir gelişme olduğunu gösteren araştırmalara dayalı, nöro-bilim temelli yöntemler vardır. Dikkat, hafıza ve dil becerilerini geliştiren, matematik ve okuma başarısı için sembol sistemlerini kavramayı sağlayan, özenle dizayn edilmiş nöro-bilim temelli bu egzersizler şuan okulda ve evde uygulamak için uygundurlar. Öğrenciler başarılı olduklarında okul, toksik stresli çevrelerden günde 6 saatliğine uzaklaştıkları bir yer olmaya başlayacaktır.

Nörobilim, destekleyici eğitmenlerin, öğrencilerdeki toksik stresin etkilerini tersine döndürmede başarılı olabileceklerini eklemektedir.

Devamını Oku

9025

24 Ekim 2016 •

Amerikan Pediatri Akademisi “2 Yaşın Altındaki Çocukları Ekranlardan Uzak Tutun” İlkesini Kaldırdı

Çocukların ve medyanın karmaşık ve çok hızlı değişen dünyalarında birçok ebeveynin sıkı sıkıya bağlı olduğu tek bir ilke vardır, o da 2 yaşın altındaki çocukları ekrandan uzak tutmaktır.

Ancak bugünlerde bu ilke geçerliliğini yitiriyor.

Amerikan Pediatrik Akademisi ilk kez 1992’de yayınladığı tavsiyeleri geniş ölçekte güncelleyip revize ederek yeni araştırmalar doğrultusunda çocuklar ve gençlere yönelik edinilmesi gereken yeni alışkanlıklara ilişkin ilkeler yayınlamaya devam ediyor.

Özellikle çok küçük olan çocuklar için daha çok önem teşkil eden bu yeni ilkelerin odak noktası, ekranda gösterilen şeylerden ziyade izleme sırasında çocukların yanında kimlerin bulunması gerektiğine kaymıştır. Ve bu sayede medya aracılığıyla öğrenme ve bilgi edinmenin geleceğine ilişkin şaşırtıcı bazı sonuçlara ulaşılmıştır.

Amerikan Pediatrik Akademisi hala 18 aydan küçük olan çocukların görüntülü görüşme yapmalarının haricinde ekrandan uzak tutulmaları gerektiği fikrinin en iyi fikir olduğunu söylemektedir. Anketlerde de anneanne ve dede gibi akrabalarla yapılan sanal görüşmelerin faydasının laptop veya telefon nedeniyle bebeğin uğradığı zarara daha ağır bastığına ilişkin ailelerde popüler bir inanış olduğu görülmektedir.

Amerikan Pediatrik Akademisi 0-2 yaş grubu çocuklar için görüntülü görüşme yapmaları dışında onların rahatça sosyal etkileşim kurmalarını sağlayacak alternatif bir yöntem önermemektedir. Fakat 6 aylık çocukların Skype üzerinden anneanne veya babaanneleri ile “Peekaboo” oynayarak duygusal bağlanma gerçekleştirdiklerini ortaya koyan alternatif bazı gözlemsel araştırmalar da mevcuttur.

15 aydan 2 yaşa kadar olan çocukların, eğitici medya yayınlarından öğrenebildikleri yeni kelimeler olduğunu kanıtlamaya çalışan çok az çalışma vardır ve bunlar oldukça sınırlı sayıdadır. Eğer yeni kelimeler öğrenebiliyorlarsa bile bu ancak ebeveynlerin yayınları çocuklarla beraber izlemeleri, ekranda söylenenleri çocuklarına tekrar etmeleri veya çocuklarının dikkatini ekranda söylenenlere çekmeleri sayesinde mümkün olmaktadır. Diğer bir ifadeyle, bir video veya bir uygulamanın çocukların öğrenimi için aslında bir resim kitabı işlevi gördüğünü iddia etmek bu araştırmaların öne sürebileceği en tutarlı şey olacaktır.

Madalyonun diğer yüzünde ise birçok araştırmada eğitici videoların erken yaşlarda izlemesi ile dil becerilerinin kötüleşmesi arasında bir ilişki bulunduğu ortaya koyulmuştur. Ayrıca çok fazla televizyon izleyen ve izlemeye erken yaşlarda başlayan çocuklarda konuşma becerisinin gelişiminin geciktiğini gösteren araştırmalar da mevcuttur. Her iki durumda da asıl problem insanlarla kurulması gereken ilişkinin yerini medyanın almasıdır. Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi’nin yeni ilkeleri “2 yaşın altındaki çocukları ekranlardan uzak tutun” anlayışından ” bu yaş grubundaki çocukların gelişiminde medyayı tek başına kullanmaktan kaçının” anlayışına dönüşmüştür.

2-5 yaş arası okul öncesi çocukların bilgiyi ekranlardan gerçek hayata transfer edebildiklerini gösteren çok fazla kanıt vardır. Bu durum erken okuma yazmayı, matematiği, pozitif sosyal ve duygusal davranış ve becerileri kapsamaktadır.

Amerikan Pediatri Akademisi güçlü bir ismi temsil etmektedir. iPad Store’da belki yüzbinlerce eğitim uygulaması içerisinde öğrenme için yüksek standartları karşılayabilecek çok az uygulama olmasına rağmen çocuklara yönelik ve kanıta dayalı eğitici medya yayınlarından Susam Sokağı ve PBS gibi iki güvenilir yapıma ismini vermiştir.

Amerikan Pediatri Akademisi 2-5 yaş arası okul öncesi çocuklar için ekran kullanımının günde bir saatten fazla olmamasını tavsiye etmektedir. Daha küçük çocukların ekran önünde geçirecekleri vakitlerde ise çocuklarla ilgilenen kişilerin onlarla birlikte olmasını talep etmektedir:

İzlemeyi çocuklarla beraber yapmanız onların izledikleri şeyleri anlamalarına yardım eder ve öğrendikleri bilgileri kendi dünyaları içerisinde uygulamalarına yardımcı olur.”

Devamını Oku

113

20 Ekim 2016 •

Çocukların Öğrenmede Kararlı Olmalarını Sağlamak İçin Ebeveynlere 8 Tavsiye

Ebeveyn olarak ana hedeflerimizden biri çocuklarımızın öğrenmeye kararlı olmalarını sağlamak olmalıdır. Çünkü bu, başarının en önemli unsurlarından bir tanesidir. Kararlı çocuklar zorluklar içerisinde çalışmayı, yapısal eksikliklerin ve sıkıntıların üstesinden gelmeyi başarabilmekte ve belirlenen hedefleri gerçekleştirebilmektedirler.

Bunu bir maraton koşusu olarak düşünebiliriz. Bitiş çizgisine ulaşan koşucular, pratik ve antrenmanlarını aksatmayan, engelleri önceden tahmin etmede ve kendi adımlarını atmada kararlılık gösteren koşuculardır. Zor anlarda olumlu iç konuşmalar yapar, sakatlıkları etkili bir şekilde önlemek ve tedavi etmek adına adımlar atar ve gerçekçi beklentiler içine girerler. Yarışı bitirmek son kilometreyi sürünerek gitmek anlamına gelse bile…

Tıpkı daha uzun koşular için eğitilmeyen bir koşucu gibi, eğer çocuğunuz işler zorlaştığında da devam etmelerini sağlayacak dayanma güçlerini geliştirmedilerse, öğrenmede de kararlılık gösteremeyebilirler. Öğrenmeyi sürdürme çabasını sağlamaya giden yollardan biri olan kararlılık, en başta çocuğun dayanma gücüne bağlıdır.

Çocukların dayanma güçlerini artırmaları için ve dolayısıyla da kararlı olmalarına yardım etmek için doğru öğrenme ortamını oluşturmak çok önemlidir.

Zihinsel Yapılarını Geliştirmeleri için Çocuğunuza Yardım Edin

Çocukların, gelişme ve değişme kapasitelerinin bulunduğunu ve çabanın bu değişim ve gelişim için çok önemli olduğunu bilmeleri gerekir. Çabalarını, özel ve açıkça belirlenmiş hedeflere doğru yönelttiklerinde çocuğunuzu övün. “Her gün okumaya 10 dakika fazla zaman ayırmaya başladığından beri yabancı kelimeleri çok daha rahat çözüyorsun” gibi şeyler söylediğinizde çocuğunuzun başarıyla çaba arasında bağlantı kurmasına yardım etmiş olursunuz.

Biraz İtekleyin- Ve Durmanız Gereken Zamanı Bilin

Bazen çocuklar önlerindeki engelleri aşabilmek için cesaretlendirmeye ihtiyaç duyarlar.  “ Geriye kalan bu 2 problemi bitirdiğinde ne kadar iyi hissedeceğini düşün ve biliyorsun daha önceki problemlerin de hepsini sen çözdün” gibi birkaç destekleyici söz her şeyi değiştirebilir. Diğer yandan çocuğunuz mola alıp biraz dinlendikten sonra ödevine tekrar geri dönebileceğini bilmelidir. Bu durumda çocuğun görevinin başına geri dönmesi önemlidir. Görevini tamamladığı zaman, kararlı olduğunda gerçekten daha fazlasını yapabileceğini görecektir.

Sabır için Model Oluşturun

Çocukların çoğu kişisel hikâyeler dinlemeyi çok sever. Çocuklarınıza planladığınız gibi gitmeyen bir işinizi ve nasıl planlanmayan engelin üstesinden gelerek işinizi tamamladığınızı anlatın. Bu, bazı zamanlarda insanların pes etme isteği duymanın normal olduğunu görmeleri için harika bir yöntemdir. Aynı zamanda onlara bu tarz duyguların nasıl aşılacağı ve hedefe ulaşılacağı konusunda bir örnek oluşturur.

Olumlu İç Konuşmalar Yapmayı Öğretin

Bazı çocuklar motivasyonlarını korumak için kendileriyle nasıl konuşmaları gerektiği konusunda yardıma ihtiyaç duyar. Eğer çocuğunuzun içsel konuşmaları “Bu çok zor” veya “Bunun nasıl yapılacağını bilmiyorum “ gibi ifadelerden oluşuyorsa yapabileceği başka şeyler de olduğunu keşfetmesi için bir ilham perisi gerekebilir. Çocuğunuza “Eğer yapmaya devam edersem bunu başarabileceğimi biliyorum” veya “Gerçekten sıkışırsam arkadaşlarımdan veya anne-babamdan yardım isteyebilirim”  gibi daha olumlu kalıpları öğreterek zorluklarla yüzleştiklerindeki düşünme ve hareket etme tarzlarında bir değişiklik yaratabilirsiniz.

Daha Fazlasını Bekleyin

Çocuğunuza ondan beklentinizin yüksek olduğunu ve bu beklentileri karşılayabileceğinden emin olduğunuzu hissettirin. Başarı için gereken araçlara erişebildiklerinden ve bu araçları nasıl kullanılacaklarını bildiklerinden emin olun.

Teknolojiden Faydalanın

FastForWord programı gibi online araçlar, başarı ve çaba arasındaki bağlantıyı kurmak için çocuğunuza yardım edebilir. FastForWord programı, artan bilişsel yüke karşı koyabilmek için aşamalı olarak öğrencinin dayanma gücünü inşa eder. Egzersizler hafıza, dikkat, işlem ve sıralama yapma yeteneklerini arttırırken aynı zamanda okuma ve dil becerilerini de geliştirir. Performansa ilişkin anında geribildirim alma olanağı sağlar ve doğru zorluk düzeyini otomatik olarak ayarlar. Eğlenceli animasyon ödüllerinin amacı çocuğun başarıya ulaştığını görerek motivasyonunu korumasıdır.

Beyni Göreve Çağırın

Beynin nasıl öğrendiğini çocuğunuza öğretmek için asla çok erken veya çok geç değildir. Öğrenmenin, odaklanma ve sürdürülebilir çabayla mümkün olduğunu anlamaları için, beynin kullanılış şekline göre değişime uğradığını gösteren plastisite kavramını onlara tanıtın. Her beynin dramatik bir değişim yapma ve öğrenmede sıçrama yaşama kapasitesinin olduğunu anlamalarına yardım edin.

Tekrar, Tekrar, Tekrar

Çocuklar,  kararlı olmayı da kelime okumayı veya çarpım tablosunu nasıl öğreniyorlarsa öyle öğrenirler: TEKRAR. Kararlılığı kişisel hikâyelerle örneklendirme gibi bazı stratejiler çaba ve başarı arasında bağ kurulmasını sağlar ve ikinci deneyişlerinde yapabileceklerini düşündüklerinden biraz daha fazlasını yapmaları için çocuğunuza yardım eder. Bunun bir kere yapılması tabii ki yeterli değildir; ancak tekrarlanması zamanla çocuğun dayanma gücünü artıracak, daha kararlı olmasına yardım edecek ve doğal bir öğrenme isteği hissetmesine katkıda bulunacaktır.

Devamını Oku

337

4 Ekim 2016 •

Veli – Öğretmen İletişimini Güçlendirecek 3 Etkili Yol

İletişim, etkileşim, sorumluluk, öz-irade gibi sosyal becerilere yeterince sahip olan ve geliştirerek kullanan öğrencilerin sayısı azalırken, dikkat-odaklanma, içe kapanma, hiperaktivite gibi olumsuzluk, uyumsuzluk yaratan davranışları bulanan öğrencilerin sayısı günden güne artmaktadır.

Veliler ve Öğretmenlerin Yaşadığı Güçlükler

Her öğretmen, birçok öğrencinin aynı anda bireysel ihtiyaçlarını etkili ve verimli bir biçimde karşılamak için gerekli dengeyi sağlayabilecek yetenek, tecrübe ve bilgiye sahip olamayabilir. Böyle durumlarda aileler, çocuklarının gereksinimlerini karşılamada bazı güçlükler yaşayabilirler. Öğretmenler tarafından onaylanmış aşağıdaki ipuçları; çocuğun gelişimini desteklemeyi ve aileye de doğru rehberlik etmeyi amaçlıyor.

Sadece Gerçekler

Gerçeklere dayanan konuşmaların pozitif sonuçlara yol açması ihtimali duygusal tartışmalara nazaran çok daha yüksektir. Suçlayıcı bir dilden kaçının. Bunun yerine, gerçekleşmesini istediğiniz durumu neden-sonuç ilişkisi içerisinde, sakin ve sabırlı bir şekilde ifade edin. Bu “sadece gerçekler” yaklaşımı, öğretmen ile yapacağınız görüşmenin kalitesini arttırır, savunma amaçlı cevap ihtimalini azaltır ve sizin çözüm odaklı, beraber çalışabilme olanağınızı arttırır.

İşbirlikçi Yaklaşım

İletişim biçiminiz öğretmenin baş etmede yaşadığı zorlukları da kapsadığı zaman aldığınız geribildirimin daha olumlu olduğunu göreceksiniz.

Sınıftaki personelin yetersiz olduğu zamanlarda öğrenci molalarının uyumunu olması gereken şekilde sağlamın zorluğunu anlıyorum. “Gelecekte tekrar bu durumu yaşamamak için yardımcı olabileceğim durumlar ve varsa gerekli araç-gereçler nelerdir?” gibi bir yaklaşım sergilemek, çözüm için hem zaman kazandırır hem de yapıcı ilişkiler geliştirmek adına iyi bir başlangıç olur.

İlginizi Arttırın

Okul yıllarının geriye kalan kısmının çoğunda çocuğunuz aynı sınıfta kalacak. Bu nedenle, yönetimden eksik materyal ya da zayıf fiziki koşulların giderilmesi için müdahalede bulunmasını rica edebilirsiniz. Bu söyleminizin tehdit edici ya da yargılayıcı bir tavır içermemesine dikkat edin. Bu, ailenizin, öğretmen ve yönetim ile ilişkisini koruyacaktır.

‘Yeterli koşulların sağlanması ve eksiklerin tamamlanması adına yapılacak çalışmalarda, ben de doğrudan yer almak isterim.’ ve benzeri yaklaşımlar sizi ve ilişkilerinizi korur.

Daha fazla çocuk akademik, sosyal ve/veya davranışsal zorluklar ile mücadele ediyorken, tek bir gerçek vardır. Öğretmenler, öğrencilerin bireysel ihtiyaçları ile sınıfın bir bütün olarak ihtiyaçlarını karşılamada dengeyi sağlarken eşi benzeri olmayan zorluklarla yüz yüze gelmektedirler. Siz, çocuğunuzun ihtiyaçları için ne kadar etkili bir iletişim kurabilirseniz, öğretmenlerden ve yönetimden ihtiyaç duyduğunuz yardımı alabilme olasılığınızı arttırırsınız.

Devamını Oku

338

28 Eylül 2016 •

Yeni Okul Döneminde 4 Önemli ve Popüler Yaklaşım

Yepyeni bir yıl gelecek hakkında düşünmemiz için iyi bir fırsattır. Geçirdiğimiz yaz ve bayram tatilinin ardından, okul yılının ilk dönemi de bitecek ve harekete geçmek için yeni dönem, sonraki yıl dilekleri tutulacak. Bu, yüzümüzü geleceğe dönmek adına doğal bir fırsattır. Kararlı davranmalı, hızlı hareket etmeliyiz.

2017 yılı için tahmin edilen popüler yaklaşımlar nelerdir?

1.    Nasıl Dinlemeniz Gerektiğine Dair Talimatlar

Dinleme standartlarının önemli olduğu ortak öğretim, sınıfta söylenenleri dinleme ve takip etme konusuna yeni bir farkındalık sağladı. Ortak Öğretim, dinlemeyi bir dil becerisi olarak kabul eder. Dinleme becerisinin, daha geleneksel anlayışlardaki okuma, yazma ve konuşma becerileri ile eşdeğer tutulmasını sağlar.

2017’de öğretmenler, ‘dinleme’ nin nasıl bir şey olduğunu göstermek için daha fazla vakit harcayacak; dinlerken öğrencilerin gözleri, kulakları ve vücutları ile neler yaptıklarını tanımlayacak; öğrenciler kendilerini dinlemediğinde onları yönlendirecek ve öğrencilerin kendilerine söylenenleri günlük hayata ne kadar iyi aktardıklarını ölçecekler.

2.    Öğrenci-Öğretmen İlişkisinin Evrimi

Öğretmenler hafızalarında daha çok bilgi barındırıyor olabilirler fakat internet, öğrencilere bilgiye ulaşmada eşitlik sağlamaktadır. Bu basit gerçek, öğretmenlerin tepede olduğu bir bilgi hiyerarşisi modelinden daha eşit bir öğrenme topluluğu modeline doğru bir sınıf ortamı sağlamıştır. Bu, eğitimde öğrencileri ve öğretmenleri birer partner olarak gören, öğretmenler ile öğrencilerin beraber çalıştıkları ve işbirliği yaptıkları, öğretmenlerin, öğrencilerin çabalarını desteklediği, yatkınlıklarını ve isteklerini göz önünde bulundurarak yönlendirdiği, aslında koçluk yaptığı bir 21. yüzyıl modelidir.

3.    Öğrencilerin Sorumluluklarının Arttırılması

Öğretmenlerin sınıfta destekleyici rolü benimsemesi ile birlikte, öğretmenler öğrencilerin kendi kendilerine öğrenmeleri adına onlara daha fazla sorumluk yükleyebilecekler. Bireysel öğrenmenin ve faydalı teknoloji kullanımının artması, öğrencileri daha bireysel yönelimli olmaya ve bireysel disiplini sağlamaya yönlendirecektir. Bu yaklaşım, öğretmenlerin rehberliğiyle ve doğru zamanlamalar ile dengeye kavuşturulursa öğrenmenin hızlandırılması ve daha başarılı-mutlu öğrencilerin yetiştirilmesini sağlar.

4.Proje Tabanlı Öğrenmeye Geçiş

Gün geçtikçe yaratıcılığı ve sorumluluğu geliştirmek için okullar proje tabanlı öğrenmeye geçiş yapıyor. Bu, dersin veya ünitenin sonunda basitçe kitaptan bir şeyler işaretlemek yerine proje tabanlı öğrenme deneyimini öğrencilerin kendi başlarına tecrübe etmelerine olanak sağlayan uzun dönemli projelerle doldurmaktır.

Devamını Oku

3602

22 Eylül 2016 •

ÇOCUĞUNUZUN ÖĞRETMENİ İLE İLK GÖRÜŞME

Veliler, öğretmenlerle ilk görüşme öncesinde bazı temel yapıların üzerinden dikkatle geçmeliler. Başarılı bir ilk veli-öğretmen görüşme planı her iki tarafın da konumlarını ve kaygılarını anlamayı gerektirir. Buna ek olarak, çocuğunuz okula yeni başlamış ya da okulu değişmiş ise tanıtım toplantılarına katılmalısınız. Bu toplantılar, çocuğunuzun aldığı genel eğitime yardımcı olmak için size yol gösterecektir, sağlıklı iletişim kanalları oluşturmanız için size yardımcı olacaktır.

İlk Veli-Öğretmen Görüşmesine Nasıl Hazırlanmalıyım?

Çocuğunuzun öğretmeniyle ilk resmi görüşmenizin planlaması, görüşmeden haftalar öncesinden başlamalı ve randevulu gitmelisiniz. Unutmayın, çocuğunuz hakkında ayaküstü konuşulmayacak kadar değerli. Söyleyeceğiniz ve danışmak istediğiniz şeylere hazırlık yapın, gerekirse notlar alın ve bunu asla görüşmeden bir gece öncesine ertelemeyin. İyi ve olabildiğince tarafsız olmalısınız. Notlar alarak görüşmenizin verimini arttırabilirsiniz, böylelikle kendinizi doğru ifade etme yolunda ilk sağlam adımınızı atmış olursunuz. Görüşme öncesinde okul başlangıcındaki kaygılarınızı ifade eden bir mail gönderebilirsiniz. Yazılı ve sözlü tüm anlatımlarınızda herhangi bir yanlış anlaşılmadan kaçının ve her ikinizin (öğretmen-veli) de aynı tarafta olduğunuzu ifade ettiğinizden emin olun.

Bu Görüşme Sırasında Ne Yapabilirim?

Sizin amacınız; etkili, faydalı bir veli-öğretmen görüşmesi için çaba göstermek olmalıdır. Bunun için ilk olarak, öğretmenin rehberlik etmesine izin verin ve söylediklerini kulak ardı etmeden dinleyin. Bu, sizin karşılık olarak bir şey söylemeden önce öğretmenin konuşmasına izin verdiğiniz, sıranın size de geldiği bir süreçtir. Görüşme, sizin önerileriniz, sorularınız veya yorumlarınızın öncesinde öğretmenin bütün beklentilerini anlamanıza yardımcı olacak bir değiş tokuşun söz konusu olduğu, bilgi, tecrübe, öneri v.s. alma ve verme şeklinde olmalıdır. Bütün anlatılanlar sizin için, öğretmen çocuğunuzun yararı için birlikte çalıştığınız ortağınız-işbirlikçiniz. Siz bir ekipsiniz ve ancak iyi ekipler mutluluğu ve başarıyı birlikte yakalayabilirler.

Görüşme Sonrasında Ne Yapmalıyım?

İlk görüşmenizin ardından ilişkinizi sürdürülebilir kılmalı, takipte kalmalısınız. Siz ve öğretmen arasında düzenli bir iletişimin ve işbirliğinin olduğu iki yönlü bir ilişki sürdürmelisiniz. Çocuğunuzun gelişimi ve eğitim-öğretim müfredatına ilişkin anahtar bilgileri -projeler, testler, not dönemleri gibi önemli tarihlerin programını kaydetmelisiniz- notlar almalısınız.

Takibinizi Arttırın

Çocuğunuzun öğretmeniyle ilk görüşmenizden sonra kendinizi yetkin ve kendisine yakın hissetmelisiniz. Öğretmenin, çocuğunuz hakkında beklentilerini ve çocuğunuzun gelişimine nasıl katkıda bulunacağınız hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Tüm bunlarla birlikte, okulunuza ve öğretmeninize güvenmelisiniz. Bunun takım çalışmasından geçtiğinin farkında olmalısınız. Pozitif ve birlikte düşünülmüş doğru bir yaklaşımla her problemin üstesinden gelebilirsiniz. İyi bir takım ve dinleyici olmaya gayret etmeli, önce çocuğunuzu sonra kendinizi ve öğretmeninizi buna teşvik etmelisiniz.

Devamını Oku

363

19 Eylül 2016 •

OKULLARDA BEYİN EGZERSİZİ

Araştırmalar okullarda zihin egzersiz programlarının uygulanmasının sınıf davranışını geliştirdiğini göstermektedir.

Bu alanda yapılan araştırmaların sayısı gittikçe artmaktadır. Yapılan araştırmalar işleyen bellek*, dikkat ve çocuklarda görülen öğrenme zorlukları gibi alanlarda iyileşmenin zihin egzersizi ile sağlanabileceği fikrini desteklemektedir. İşleyen bellek ve dikkat becerileri; okuma, yazma, matematik performanslarını etkilemesi nedeniyle akademik başarıda rol oynayan önemli etkenlerden biridir. Dolayısıyla, bu bilişsel becerilerin geliştirilmesiyle, temelini bu becerilerden alan akademik alanlarda ilerleme sağlanabilmesi bizi şaşırtmamalıdır. Bu fikir Rabiner ve arkadaşları tarafından 2010’da yürütülen bir çalışma ile de desteklenmiştir. Beyin egzersizi programı alan öğrencilerin okuma puanlarının, hem hiçbir program almayan hem de sadece okumayı geliştirici programa dahil olan öğrencilerden daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Wiest tarafından yürütülen ve Avrupa Psikoloji Kongresi (2015)’nde sunulan araştırmada ise zihin egzersiz programlarının dikkat, işleyen bellek ve sınıfta öğrenme davranışına etkisinin yanı sıra genel sınıf davranışına etkisi incelenmiştir. Öğrenme zorlukları olan öğrenciler için kurulmuş özel bir okulun 7-13 yaş aralığındaki öğrencilerine bilgisayar temelli zihin egzersiz programı uygulanmıştır. Programın öncesinde çocuklara bellek ve öğrenme becerilerini ölçen bir test uygulanmış, öğretmenler ise çocukların sınıf içi davranışlarına dair bir envanter doldurmuştur. Bir sonraki adımda, çocuklar test puanlarından bağımsız ve seçkisiz olarak bilişsel egzersiz programına katılanlar ve bekleme listesindekiler olarak ikiye ayrılmıştır. Bilişsel egzersiz programına katılan çocuklar 20 saatlik bir eğitime tabi tutulmuştur. Programın sonunda, en başta uygulanan öğrenme ve belleğe dair test çocuğa tekrar uygulanmış, sınıf içi davranışa dair envanter de öğretmenler tarafından tekrar doldurulmuştur. Testlerin sonucunda, bilişsel egzersiz programına katılan çocukların görsel ve işitsel işleyen belleklerinde %15’lik ilerleme görülmüştür. Öğretmenlerin doldurduğu envanterler ise öğrencilerin dikkat, işleyen bellek ve zihnin yönetici işlevleri** yürütme kapasitesi açısından geliştiğini göstermiştir. Bekleme listesinde olan grubun değerlerinde ise hiçbir değişikliğe rastlanmamıştır.

Bu araştırmanın sonuçları zihin egzersiz programlarının yönetici işlevler, işleyen bellek ve dikkat sürecinde etkili olan birçok alanı etkilediğini göstermektedir. Bilişsel egzersiz programlarının okul programına dahil edilmesinin oldukça kolay olduğu ve etkilerinin genel sınıf davranışı üzerine de yansıdığı da bu araştırmada ulaşılan sonuçlardandır.

Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar bu alanda yapılan diğer araştırmalar ile de tutarlılık göstermektedir. Bütün bu araştırmalar, beyin egzersizlerinin okul ortamında öğrenme davranışını geliştirmek için değerli bir araç olduğunu kanıtlamaktadır.

*İşleyen bellek: Depolanan bilgi üzerinde işlem yapılmasına, bilginin manipüle edilmesine izin veren kısa süreli bellek türü. Örn. Akıldan matematiksel işlem yaparken kullanılır.

** Yönetici işlevler: Davranışın bilişsel olarak kontrol edilmesi için gerekli olan, dürtü kontrolü, dikkat, problem çözme vb. bilişsel işlevlerin tümü.

Devamını Oku

9788

16 Eylül 2016 •

BEYİN KAPASİTENİZİ ARTTIRMANIN EN KOLAY YOLLARI

Beyin kapasitenizi nasıl arttırabilirsiniz

İnsanlar sürekli daha genç görünmenin yollarını ararlar. Daha sağlıklı olmak ve zihinlerini geliştirmek için uğraşırlar. Bunlar kolay gerçekleşmeyen şeylerdir ve vücudunuzun hangi bölgesini geliştirmek isterseniz isteyin kararlı olmanız, bir takım fedakarlıklar yapmanız gerekir. Beyin kapasitenizi arttırmanın ve geliştirmenin çeşitli faydaları vardır. Beyin kapasitesi zamanla, özellikle birey yaşlandıkça değişir. Alzheimer gibi demansları önlemek adına beyninizi eğitmeye küçük yaşlarda başlamanız önerilir. Beyin değiştikçe, beyindeki önemli işlevleri yürüten membran dokusu kaybedilir. Bunun sonucunda; hafıza kaybı, görüş-işitme kayıpları, odaklanmanın zayıflaması ve beyin etkililiğinin azalması gibi durumlar ortaya çıkabilir.

Ne olursa olsun beynimiz yaşlanmaya devam eder. Ama aslında beyin kapasitesini geliştirmek ve zayıflamış bir beynin yaratacağı zararlı etkileri azaltacak yöntemler mevcuttur.

  1. Egzersiz

Aktif kalmak oldukça önemlidir. Egzersiz yaptığınızda yeni beyin hücreleri üretilir. Dolayısıyla beyin kapasiteniz artar. Yoga ya da daha ağır bir sporu tercih edebilirsiniz. Eğer bunları yapmaya rutin olarak devam ederseniz beyninize yardımcı olacaktır.

  1. Sağlıklı beslenin

Beslenme, beyin kapasitesini arttırmanın anahtar noktalarındandır. Yüksek düzeyde bir işleyişe sahip olan beyninizden gelen uyaranları alabilmesi için vücudunuzu eğitmeniz gerekir. Vitamin, omega-3, balık yağı, bol meyve ve sebze tüketmeye dikkat edin. bunlar yaşlanan beyninizde mucizevi etkiler bırakır. Düzenli olarak balık yağı almaya özen gösterin. Balık yağının beyin kapasitesini ve gücünü arttırdığı bilinmektedir. Ayrıca fındığın da beyin gücünü desteklediği kanıtlanmıştır. Bu nedenle, ders çalışmaya başlamadan önce ya da sınavlardan önce fındık yenmesi önerilir. Beyin yapısının en üst düzey potansiyeline ulaşması için muhakkak kahvaltı edilmesi de önerilir.

  1. Öğrenme

Yeni bir dil, yeni bir aktivite, yeni bir beceri, kısacası sürekli yeni bir şeyler öğrenmeye devam etmenin beyin kapasitesini arttırdığı bilinmektedir. Çünkü, böylece beyin yeni yapılar edinmiş olur. Bulmacalar ve Sudoku bile beyninizi çalışır durumda tutmanın eğlenceli yollarındandır.

  1. İçecekler

Antioksidanlar açısından oldukça zengin, lezzetli tatlara sahip ve beyin kapasitesini arttıran içecekler tüketin. (Meyve suyu: Çilek, kızılcık, yaban mersini, kiraz ve vişne, nar, papaya, norveç böğürtleni, domates suyu ve kırmızı şarap)

  1. Gülmek

Mutlu olmanın ve gülmenin, beyniniz için çok faydalı olduğu kanıtlanmıştır. Beyinde doğal yollardan endorfin salgılanmasını sağlarlar.

  1. Strese kapılmayın ve pozitif olun

Aşırı stres altına girmekten uzak durmanız oldukça önemlidir. Çok fazla çalışıyor olsanız da ya da aynı anda çok fazla durumla uğraşmak zorunda olsanız da strese girmemek beyin hücrelerinizin ölmesini engeller. Sonuçta bu da beyin yapınızı güçlendirir. Pozitif olmak beyin kapasitenizin artmasını sağlar. Çünkü pozitif tutumlar ve düşünceler yeni hücreler üretilmesini hızlandırır.

 

  1. Dinlenmek

Uyumaktan kaçınmak ya da yeterince uykunuzu alamamak, beyin yapısı da dahil pek çok alanda problem yaşamanıza neden olur. Kısa süreli kestirmeler yapmak bile size ekstra dinlenme fırsatı sağlar ve beyniniz için bir yakıt görevi görür.

  1. Rutininizi çeşitlendirin

Günlük rutinlerinizi değiştirin. Böylece beyninizin yeterli çeşitlilikte uyaran almasını sağlarsınız.

  1. Planlar yapın, hedefler koyun

Listeler yapın. Kendiniz için yeni standartlar koyun ve bu hedeflere ulaşmak için elinizden geleni yapın. Çünkü pozitif düşünmek ve başarı için koyduğunuz hedeflere ulaşmak beyin kapasitenizi arttırır.

Yaptığınız listedeki bazı anahtar görevler ve bu yazıda bahsettiğimiz önerilerin birbiriyle uyuştuğunu görebilirsiniz. Sağlıklı bir beyne sahip olmak için yapacağınız listede, bu aktivitelerin üst sıralarda yer alacağınızı umut ediyoruz.

Devamını Oku

2497

10 Eylül 2016 •

DAVRANIŞSAL ZORLUKLARA KARŞI DUYARLI BİR YAKLAŞIM

Farkındalık teknikleri dürtü kontrolü ve davranışların tam anlamıyla düzenlenebilmesini sağlar.

Ebeveynler her çocuğun birbirinden farklı ve ele avuca sığmaz karakterlere sahip olduğunu bilirler. Ama davranışsal yapıların, ne zaman normal kabul edileceğini, ne zaman öğrenme bozuklukları veya diğer tanıların bir göstergesi olduğunu ayırt etmede zorlanırlar. Ne zaman çocuğunuzun öfke atakları, sinirli tutum ve davranışları, ‘hayır’ ları yani başkaldırmaları, iyi niyetinizi suiistimal etmeye çalışması, tartışmalar, kasıtlı olarak sizi kızdırmaya çalışması veya suçlamaları kabul etmeme gibi davranışları onun sadece yaramazlık yapan bir çocuk olmadığını, hatta profesyonel desteğe ihtiyacı olduğunu size işaret edecektir?

Eğer davranış şekli gözle görülür şekilde yıkıcıysa, çocuğun sosyal etkileşimlerini olumsuz etkiliyorsa, akademik başarısını ve aile hayatındaki düzeni bozuyorsa bağımsız olma isteği baskın bir çocuk olabilir. Ya da buna DEHB tanısı eşlik edebilir. Pek çok ebeveyn resmi tanıyı tam olarak tanımlayamasalar da aslında yarattığı psikolojik şiddet ve strese ailecek maruz kalırlar.

Farkındalık ve Çocukluk Davranışları

Farkındalık, içinde bulunulan zamana dikkatini yoğunlaştırma tekniğidir ve bireyin kendi davranışlarının bilincinde olması anlamına gelir. Uzmanlar sık sık, çocuklara farkındalık kavramının öğretilmesini önerirler. Bu öğretim sayesinde çocukların duyguların kendilerini hem ruhsal hem de fiziksel olarak nasıl etkilediğini öğrenmeleri umulur. Çocuklar kendilerinin ve dünyanın farkında olmayı öğrenirler. Odaklanmakta zorlandıklarında ya da davranışlarında olmaması gereken bir şey olduğunda bunu bilirler. Farkındalık teknikleri, dürtü kontrolüne, doğru karar verme becerisine ve davranışların düzenlenmesine yardımcı olur.

Çocuklar için kullanılan farkındalık teknikleri, yetişkinler için kullanılanlara benzer niteliktedir. Ebeveynler çocuklardan ses kesilene kadar bir müzik dinlemelerini isterler. Bu bir zilin ya da telefonun çalması gibi bir ses olabilir. Yaklaşık 30 saniye sürer. Çocuklar, midelerinin üzerinde içi doldurulmuş bir peluş hayvanla uzanırken nefes alış verişlerine odaklanmayı öğrenirler. Oyuncak aşağı yukarı hareket ederken dikkatlice ona bakarlar. Rutin bir işin tam ortasında yeni bir şey fark etmek veya çevrelerinde olanları tanımlamak için tüm duyularını kullanmak çocuğun içinde bulunduğu ana odaklanmasını sağlar. Zamanla, çocuk etrafındaki çevre ile daha ilişkili hale gelir.

Beyin Dengeleme ve Davranışsal Güçlükler

BrainFit’ te davranışsal durumları sosyal-duygusal gelişimin bir parçası olarak kabul ederiz. Bu davranışlar, beynin hemisferleri arasındaki iletişimde dengesizlik olması sonucu meydana gelebilir. İletişim kopukluğunun yaşandığı beyin bölgesi öğrenmenin, davranışsal ve gelişimsel döngülerin kaynağını oluşturan yapıdır. BrainFit bütünsel gelişim programı, nöroplastisite bilimini esas alır. Bu kavram beynin gelişme ve bireyin yaşamı boyunca değişme kapasitesini tanımlar. İlaç kullanımı olmadan, ebeveynleri ve çocukları bir araya getiren bütünsel gelişim programımız sayesinde, mutlu ve başarılı bireyler yetişmesine, güçlü aile bağlarının kurulmasına destek oluyoruz. Davranışsal semptomları azaltmaya ve ebeveyn-çocuk arasında doğru iletişim modelini yeniden yapılandırmaya çalışırız.

Devamını Oku

658

8 Eylül 2016 •

BEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEYEN ÇOCUK DOSTU EGZERSİZLER

Zihin egzersizleri ile çocuğunuzu daha sağlıklı, mutlu, sosyal, güçlü ve başarılı bireylere dönüştürebileceğinizi biliyor musunuz?

BrainFit® Programları denge, duruş, sabitlik, kas gücü gibi becerilerin seviyelerini arttıran, dengeleyen ve işlevselliğini geliştiren egzersizlerdir; eğlenceli aktiviteler aracılığıyla motor becerileri güçlendirilir. Beynin zayıf bölgelerini uyarmak ve her iki gölgeyi dengelemek üzere ‘eşzamanlı teknik’ kullanılır. Bilişsel aktiviteler ve uygulaması kolay ev egzersizlerinin birlikte uygulanması, çocuğun yeme ve uyku düzenlemesinin gözden geçirilmesi beyinde uygun bağlantılar gelişmesine yardımcı olur.

İşte BrainFit® Programlarından çocuğunuzla yapabileceğiniz, onun daha sağlıklı ve mutlu beyin dengesine ulaşmasını sağlayacak 5 egzersiz:

Aerobik Egzersizi: Zıplayan Denizciler
Ayaklar bitişik kollar yanlarda açık olacak şekilde pozisyon alın. Zıplayın ve aynı anda kollarınızı havaya kaldırın, bacaklarınızı yana açın. 20 kez bu hareketi yapın. Arada 15 sn. dinlenin. Bunu 3 defa tekrarlayın.

Kendinize meydan okuyun ve aynı hareketi gözleriniz kapalı yapmayı deneyin!
Vestibuler Egzersiz: Yavaşça Döndürme
Çocuğu dönebilen bir sandalyeye oturtun ve başını hafifçe öne eğdirin. Ayaklar yere değmemeli ve sandalyede bağdaş kurarak oturmalı. Çocuk başını sabit tutmalı ve egzersiz boyunca gözleri kapalı olmalı. Daha sonra sandalyeyi yavaşça çevirin. Her yöne 1 dakika çevirmeniz yeterlidir. Döndürürken, çocuktan onu hangi yöne döndürdüğünüzü işaret etmesini isteyin. Sandalyeyi durduğunuzda hala başının dönüp dönmediğini sorun. Eğer başı dönüyorsa gözlerini açmadan önce dönme hissinin geçmesini bekleyin. Eğer çocuk hazır hissediyorsa egzersizi diğer yöne doğru tekrarlayın.

Proprioseptif Egzersiz: Superman

Propriseptif duyu: Bedenin çevreye göre konumunu, yönünü algılamamızı sağlayan yapıdır. Bu duyu sayesinde gözümüz kapalıyken bile ağzımızın, burnumuzun yerini bilebiliriz.

Çocuğunuza yüz üstü yere uzanmasını söyleyin. Kolları dümdüz başın üstüne doğru uzatmasını isteyin. Çapraz olacak şekilde, kolunu ve bacağını 15 sn. boyunca kaldırmasını isteyin. Daha sonra diğer kol ve bacak için tekrarlayın.

Bir meydan okuma daha! 2 kol ve 2 bacağı da aynı anda yerden kaldırarak durabildiği kadar çok durmaya çalışın (Superman duruşu). Amaç bu pozisyonu 60 saniye x 4 deneme sabit bir şekilde koruyabilmektir.

Dokunma Egzersizi: Sayı Takibi
Çocuğunuzun gözlerini kapatın, (bandana ya da bir bezden yardım alabilirsiniz) kolları havada ve avuç içleri yukarı bakacak şekilde oturtun. Bir kalemin silgili arka kısmı ile avuç içlerinden birine 0-9 arası bir rakam çizin ve çizdiğiniz sayının ne olduğunu bulup, söylemesini isteyin. Bunu 3 farklı sayıyla 3 kez tekrarlayın.
Aynı anda 6 rastgele rakam çizip, kendinize ve hafızanıza meydan okumaya ne dersiniz?

Akademik Egzersiz: Çelişen Programlar
Çocuğunuzla yüz yüze olacağınız bir şekilde oturun. Bir elini tutun ve çocuğunuza: benim çapraz elimi tut. Ben bir parmağımı kaldırdığım anda sen iki parmak kaldıracaksın. Ben parmağımı indirdiğimde sen de parmaklarını indireceksin. Ben 2 parmak kaldırdığımda sen sadece 1 parmak kaldıracaksın. Olabildiğince hızlı tepki vermeye çalış ve cevap verdikten hemen sonra parmağını geri indir. Rastgele bir sıralama (1,1,1,2,1,2,2,1,1,2) ile parmağınızı kaldırarak egzersize başlayabilirsiniz. Bunu 10 defa tekrarlayın ve çocuğun sizi takip etmekte başarısız olma sıklığını not edin. Her denemede 1 veya 2 hata yapması normaldir.

Devamını Oku

1093

29 Ağustos 2016 •

İNATÇI VE KAPRİSLİ ÇOCUKLARLA BAŞA ÇIKMANIN EN ETKİLİ YOLU

İNATÇI VE KAPRİSLİ ÇOCUKLARLA BAŞA ÇIKMANIN EN ETKİLİ YOLU 

Her annenin bildiği gibi, çocukların hevesleri bir anda değişebilir. Çocuğunuz tost yemek ister, önüne koyduktan birkaç dakika sonra da “ben bunu istemiyorum” deyip hışımla tabağı ittiriverir. Daha da kötüsü sorduğunuz ”neden yemiyorsun canım?” ,”sorun ne?” ,”artık aç değil misin?” gibi sorulara somurtkan bir surat ve sessizlikle karşılık verir.

Lauren Tamm, eski yoğun bakım hemşiresi, şu an mutlu bir eş ve anne. Onun da çocuklarının nöbetlerini atlatmaya çalışırken sıkıntıları vardı ve şu anda bu sorunun çözümünü bulduğunu ifade ediyor.

Çocuğun yaramazlığının gerçek sebepleri nelerdir?

Lauren’ın her ebeveynin anlamasını istediği ilk şey şu; doğumundan 3 yaşına kadar  bir çocuğun davranışı sadece beynin duygulardan sorumlu bir bölümü tarafından belirlenir. Bu ilk 3 yıl  çocuğun beyninin içinde her saniyede oluşan 700 yeni nöronun  gelişimini içerir! Çocuğunuzun inatçı ve öngörülemeyen davranışlarının asıl sebebi budur.

Küçük oğlunuz ya da kızınız kaprisli bir canavar değildir. Sadece o yaşlarda sizin “bunu neden yaptın”,” ne oldu” ya da “neden ağlıyorsun” gibi sorularınıza mantıklı cevaplar veremezler.’ Çocukların kendileri bile neden bir şeyi bir an yapmak isteyip de sonra yapmak istemediklerini açıklayamazlar. Ne olursa olsun bir eylemi yapma ya da bir nesneye sahip olma arzusu …gibi duygusal dürtüler tarafından tahrik edilmektedirler. Bu yüzden bizim tüm sorularımızı hıçkırıklarla, bağırmayla, anlaşılmaz sert cevaplarla ve hatta uzun süreli somurtuk suskunlukla karşılamaları doğaldır.

İşte size daha iyi anlamanız için Lauren’ın sırrı:

Küçük bir çocuğun davranışlarını oluşturan süreçleri ilk öğrendiğinde, 2 yaşındaki oğluyla yeni bir iletişim yolu denemeye karar verdi.

Oğlum bir daha kapris yaptığında; önce kahvaltı için tost isteyip sonra “ artık istemiyorum” diye bağırarak tabağı ittirdiğinde, tartışmamaya karar verdim. Onu rahatsız edici sorular sormadım ve  bu davranışını normal ve haklı gördüğümü göstermek için elimden geleni yaptım. Kendime oğlumun gerçekten neden artık bu lezzetli tostu istemediğini bilmediğini söyledim. Kendisi bile tosttaki sorunun ne olduğunu söyleyemezdi, o sadece kontrol edilemez bir dürtüyle hareket ediyordu.

Böylece oğlumun bu davranışını kabul ettim ve “sen bilirsin! Şimdi istemiyorsan sonra yersin” diyerek noktayı koydum.

Oğlumun ne istediğine karar vermesi birkaç dakika sürdü. Ben de bu zamanı kendime kahve yaparak değerlendirdim

3, 2, 1…

Tam olarak 7 dakika sonra sevgili oğlum bana gelip tostu istediğini söyledi. Bu bir mucize değil mi? Sadece kendimi 7 dakikalık  bir tartışmadan kurtarmadım aynı zamanda baştan beri istediğim amaca ulaşmayı başardım.

Unutmayın- Küçük çocuklarla tartışmamalısınız. Onların duygusal patlamalarını kabul edin, onlara sarılın ve isteklerini dile getirmelerine izin verin. Aklınızda tutmanız gereken asıl şey şu; bu ufaklıklar sizi rahatsız etmek amacında değiller, sadece ne isteyip istemediklerini anlatmaya çalışıyorlar.

 

Devamını Oku

307

25 Ağustos 2016 •

YAZ TATİLİNİ FIRSATA ÇEVİRMENİN PÜF NOKTALARI!

Yaz döneminin boşa geçmesini önlemek ve bu dönemde de öğrenmeyi desteklemek için ebeveynlere bazı öneriler: 

Çocuklar okulun olmadığı yaz günlerini çok severler. Ancak okuldan uzakta geçirilen süre tatil tembelliğine yol açtığı gibi akademik becerilerin de kaybedilmesine neden olur. Çocuklar eğitimsel/bilimsel aktivitelerle ilişki kurmadıklarında beceri seviyeleri geriler ve bir önceki yıl okulda öğrendiklerini unuturlar.

Ebeveynler çocukların okula bağlılığını sürdürmek için genellikle yaz kampları ya da kursları tercih ederler. Bunların yanında öğrenmeyi destekleyecek ve tatil tembelliği yaşanmasını engelleyecek bazı günlük aktiviteler de vardır. Bu yazıdaki öneriler, oldukça geniş yaş aralığına mensup olan ve öğrenme düzeyleri birbirlerinden farklı olan pek çok çocuğa yardımcı olacaktır. Size vereceğimiz ip uçları, öğrenmeyi günlük hayatın içine almayı sağlayan basit düzenlemeler içermektedir.

Mutfakta Zaman Geçirin

Günümüzde yemek yapmak pek çok ebeveyn tarafından modası geçmiş bir aktivite olarak görülür. Ama aslında çocuklar için yeni bir eğitim deneyimidir. Çocukların malzemeleri okumalarına ve tartmalarına, yemek ocakta pişerken izlemelerine ve porsiyonları tabaklara yerleştirmelerine izin vermek onları da sürece dahil etmenizi sağlar. Bunları yaparak çocuk matematik ve okuma becerilerini kullanmış olur. Hem de siz onu zorlamadığınız için sıkılmaz ya da gözü korkmaz.

Dış Dünyayı Keşfetmesini Sağlayın

Çiçek yetiştirebilen ebeveynler çocuklarından bir bitki dikerken yardım etmelerini isteyebilirler. Böylece çocuklar, çiçeklerin ve yiyeceklerin nereden geldiğini, nasıl yetiştiklerini ve onlara nasıl bakım verilmesi gerektiğini öğrenirler. Doğayla vakit geçirmek çocuklar için çok iyidir. Eğer çocuklarınızla birlikte kamp yapmaya gidemiyorsanız evinizin bahçesinde çadır kurmayı deneyebilirsiniz. Ağaçları, doğadaki canlıları, toprağı keşfetmek çocukların doğaya verdiği değeri arttıracaktır.

Birlikte Oyunlar Oynayın ve El İşleri Yapın

Hafıza oyunlar oynamak çocukların hesaplama ve hafıza becerilerine katkı sağlar. Günde sadece birkaç dakikayı böyle aktivitelere ayırırsanız çocuklar oyun oynuyor gibi hisseder ve bir problemi çözebildiği için kendine güveni artar. Aileler kartlarla oynayarak ya da düzenli masa oyunu geceleri yaparak çocukların problem çözme becerilerini arttırabilirler. Günlük el işi aktiviteleri de el becerisini ve dil gelişimini destekler. Çizgi romanları seven çocuklar, kendi hikayelerini yazıp resimleyerek kendi romanlarını oluşturabilirler.

Herşeyi Heryerde Okuyun

Çocuklar günün her anında kelimelerle haşır neşir olur. Mısır gevreği kutularını, menüleri, tarifleri ve işaretleri okumalıdırlar. Uyumadan önce çocuklara kitap okumak, yatakta kasvetli dakikalar geçirmelerini önler. Ayrıca çocuklar okumanın eğlenceli bir aktivite olduğunu keşfederler ve okuma akıcılığı edinirler. Çocukların da bir şeyler yazmak isteyeceği bir aile bloğu oluşturabilirsiniz. Örneğin blog için, çocuklar yaz döneminde yaptıkları aktivitelerin resimlerini biriktirip yazılar yazarak bir anı defteri oluşturabilir.

Alan Gezileri Yapın

Bir basketbol maçına, müzeye ya da parka gitseniz de fark etmez. Çocuklar aktivitelerin içinde her zaman yeni bir şeyler öğrenirler. Örneğin, maç izlerken oyun stratejileri ya da müzede hangi bölümü en çok sevdikleri gibi konuları çocuklarınızla tartışabilirsiniz. Bir parkta yürümek ve o parkın içinde bulunduğu mahallenin tarihi ve şimdiki durumu hakkında konuşmak da dil kullanımı ve analitik becerileri destekleyecektir.

 

Devamını Oku

671

21 Ağustos 2016 •

GÖRSEL BECERİLERİN OKUL HAYATINDAKİ ÖNEMİ?

Okuma güçlükleri ve sınıfta dikkat eksikliği genellikle çocuğun tahtayı görememesine ve okuma gözlüklerine ihtiyaç duymasına yorulur. Çocuklukta yapılan yıllık göz muayeneleri çocuğun görsel keskinliğini ölçmesi ve net olarak görebildiklerinden emin olunması açısından önemlidir; ancak öğrenme ve görsel işleme bundan çok daha geniş bir alandır.

Görsel İşlem Bozukluğu sıklıkla öğrenme bozukluklarına sebebiyet verir ve görsel algının temelleri hakkında bilgi edinmek bu soruna çözüm oluşturmanıza yardımcı olabilir. Görsel işlem birkaç temel bileşene ayrılabilir. Bunların her biri de öğrencinin görsel algısında ve öğrenme becerisinde önemli rol oynar.

Görsel Ayrıştırma

Görsel şekillerdeki farkları tespit edebilme becerisi olarak tanımlanan görsel ayrıştırma; okuma, yazma, matematik ve sosyal etkileşime katkısı olması açısından önemlidir. Eğer çocuk ufak görsel farklılıkları tespit etmede güçlük yaşıyorsa, bu durum harfler ve yazılışları benzer kelimelerin birbirinden ayırt edilmesinde zorluk çekebilir. Eşleme ve fark bulma oyunları bu görsel beceriyi geliştirmek için kullanılabilir.

Görsel Hafıza

Kavramada güçlük çeken çocukların yaşadıkları sıkıntılar sıklıkla görsel hafıza ile ilişkilidir. Görsel hafıza bir şeklin özelliklerinin anında hatırlanmasına olanak verir. Eğer çocuk bir sayfayı görsel olarak hatırlayarak diğer bir sayfaya geçemiyorsa tahtayı defterine geçirmekte sorun yaşar. Bu da sıklıkla görsel hafızada yaşanan güçlüğün işaretidir. Görsel hafızayı geliştirmek için odaklanma ya da hafıza oyunlarından faydalanabilirsiniz.

Görsel Şekil Değişmezliği

Şekil değişmezliği, bir şekli diğer bir şekille eşleştirmek için aklınızda yeniden boyutlandırma ya da döndürme becerisidir. Tangram gibi öğrenme aktiviteleri öğrencinin şekil değişmezliğini algılama becerisini ölçer.

Görsel Sıralı Hafıza

Liste halindeki maddeleri doğru sırada hatırlamak hem heceleme hem de okuma için hayati önem taşır. Eğer çocuk bir seri içindeki harfleri, rakamları ve şekilleri sırasıyla hatırlamakta sorun yaşıyorsa, karikatürleri doğru sırada bir araya getirmek ya da sayılar ve harflerle adlandırılan noktaları birleştirme gibi aktivitelerden yararlanılabilir.

Görsel Figür – Zemin

‘’Waldo Nerede?’’ kitaplarında uzmanlaşan herkes güçlü bir görsel figür-zemin becerisine sahiptir. Bir nesneyi arka plandan ayırt etmek okuma becerileri için önemlidir. Eğer bir çocuk bu alanda sorun yaşıyorsa bir sayfa dolusu kelime karşısında şaşkına dönecektir. Ara bul oyunları ve yapbozla oynamak bu beceriyi geliştirecektir.

Görsel Tamamlama

Tam olmayan bir bilgiyi bir bütün olarak gözünün önüne getirebilmek görsel tamamlama becerisine işaret eder. Bu beceri her bir kelimedeki her bir harfin tek tek işlenmesine gerek kalmaması açısından önemlidir ve akıcı okuma becerisi kazandırır. Görsel tamamlama aktiviteleri numaralara göre boyama ve yapboz oyunları ile geliştirilebilir.

Devamını Oku

962

17 Ağustos 2016 •

ANAOKULU ÖĞRENCİLERİ İÇİN TEMEL YAZI BECERİLERİNİ DESTEKLEMEK İÇİN EVDE NELER YAPABİLİRSİNİZ?

   Okul öncesi dönemdeki çocuğunuzun boy ve kilo gelişimini takip etmek kolaydır. Peki, çocuğunuzun diğer alanlardaki gelişimini nasıl ölçersiniz? Örneğin, onun yaşına uygun yazma becerilerine sahip olup olmadığını nasıl anlarsınız?

       Çocuğunuzun hem ebeveyni hem de ilk öğretmenleri olarak, okul öncesi dönemde yazı becerilerinin gelişimi sizden daha iyi gözlemleyip, takip edebilecek kimse yoktur. Bu yazıdaki sorular ve ipuçları, 3-4 yaşlarındaki çocuğunuzun hangi erken dönem yazma becerilerine sahip olduğunu anlamanızı sağlayacak. Ayrıca gelişmekte olan yazma becerilerini nasıl destekleyebileceğinize dair fikir verecek.

Çocuğunuz yaşına uygun yazma becerileri geliştiriyor mu?

         Ebeveynler, anaokuluna giden bir çocuğun yazısının karmakarışık olacağını unutmamalıdır. Hedef, çocuğun yazılanlar ve okunanlar arasındaki anlamlı işleyişi anlamasını sağlamaktır. Harfler ve sembollerle bilgilerin nasıl aktarıldığını anlaması gerekmektedir. 3-4 yaşlarındaki çocuğunuzun hangi temel yazı becerilerini öğrendiğini ve üzerinde uzmanlaştığını biliyor musunuz? Aşağıdaki soruları gözden geçirin ve her bir alanda çocuğunuzun durumunu not edin. Çocuğum;

  • Çizmek ve yazmak için kalem, pastel boya ve renkli kalemler kullanıyor mu?
  • Çizdiği resimlerle düşünceler ve hikayeler anlatıyor mu?
  • Çizgi, daire ve ‘X, –, +’ gibi sembolleri kopya edebiliyor ya da çizebiliyor mu?
  • Adındaki harflerin bir kısmını yazmaya çalışıyor mu (biraz başarılı olarak)?
  • Yazı yazmanın ve bir şeyler çizmenin günlük hayatımızda iletişim kurarken ne işe yaradığını anlayabiliyor mu?

 

Temel yazma becerilerinin gelişimini desteklemek için evde neler yapabilirsiniz?

         Çocuğunuzun sahip olması gereken bazı temel yazma becerilerini öğrendiğinize göre artık bu becerileri pekiştirebilir ve ilerlemelerini sağlayabilirsiniz. Çocuğunuzda gün içinde yazı yazma üzerine çalışmak oldukça kolay aynı zamanda da eğlencelidir. İşte deneyebileceğiniz birkaç aktivite:

  • Çocuğunuzun kalemler, yıkanabilir keçeli kalemler, tebeşirler ve pastel boyalar gibi farklı yazı araçları kullanmasını sağlayın. Bu materyalleri ve birkaç parça kağıdı onun için düzenleyin ya da çocuğun kendi başına erişebileceği bir yere, kendisinin düzenleyeceği bir kutuda bu materyalleri saklamasına izin vermeyi deneyin.
  • Fikirlerini dışa vurması ve hikayeler anlatması için çizimler yapmasını teşvik edin.
  • Yazılı kelimelerin günlük hayatın bir parçası olduğunu çocuğunuza gösterin. Alışveriş listeleri, e-posta mesajları, ilan panoları, mağazalardaki tabelalar…
  • Çocuğunuza ismini yazmayı öğretin (bu konuda sabırlı olmanız gerekir çünkü pratik yaparak gelişecek bir beceridir). Kendi ismini yazmak okul öncesi dönemdeki bir çocuk için oldukça güçlendiricidir, iyi hissettirir.
  • Çocuğunuza ait olan eşyaların üzerine isminin yazılı olduğu etiketler yapıştırın. Bu eşyaların bazılarına da çocuğun kendisinin etiketlemesine izin verin (boya kutusu, bilgisayar gibi).
  • Alfabedeki harfleri kil ya da hamur kullanarak şekillendirmesine izin verin. Bu aynı zamanda ellerini de kullanacağı bir aktivite yaratmanızı sağlar.
  • Gazete ve dergilerdeki yemek resimlerini kullanarak bir menü oluşturmasına yardım edin.
  •  Not: Eğer çocuğunuzun düzenli bir bakıcısı varsa bu önerileri o kişiye de iletin.
    Okul Öncesi Dönemde Temel Yazı Becerilerini Desteklemek

     

    Günümüzde anaokullarında yapılandırılmış öğrenme süreçlerinin yanında bolca oyun zamanı olması konusuna fazlaca vurgu yapılmaktadır. Okulda geçirilen zaman geçmişe göre daha titiz müfredatlarla yapılandırılmaktadır. Küçük çocuğunuzun yazmayı öğrenme sürecinin ne kadar verimli olduğunu takip etmek için bunları öğrenmeniz faydalı olabilir:

    • Öğretmene, çocuğun yazı yazma konusundaki düşüncelerini ve aktivitelerini sorun. Bunlarda başarılı olup olmadığı, zorluk yaşayıp yaşamadığı hakkında bilgi sahibi olun.
    • İlkokula başarılı şekilde başlaması için hangi yazı becerilerine sahip olması gerektiğini bir uzmandan öğrenin.
    • Çocuğun eve getirdiği proje ve işlerden yazı örnekleri toplayın. Bunlara birlikte bakın ve üzerinde tartışın.
    • Okul ve öğrenme ile ilgili konuşması için çocuğunuzu teşvik edin. Yazı yazma konusunda ne hissettiğini değerlendirmeye çalışın.

     

    Endişelenmeye gerek var mı? Hangi noktada bir uzmandan yardım almak gerekir?
    Eğer çocuğunuzun yazı becerilerinin yaş grubuna göre daha zayıf olduğunu düşünüyorsanız okul öncesi dönemdeki her çocuğun yazı yazmayı aynı kolaylıkla öğrenmediğini bilin ve derin bir nefes alın. Yine de, çocuğunuzda aşağıdakileri gözlemliyorsanız yardım alabilirsiniz:

    • Yazmaktan ve şekilleri kopya etmekten hoşlanmıyor, yapmak istemiyorsa,
    • Kopya ederken (tahtayı deftere geçirmek) ve yazmayı öğrenmede yaşıtlarından önemli ölçüde yavaş kalıyorsa,
    • Sayıların ve harflerin şekillerini hatırlamakta zorlanıyorsa,
    • Harfleri, sayıları ve sembolleri sık sık ters ya da yanlış yazıyorsa.

     

    Endişelerinizi çocuğun anaokulundaki öğretmeni ya da başka bir uzmanla paylaşabilirsiniz. Çocuk doktorunuz da belki size bu konuda rehberlik edecektir. Ayrıca çocuğunuzun altta yatan bir görme ya da işitme sorunu olmadığından emin olun. Eğer çocuğunuzun öğrenme güçlüğü yaşadığını düşünüyorsanız araştırma yaparak doğru uzmana danışın.

Devamını Oku

391

15 Ağustos 2016 •

DIŞARIDA OYNAMANIN BEYNE VE VÜCUDA FAYDALARI

Çocukların dışarıda vakit geçirmesi için en iyi mevsim yazdır. Bu güzel havalarda çocuğunuz bağımsız oyun aracılığıyla özyeterlik kazanabilir, kas tonusu ve koordinasyonunu geliştirebilir, kendi yaratıcılık ve hayal gücünü güzel hayal dünyaları yaratmak için kullanabilir.

Dışarıda Oynamanın Beyne Faydaları

Dışarıda oyun oynayarak geçirilen zaman faydalı olmasının yanı sıra beyin gelişimi için hayati önem taşır. Araştırmacılar duyguların kontrol edilmesi ve problem çözme ile ilgili olan frontal lobun oyun sırasında aktif olduğunu söylemektedir. Oyun deneyimi çocuğun gelişimi için kritik önem taşıyan bu nöral bağların kurulmasını sağlar. Yaratıcı oyun ve çocuk gelişimi ayrılmaz bir ikilidir.

Yapılandırılmamış ve fazla kural içermeyen bağımsız oyun sırasında çocuklar, dışarıdan çok az yardım alarak karmaşık sosyal ve duygusal sorunlar çözer. Oynadıkları oyun ya da aktivitenin kurallarının ve parametrelerinin neler olması gerektiği hakkında kritik kararları veren onlardır. Bu da çocukların müzakere etmeyi öğrenmeleri ve sosyal becerilerini geliştirmelerini sağlar. Bu beceriler, başarılı sosyal etkileşim kurmayı öğrenmek için daha çok alıştırmaya ihtiyacı olan duyu işleme ya da gelişimsel bozukluklara sahip çocuklar için daha da önemlidir.

Dışarıda Oynamanın Vücuda Faydaları

Çocukluk obezitesi gittikçe daha fazla kaygı uyandıran bir sorundur. Bu sorunla baş etmenin dışarıda sağlıklı ve eğlenceli oyunlarla vakit geçirmekten daha iyi bir yolu aklınıza geliyor mu? Dışarıda oyun oynarken çocuklar koşar, zıplar, tırmanır, çömelir, yuvarlanır.. Bu da eğlenceli bir şekilde egzersiz yapmalarını sağlar.

Özel ihtiyaçları olan çocuklar için dışarıda oyun oynamak özellikle önemlidir. Bu sayede karın kaslarını geliştirebilir, küçük motor beceriler kazanabilir ve koordinasyonlarını artırabilirler. Engelleri aşmak, diğer çocuklarla aralarında uygun bir mesafeyi korumak, eşyaları fırlatmak, yakalamak ve manipüle etmek için güçlerini kullanmaya ihtiyaç duyarlar ve bu egzersizler sayesinde güçlenirler. Bunun yanı sıra özel ihtiyaçları olan çocukların çoğunda D vitamini eksikliği de bulunmaktadır. Güneşin altında geçirdikleri zaman bağışıklık sistemlerini de güçlendirecektir.

Çocuğunuza ‘’Çık dışarda oyna’’ dediğinizde onu sadece evden ve başınızdan atmış olmuyorsunuz. Aynı zamanda sağlıklı beyin gelişimi ve iyi bir egzersize olanak sağlıyorsunuz. Siz de bu yaz çocuğunuzu dışarıda oynaması için cesaretlendirerek öğrenme potansitelini ve genel sağlığını artırabilirsiniz.

 

Devamını Oku

830

13 Ağustos 2016 •

BEYNİNİZİ MÜZİKLE GÜÇLENDİRİN

Müziğin bizi duygusal anlamda ne kadar çok etkilediğinin hepimiz farkındayız, peki ya beynimize olan etkilerini biliyor muydunuz?

Müzik beyin gücünü artırabilir, özellikle de çocuklarda oldukça faydalıdır. Bir bütün olarak daha sağlıklı, akıllı ve becerikli olmamıza olanak sağlar.

Müziği sadece dinleyebilir ya da icra etmeyi öğreniyor olabilirsiniz, her bir notadan ayrı bir kazanım elde edeceksiniz.

Çocuklarına ve hatta doğum öncesinde bebeklerine müzik dinleten anneler oldukça yaygındır. Bunun nedeni müziğin birçok faydasının olmasıdır ki bunlardan biri de beyin gelişimine katkı sağlamasıdır.

Belli tür müzikler dinlediğinizde görüşünüz ve yaratıcılığınızın gelişmesi elde edilen kazanımlardan sadece ikisidir. Çocuklarınıza müzik dinletmeniz, çalışma ve odaklanmalarını artırır ve daha iyi işler çıkarmalarına olanak sağlar. Gürültü seviyesi çok yüksek olmadığı sürece müzik oldukça faydalıdır.

Müziğin beynimize olan etkisi derin ve kalıcıdır. Özellikle çocuklukta, beynimizde yeni bağlantılar oluşturarak beyin fonksiyonlarının ilerleyen yaşlardaki gerilemesini yavaşlatır. 2003’te Harvard’lı bir nörolojist tarafından yürütülen çalışmada profesyonel müzisyenlerin beynindeki gri maddenin, müzisyen olmayanlara oranla daha fazla olduğu bulunmuştur. Gri madde nedir derseniz, beynimizin istemli kas hareketleri, hafıza, görme, koklama, işitme, konuşma, karar verme ve çevresel değişimleri idrak etme gibi çeşitli işlevlerini yöneten bölgelerini oluşturan maddedir.

Müzik icra etmeyi öğrenmek zinde bir beyin için atılabilecek en iyi adımlardan biridir.

Çocuklukta bir müzik aleti çalmayı öğrenmek beyinde fark edilir bir değişikliğe yol açar. Çocuğunuzun motor becerilerini geliştirir ve zihinsel olarak güçlenmelerine yardımcı olur. Yaklaşık üç yaş, bir çocuğun beyin gelişimi için müzikten faydalanmaya başlaması için yeterlidir. Müziğin beynimize olan faydaları küçük yaştan başlandığında daha yoğun olmakla beraber, yetişkinlerin de müzik aleti çalmayı öğrenmesi tabi mümkündür, faydalı da olacaktır. Toronto’da bir doktor tarafından yapılan bir araştırmada yetişkin müzisyenlerle çalışılmış, müzik bilgisinin ilerleyen yaşlarda gerçekleşen bilişsel gerileme ve bunama üzerinde etkili olduğu bulunmuştur.

Müziği kişisel gelişimimiz için kullanırken hatırlamamız gereken önemli bir nokta her koşulda etkili olmadığıdır. Belli müzik türleri diğerlerinden daha faydalı olabileceği gibi yüksek sesle dinlenen müziğin odaklanmanıza yararı değil zararı olabilir.

Doğru müziği doğru seste dinlediğinize emin olun, hem kendinizin hem de çocuğunuzun beyin gücüne katkıda bulunun.

Devamını Oku

215

9 Ağustos 2016 •

ZİHİN EGZERSİZLERİNİN DEMANS SEMPTOMLARINI AZALTTIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Araştırmalar Zihin Egzersizlerinin Demans Semptomlarını Azalttığını Göstermektedir.

Pek çok araştırma zihin egzersizlerinin demans ve Alzheimer hastalığı semptomlarını azaltmak üzere kullanılabildiğini gösteriyor.

Montreal Üniversitesi’ nde beyin gelişimi üzerinde çalışan araştırmacılar tarafından nöral yolakların zihin egzersizleri ile yeniden yapılandırılabileceğini bulundu. Aynı zamanda beyin egzersizlerinin çoklu işlem becerisini geliştirdiğini ve bireyin beynindeki hedeflenen bölümlere doğrudan odaklanarak o bölümü geliştirme imkânı sunduğunu da tespit edildi.

Hafıza Bozuklukları Yaşayan Bireylere Zihin Egzersizleri Nasıl Fayda Sağlar/ Destek Olur?

Demans ve Alzheimer hastalıkları, hafıza ve bilişsel işlevleri sağlayan nöral yolakların yavaşça bozulduğu ve azaldığı durumlarda meydana gelmektedir. 20 ve 90 yaşları arasında, bireylerin beyin kütlelerinin %5-10’unu kaybetmeleri beklenir. Sağlıklı kişilerde beyin gerekli olduğunda kendini yeniden organize ederek yetilerini yeniden inşa eder. Demanslı bireyler ise bu konuda biraz yardıma ihtiyaç duyarlar. Araştırmacılar tarafından beyin egzersizlerinin sağlıklı bireylerde bilişsel işlevi arttırdığı pek çok araştırma ile desteklenmektedir ve bilişsel açıdan sıkıntı yaşayan kişilerde daha büyük adımlar atılması gerekir.

Çalışmalar Hafıza ve Çoklu İşlemler için Beyin Egzersizi Yapılması Gerektiğini Destekliyor

AARPAmerican Association of Retired Person, hafıza temelli zihin gelişimi oyunlarını desteklemekte ve önermektedir. Bunlar hem eğlenceli hem de kolaydır. Ayrıca yaşlanma sürecinde etkili bir tedavi olmaktadırlar. Sağlıklı yaşlılar bile zihin gelişimi egzersizlerinden inanılmaz fayda görmektedir. Zihin egzersizi sonrası görülen gelişmelerin anlamlı ve kalıcı olduğu 6 ay arayla yapılan ve çoklu işlem becerilerini değerlendiren uygulamalarda da bulunmuştur.

Yaşlılar İçin Online Zihin Egzersizi

Online zihin egzersizleri özellikle yaşlılar arasında oldukça popüler olmuştur. Amerika Alzheimer Derneği Başkanı, zihin egzersizlerinin, sağlıklı bir diyet ve fiziksel egzersiz ile birlikte kombine edilmesinin Alzheimer semptomlarının gelişmesini sınırlayacağını belirtmektedir. Daha kapsamlı beyin gelişimi programları hastanın ihtiyacı olan alanları belirlemekte ve bu alanlara odaklanarak geliştirmektedir ve BrainFit te bu programlardan biridir.

Beyin Egzersizlerine Ne Zaman Başlanmalı

Beyin egzersizleri genç ve sağlıklı bireylerde bilişsel yapıları, hafıza geliştirir ve korur. Elde edilen bulgular gösteriyor ki zihin egzersizlerine olabildiğince erken başlamak en iyisidir. Özellikle aile geçmişinde Alzheimer öyküsü bulunan bireylerin egzersizlere erken başlamaya özen göstermesi önerilir. Ayrıca zihin egzersizleri demans ve Alzheimer’ın erken başlangıç dönemindeki belirtilerini savuşturmaktadır. Zihin egzersizleri beyin yapısını eğlenceli, basit yollarla arttırmakla kalmaz aynı zamanda kişinin yaşamı boyunca zihinsel sağlığını korumasını sağlar.

Günümüzde Alzheimer hastalığının bilindik bir tedavisi olmasa bile hastalığı yönetmek üzere bazı yollar vardır. Amerika Hafıza Eğitim Merkezi, online zihin egzersizlerinin de yıllar sürecek zihinsel netlik ve yaşam kalitesi sağlayacağına inanmaktadır. Halen devam eden pek çok araştırma, zihinsel ve fiziksel sağlık programlarına zihin egzersizlerinin de eklenmesinin değerli ve vakit harcamaya da değecek bir müdahale olduğunu vurgulamaktadır.

 

Devamını Oku

532

5 Ağustos 2016 •

ZİHİN EGZERSİZİ – BEYNİNİZE BİR ŞANS VERİN, İŞE YARADIĞINI GÖRECEKSİNİZ !

Bedenimiz gibi beynimizin de zinde kalmak için egzersize ihtiyacı vardır. Peki beyin egzersizine bir şans vermeli miyiz?

Çoğumuz beynimiz hakkında pek kafa yormayız, en azından okula başlayana kadar. Okul bize zekamızı başkalarının zekasıyla karşılaştırmak için ortam sağlar; ancak ondan sonra gerçekte ne kadar akıllı olduğumuz hakkında endişelenmeye başlarız. İleri sarıp yetişkinliğe geçelim, artık hala öğrenci olmanın rahatlığına sahip değiliz. Yarıştığımız parkur ‘gerçek dünya’ ve bu parkurda hepimiz zihinsel becerilerimizin belli alanlarda yeterli olmadığını zaman zaman hissederiz.

Genellikle bütün yaş gruplarının sorun yaşadığı alan hafızadır. Birçoğumuz telefon numaralarını, isimleri ya da arabayı nereye park ettiğimizi hatırlamakta, bırakmamız gereken bahşişi hesaplamakta sorun yaşarız. Beynimizin mental aritmetik ve diğer günlük fonksiyonları yürütme becerisi zayıflıyormuş gibi hissedebiliriz. Bu da beynimizin tam olarak nasıl işleyiş gösterdiğini merak etmemize neden olur. Neden bazı şeyleri hatırlayıp bazı şeyleri unuturuz?

Beyin oldukça karmaşık bir organdır ve modern bilim henüz yapabileceklerinin sınırlarını keşfedebilmiş değildir. Beynin sol tarafının mantık, düşünme, rakamlar ve dil alanlarında uzmanlaştığı düşünülmektedir. Sağ tarafı ise müzik, renkler, görüntüler, sezgi ve duygular ile ilişkilendirilmektedir. Beynimizin sol tarafı bilgiyi düz ve sıralı bir biçimde işlerken, sağ tarafı çoğunlukla yaratıcı taraf olarak tanımlanır. Basit bir ninniyi söylemek için bile beynimizin her iki tarafına da ihtiyaç duyarız.

Beyin egzersizi benim işime yarar mı diyorsanız..

Beynin, hangi yaşta olursa olsun idman ve egzersizlerden fayda gördüğü kanıtlanmıştır. Beyin egzersizleri hafızanın korunmasına yardım edebilir, yeni beyin hücrelerinin büyümesini sağlar ve bunama başlangıcını geciktirebilir.

Beynin ne kadar dayanıklı olduğuna dair yapılan araştırmaların sonuçları genel olarak ‘’KULLAN ya da KAYBET’’ olarak özetlenebilir. Bu da demek oluyor ki beynin işleyişi her yaşta geliştirilebilir ve zihinsel gerileme tersine çevrilebilir. Ancak beynimizi yeni ve şaşırtıcı bilgilerle yeterince zorlamazsak bilişsel işleyişimiz eninde sonunda gerilemeye başlayacaktır.

Beyin egzersizlerin arkasındaki mantık da buna benzerdir: Beyin dinamik bir yapıdır ve sürekli değişim yaşar. Yaşadığı deneyimlerden etkilenir ve bu deneyimler sonucunda değişir. Karşılaştığı her zorlu iş yeni beyin hücrelerinin oluşması, yeni beyin hücrelerinin oluşması ise bilginin daha etkili biçimde işlenmesi anlamına gelmektedir. Beyin egzersizleri genellikle aynı anda birden fazla beceriyi geliştirecek şekilde tasarlanmıştır. Yeterli süre, yeterli yoğunluk ve sıklıkta uygulandığında beynin değişme ve gelişme becerisini artırırlar.

 

Siz de bir şans verin, işe yaradığını göreceksiniz!

Devamını Oku

926

1 Ağustos 2016 •

YAZ TATİLİNDE ÇOCUKLARI EKRANDAN UZAK TUTMANIN YOLLARI

Biraz yaratıcı düşünce ve çabayla, siz de çocuğunuzun ekrandan uzak eğlenceli vakit geçirmesini sağlayabilirsiniz.

Günün 2 saatten fazlasını ekran karşısında geçirmek çocukların beyninin küçülmesine ve hacim kaybetmesine neden olabilir. Bunun sonucu ise beynin dengesini kaybetmesidir. Ekran başında uzun zaman geçirmenin bir diğer sonucuysa fazladan uyarana maruz kalmaktır, bu da çocukların uyku düzenlerinde bozulmaya ve ekran bağımlılığına yol açabilir. Özellikle çocuğunuz saatlerini bilgisayar oyunu oynayarak geçiriyorsa.. Bu nedenle, eğer yaz tatilinde çocuğunuzu bir kampa ya da kursa yazdırmayı düşünüyorsanız, kesin karar almadan önce yapılan etkinliklerin ekran başında zaman içermediğinden emin olmanızda fayda var.

Ekran İçermeyen Akademik Etkinlikler

Yazı başarıyla atlatmak için verilen ipuçlarının hep eğlenceli olması gerekmiyor. Çocuğunuz bu yaz yabancı bir dil öğrenebilir, çalışma kitaplarını tamamlayabilir, doğa merkezlerinde ve müzelerde sanatla ya da bilimle ilgili atölye çalışmalarına katılarak ilgi alanlarını genişletebilir.

Eğlenceli Aktiviteler ve Takım Sporları

Zorlu parkurlarda yapılan eğlenceli yarışmalara girmek, basketbol, futbol gibi spor takımlarına katılmak, yüzme dersleri almak gibi etkinlikleri çocuğunuzun dikkatini dijital ortamdan uzaklaştırmak için kullanabilirsiniz. Bu tarz etkinlikler ekran içermemekle beraber, çocuğunuzun sosyal becerilerini geliştirmesi için de oldukça faydalıdır.

Yaz Kampı = Elektronik Aletler GİREMEZ!

Yaz kampları ekran içermeyen birçok eğlenceli yaz aktivitesi içerir. Hatta birçok yatılı yaz kampında elektronik alet taşımak yasaktır. Zaten el sanatları, yürüyüşler, hikayeler, ateş başında yapılan sohbetler, yüzme, doğa ile ilgili atölye çalışmaları, voleybol oynamak gibi aktiviteler çocuğunuzun vaktinin çoğunu alacaktır. Yaz kampları aynı zamanda çocuğunuzun sosyal becerilerin gelişmesi ve kuracağı yeni arkadaşlıklar açısından da iyi bir tercihtir.

Peki Aşırı Sıcaklarda Ne Yapacağım?

Duyu bütünleme sorunları ve aşırı sıcak, özellikle de çocuğunuz sıcağa karşı aşırı hassassa iyi bir eşleşme değildir. Bu nedenle çocuğunuzun rahatsız hissettiği, yorgun ve endişeli olduğu zamanlar için hazırda birkaç aktiviteniz olması faydalı olacaktır. Ekran içermeye aktiviteler arasında serin ve sessiz bir ortamda yumuşak bir ışıkla kitap okumak, şekerleme yapmak, meyve salatası gibi serin yiyecekler hazırlamak, karanlık bir odada fosforlu oyuncaklarla oynamak ya da deniz kenarında yürüyüş yapmak sayılabilir.

 

Devamını Oku

1145

29 Temmuz 2016 •

Beyin Gücü: Einstein’ın beynini bu kadar özel kılan nedir?

Beyin Gücü: İnsanlık tarihindeki en mükemmel beyinlerden birinin incelenmesi

Douglas Fields (2009) tarafından yazılan ‘Diğer Beyin’ isimli kitapta, Marian Diamond (California Üniversitesi, Berkeley) Einstein’ın beyninin bir kısmını inceleme imkânı bulmuştu. Einstein’ın, modern tarihte en müthiş beyinlerden birine sahip olduğu inanılmaktadır.’Yüksek beyin gücüne’ karşılık geldiği kabul edilir. Bu beyin, diğer zihinlerin tasavvur edebileceğinin çok üstünde düşünceler üretecek kadar muhteşemdir. Öyle ki Einstein artık bir isim değil, zeki kavramı için yeni bir sıfat olmuştur. Peki, Einstein’ ın beynini bu denli özel kılan nedir? Dr. Diamond’un incelemesinde, önce ‘normal’ bir beyin ve Einstein’ın beyni arasında herhangi bir fark bulunmamış. O’nun beyninden alınan bir nöron tipik bir beyinden alınan nörondan farklılaşmamaktadır. Ama… elde edilen verilerde bir farklılık vardı: beyindeki nöron dışı hücrelerin sayısı fırlayıp gitmişti.

Einstein’ın beynindeki farklılık

Tipik olarak, normal bir beyinde her 2 nörona karşılık 1 nöron olmayan hücre düşmektedir. Ancak, Einstein’ın beyninde neredeyse 2 kat daha fazla nöron olmayan hücre vardı. Yani her 1 nörona 1 nöron olmayan hücre denk gelmekteydi. Nöron olmayan bu hücrelerin ismi ‘glia’ dır. Neuroglia Latince’de ‘neuro glue’ yani nöron yapıştırıcısı anlamına gelmektedir. Fields, ‘Uzun yıllardır glia hücrelerinin zihinsel kabarcık sarmalları, nöronları besleyen ve fiziksel olarak destekleyen bağlantı dokusu olarak kabul ediliyordu. Einstein’ın beyninde bunlardan çok fazla vardı’ diye açıklanmaktadır.

Başka bir çalışmada ise Einstein’ın serebral hemisferindeki belirli bölümler arasında hem gençlerden hem de daha yaşlı bireylerden daha geniş bağlantılar olduğu bulunmuş.

Einstein’ın beyin gücünün altında yatan sır bu olabilir mi?

Glia hücreleri yüzyıldan daha uzun bir süredir kabaca göz ardı edilmiştir. Hatta glial iletişimi keşfedecek denli gelişmiş aletlere sahip değildik. Fields, ‘bir keşif sayesinde kıvılcımlanan bilimsel bir devrim yaşadığımızı söylemektedir: şimdi elimizdeki sonuçları tekrar düşünme ve varsayımlarımızı gözden geçirme zamanıdır. Artık diğer beynin bağımsız ama nöral beyin ile işbirliği içinde çalıştığını biliyoruz. Peki, bu yeni anlayış neye rehberlik edecek?

Şu anda bu sorunun cevabını hiç kimse bilmiyor. Ama tüm dünyadaki bilim insanları, gözden kaçırdığımız bu glial beyin hakkında insanoğluna daha fazla bilgi sağlamak için çalışıyor. Bu alandaki keşifler muhtemelen bir gün, insanların günlük hayatlarında beyin güçlerini ve gelişimlerini arttırmalarını sağlayacaktır!

Devamını Oku

3471

26 Temmuz 2016 •

Başarılı İnsanları Ayıran En Temel Özellik: Bilinçaltını Yönetebilmek!

Başarılı insanlar hayatlarını kontrol edebilen insanlardır. Gurur duydukları bir hayat inşa edebilmek için gerekli olan irade, öz-disiplin ve duygusal zekaya sahiptirler. Bunun nedeni de zihinlerini tanımaları ve onu nasıl kendi çıkarlarına uygun kullanabileceklerini öğrenmiş olmalarıdır.

Aynısını siz de başarmak istiyorsanız, öncelikle yapmanız gereken zihninizi oluşturan bilinç ve bilinçaltını ve hayatımıza etkilerini tanımak.

Bilinçli Zihin

Bilinç, zihnimizin düşünme ve planlama işlevlerini yerine getiren kısımdır, orada mantık hüküm sürer. Ancak zihnimizin yerine getirdiği işlerin sadece %1‘i ila %5’i arası burada gerçekleşir.

Gözünüzün önüne bir vinç sürücüsü getirin. Aracın direksiyonunda oturan ve kollarını kontrol eden sürücü olmasına rağmen baktığınız zaman asıl işi yapan vinçtir. Bilinçli zihnimiz de aynı bu şekilde değerlendirebiliriz. Çok daha güçlü olan bilinçaltımız ise vinç sürücüsü rolündedir. Peki bu bizim için ne anlama geliyor?

Daha önce sadece iradenizle bir alışkanlıktan vazgeçmeyi denediniz mi? Sigarayı bırakmak ya da kilo vermek mesela. Eğer denediyseniz, irade gücünün hayatınızda kalıcı değişiklik yaratmak için yeterli olmadığını bilirsiniz. Bunun nedeni irade gücünün bilincimizden ortaya çıkması bu nedenle de gücünün kısıtlı olmasıdır. Bir değişiklik yapmak için iradenizi kullandığınızda, zaten istemediğiniz bir şeyi gerçekleştirmek için kaynaklarınızın sadece %1 ila 5’ini kullanıyorsunuz demektir.

Bu bilgiler ışığında, bilinçli zihninizi bilinçaltını yönlendirmek için etkili bir şekilde kullanabiliyorsanız yaşayabileceğiniz en iyi hayatı yaşıyorsunuz diyebiliriz. Alanlarının en iyileri bunu nasıl yapacaklarını bunu başarabilen kişilerdir. Bunu nasıl yaptıklarını kelimelere döküp dökemeyecekleri ise ayrı bir sorudur. Hayatımızı istediğimiz gibi tasarlamamız için önümüzdeki aşılacak engel budur.

Bilinçaltı Zihin

Bilinçaltı, zihnimizin farkında olmadığımız kısmıdır. Düşündüğümüz, yaptığımız ve söylediğimiz şeylerin %95’i ila %99’u buradan gelir. Kalbimizin attığından, ciğerlerimizin oksijen aldığından, kaslarımızın yürümeyi hatırladığından ve bağışıklık sistemimizin bakterilerle nasıl savaşacağını bildiğinden emin olan kısımdır.

Bilinçaltı arkaplanda çalışır ve bilinçli zihnimizin düşünmesine, öğrenmesine ve gelişmesine olanak sağlar. Ne yazık ki, birçok insan Bilinçaltının sahip olduğu gücü ve bu gücü nasıl kasıtlı olarak kullanacaklarını anlayamaz. Olumsuz düşüncelerin ve davranışların arkaplanda devam etmesine o kadar uzun süre boyunca izin verirler ki, başka türlüsünü hayal edememeye başlarlar.

Bilinçaltımız tekrarlanan davranışları kabullenir ve onlara uygun davranır. Belli bir fast food markasını diğerinden çok sevmenizin nedeni budur. Kasıtlı ya da kasıtsız olarak bir alışkanlık haline getirdiğimiz şeyleri Bilinçaltımız değişmez bir gerçek olarak kabul eder.

  • Üniversiteye gideriz, çünkü ebeveynlerimiz hergün gideceğimizi söylemiştir.
  • Şuan paran yok, çünkü küçüklüğünden beri aklın kıtlıkla ilgili fikirlerle dolu.
  • Bir işe giriyor, ev alıyor ve bir aile kuruyorusun; çünkü başarı ve güvende olmanın tanımının bu olduğuna inandırıldın.

Bir işe girmek ve bir aile kurmak yanlış deneyimler değildir – eğer istediğin bunlarsa! Problem de burada başlar. Birçoğumuz hayatımızı onunla ne yapmak istediğimiz ya da kim olmak istediğimizle ilgili net bir karar almadan geçiririz. Almadığımız kararlar, arkaplanda otomatik pilotta çalışan bilinçaltımızın bizi kontrol etmesi ile sonuçlanır. Yaşadığımız hayat istediğimiz hayat değil, sosyal deneyimler sonucu yaşamamız gerektiğine inandığımız hayattır.

Hayatımızı değiştirmek ve içine istediğimiz renkleri katmak da mümkündür. Milyoner mi olmak istiyorsun? Olabilirsin. Dünya açlığına son vermek mi istiyorsun? Verebilirsin. Ama önce, bunu yapmak için bir karar almalısın. Kendine ve kendi becerilerine inanmak için çabalamalısın. Başlangıç olarak ise yapman gereken bilinçaltını ‘’sen düşüncelerinden ibaretsin’’ fikrinden kurtarmak.

Sen sadece düşüncelerinden ibaret değilsin!

Birçok insan kendilerini zihinlerinde sürekli bir şekilde devam eden konuşmanın bir sonucu olarak görür. Bu konuşma o kadar uzun zamandır sürmektedir ki, bu konuşmanın biz olduğuna inanırız. Bu nedenle de hayatlarımızı değiştirmek için düşüncelerimizi değiştirmek zordur. Kimliğimizi kaybetmemek için direnç gösteririz. Bilinçaltımız belli bir ritim oturtmuştur ve bu ritmi değiştirmek ciddi bir çaba gerektirir. Soğuk bir kış gününde battaniye altında olmak gibi. Battaniyenin altından çıkma düşüncesi o kadar rahatsız edicidir ki, bunu yapmak için kendinizi gerçekten zorlamanız gerekir.

Sizin düşüncelerinizden daha üstün bir şey olduğunu kavramaya başladığınızda, hangi düşünceleri düşüneceğinizi yönetme gücünüz olduğunu keşfedersiniz. Bu da bilinçaltınızı yeniden programlamak için atacağınız ilk adımdır.

 

Devamını Oku

615

25 Temmuz 2016 •

Duyu Bütünleme Bozukluğu (SPD) Olan Çocuklar da Yüzmenin Keyfini Çıkarabilirler!

Gün boyunca yaptığımız her iş esnasında duyularımız iş başındadır. Bir elmayı ısırdığımızda ya da bir parfüm kokladığımızda sinir sistemimiz bu duyuları işler ve anlayabileceğimiz bir dile çevirir. Duyu Bütünleme Bozukluğu (SPD) olan çocuklar için bu günlük aktiviteler yorucu bir hale gelebilir. Duyusal işaretlerin anlaşılır bir biçimde yorumlanamaması, endişe ve duygusal patlamalarla sonuçlanabilir.

SPD (Sensory Processing Disorder) ile ilgili kısaca bilgi verecek olursak: SPD denilen Duyu Bütünleme Bozukluğu; çocuğun duyma, görme, dokunma, tatma ve koku alma olarak tanımlanan 5 duyusundan gelen sinyallerin doğru şekilde işlenip beyne ulaşamaması sebebiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık otizm ile çok karıştırılmakta ve teşhisi de oldukça zordur. Duyu Bütünleme Bozukluğu (SPD) henüz dünyada çok bilinmemektedir. SPD’li bir çocuğun eline yavaşça vurduğunuzda çocuk kendisine sert vurulduğunu düşünebilir, korkup ağlayabilir. Bazı durumlarda ise tam tersi hiç bir şey hissetmeyebilir.

Yaşıtları gürültülü parklarda oynarken, onlara katılamayan ve uyum sağlayamayan çocuklar vardır. Park örneğinde olduğu gibi bazı çocuklar gürültülü parklardan korkarken bazıları ise buradaki gürültüyü algılayamayabilirler. Beyne sürekli karışık sinyaller gittiği için SPD’li bir çocuk günlük hayatında zorluk çeker. Gücünün sınırını bilmediği için beraber oynadığı çocukların canlarını acıtabilir ya da kalabalığın çok olduğu ortamlarda rahat hareket edemezler. Bu durumlar ise dışarda farklı görünüp yanlış tepkiler verebiliriz.

Yüzmeye gelirsek, Duyu Bütünleme Bozukluğu (SPD) olan bir çocuk için, suyun sıcaklığından diğer yüzücülerin çıkardıkları seslere kadar her türlü etken sorun haline gelebilir. Ancak bu zorluklar nedeniyle çocuğu yüzme öğrenmekten alıkoymak çözüm değildir. Bunun yerine, bazı önlemler alarak daha sağlıklı bir öğrenme için ortam hazırlayabilirsiniz.

İşe birebir derslerle başlayın.

Su sıçratarak yüzen, sürekli atlayan insanlarla dolu bir havuz herkes için sinir bozucudur; SPD’li bir çocuk içinse böyle bir havuzda yüzmek imkansızdır. Bu gibi stres yaratan uyaranlardan kaçınabilmek için, birebir yüzme dersleri almak en sağlıklısıdır. Birebir dersler aynı zamanda çocukta stres yaratan uyaranların neler olduğunun anlaşılması ve ilerleyen süreçte alınacak önlemlerin belirlenmesinde çok önemlidir.

Havuzun sıcaklığını kontrol edin.

Duyu bozuklukları ve su hassasiyeti sıklıkla bir arada görülür. Bu nedenle, SPD’li çocuklar çok sıcak ya da çok soğuk suya aşırı tepkiler verebilirler. Soğuk bir havuza atlamak bu çocuklar için büyük bir sorun olabilir. Verimli bir öğrenme ortamı için havuz suyunun önceden kontrol edilmesi ve ılık hale getirilmesi önemlidir.

Doğru aksesuarlar kullanın.

SPD’li her çocuğun kendine özgü ihtiyaçları vardır. Bazı çocuklar havuzun dibine değmekten rahatsız olurken bazıları da klor kokusu nedeniyle sorun yaşayabilir. Çocuğu rahatsız eden uyaranların birebir dersler sırasında belirlenmesi, doğru aksesuarların seçiminde bize yardımcı olacaktır. Koruyucu gözlük, yüzme kıyafeti, burun tıkacı ve hatta çorap gibi aksesuarların kullanılmasıyla, Duyu Bütünleme Bozukluğu’ndan kaynaklanan sorunları minimuma indirebilir ve çocuğunuzun yüzme deneyimini daha eğlenceli hale getirebilirsiniz.

Bu önlemler ile sizin çocuğunuz da yüzmenin keyfini çıkarabilir!

 

Devamını Oku

575

22 Temmuz 2016 •

Dikkat Edin! Beklentilerinize Çocuklarınızı Kurban Etmeyin.

Ebeveynlerin çocukların başarısında önemli role sahip olduğunda herkes hem fikirdir. Yine de, başarı düzeyi yüksek olan çocukların ebeveynlerinin gerçek dışı yüksek beklentileri nedeniyle ya da ebeveynlerin kendi ihtiyaçlarını tatmin edebilmek için çocukları zorladıkları tartışılmaktadır. Akademik alanda yetenekli olan çocukların ebeveynleri, çocuklarını hızlı şekilde ve olağanüstü düzeylerde başarılar kazanmaları için zorlamaktadırlar. Çocukların başarısı ile ebeveyn faktörü arasında ilişki olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar vardır. Bununla birlikte, ebeveynlerin gerçek üstü beklentilerinin çocuklar üstünde baskı yarattığı ve performans kaygısı geliştirmelerine neden olduğu da görülmektedir.

Ebeveynleri, çocuklarına rehberlik etmek yerine baskılamak konusunda motive eden şeyin ne olduğunu kavramak amacıyla, ebeveynlerin “başarı” değerlerine ve düşüncelerine odaklanmamız gerekir. Johns Hopkins Üniversitesi Yetenekli Gençler Merkezi’ndeki araştırmacılar, ebeveynlerin yüksek başarının önemi hakkındaki algılarını, akademik başarı kavramlarını ve çocukları için belirledikleri başarı hedeflerini incelemiştir. Aşağıda bu alanda yapılan çalışmalardan elde edilen bazı bulgular verilmiştir.

Sıradaki 3 araştırmanın hepsi akademik anlamda başarılı çocuklara sahip 800 aile ile yürütülen boylamsal çalışmalara dayanmaktadır. Bu çocuklar okulda yapılan bir testte 97’lik başarı yüzdesi içine girmişlerdir ve 5. sınıfa geldiklerinde beceri araştırmasına alınmışlardır. Çalışmanın ilk yılında, ebeveynler ve çocuklara; okul ilişkisi, başarının önemi ve baskı algısı ile ilgili sorular sorulmuştur. Sonuçlar Ablard, Hoffhines ve Mills tarafından raporlanmıştır. Raporda ebeveynlerin büyük çoğunluğunun (85.5%) çocukların okuluna bir şekilde müdahale ettikleri bulunmuştur. 6. Sınıf ebeveynlerinin çoğunluğu da (60%) 5-6 yıl boyunca okula çok fazla dâhil olduklarını söylemiştir. Pek çok ebeveyn ilişkiyi daha da güçlendirmek için okulla birlikte çalışmaktadır. Ebeveynlerin okula bu derece dâhil olması yaygın olarak kabul görmektedir. Pek çok ebeveyn çocukların okulda üstün konuma gelmesini sağladığına inanmaktadır (92%). Ebeveynler yüksek akademik başarının çok önemli olduğuna inandığı için okul işlerine karışma eğiliminde oluyorlar. Ebeveynlerin büyük bir kısmı da, çocuklarının en üst seviyedeki üniversiteye/koleje girmesinin (73%) ve hayatında başarılı olmasının (81%) çok önemli olduğuna inanmaktadır. Bu ebeveynler muhtemelen çocuklarının eğitim hayatlarına müdahale etmeye devam edeceklerdir.

Ebeveynlerin başarı ve okula müdahale etme hakkındaki düşünceleri, çocukların baskı duygusu hissetmesi üzeride etkili midir? Cevap hayırdır; öğrencilerden sadece %39’u ‘ebeveynleri her zaman ayrıcalıklı bir öğrenci olmalarını istediği için aşırı baskı yaşadıklarını’ söylemektedir. Bu oranın düşük olmasının nedeni neredeyse öğrencilerin tümünün (%99) akademik becerileri konusunda kendilerine güvenmeleri olabilir. Ebeveynlerinin yüksek beklentilerine ulaşabileceklerini düşünmektedirler.

Sonraki araştırma ‘Ebeveynlerin Akademik Başarı Kavramları: İçsel ve Dışsal Standartlar’ yazısında raporlanmıştır. Ablard bu çalışmada, ebeveynlerin akademik başarı kavramlarını açıklamıştır. Bu inanışlar, ebeveynlerin davranışlarını ve çocuklarına başarı ile ilgili gönderdikleri mesajları etkilemektedir. Baskı hissinin artmasına neden olmaktadır. Akademik başarı tanımlamalarını yazmaları istendiğinde, tüm ebeveynlerin %56’sının tanımları şu standartları içermektedir: yaşıtlarının üstünde performans, koleje kabul edilmek gibi sosyal olarak kabul gören başarılar elde etmek, yüksek statülü bir işe girmek. Dış standartlara bu denli vurgu yapılmasının bazı avantajları vardır. Çocukları okulda daha yüksek başarı göstermeye iter. Çünkü okul başarısı iyi sınav sonuçlarını getirir, gelecekte üniversiteye giriş zamanı geldiğinde avantaj sağlar ve sonunda iyi bir kariyer elde etmeyi sağlar. Yine de, başarının belirleyicisi olarak kabul edilen bu kavramlara vurgu yapılması çocuklar üzerinde baskı yaratır. Akademik başarının, sadece kişisel nedenlerden dolayı değil başkalarını memnun etmek için de çok önemli olduğu mesajını iletir.

Ebeveynlerin çoğu akademik başarıyı dışsal standartlarla değerlendirse de neredeyse yarısı da aynı zamanda iç standartlara vurgu yapar. Diğer bir deyişle akademik başarıyı birey ile ilişkili olarak tanımlarlar: zevk almak, içinde bulunulan ortam ve kişisel hedefler belirlemek, motivasyon, potansiyelini gerçekleştirmek üzere çalışmak, meraklı ve bilgi edinmeyi seven biri olmak, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak. Söz konusu standartların her iki çeşidine de vurgu yaparak ebeveynler, üst düzey performansın başarı için çok önemli olduğu mesajını iletmektedir. Ama kişisel tatmin ve bireyin elinden geleni yapması da aynı düzeyde önemlidir. Aradaki dengenin kurulması baskı duygusunu azaltmayı sağlar.

‘Ebeveynlerin Akademik Hedefleri ve Akademik Alanda Yetenekli Olan Çocuklarda Mükemmeliyetçilik’ konulu başka bir araştırmada Ablard ve Parker (1997), ebeveynlerin sahip olduğu spesifik başarı hedeflerini incelemişlerdir. Ebeveynlerden çocuklarının başarısı için koydukları hedefleri listelemeleri istenmiştir. Cevaplar; öğrenme hedefleri, performans hedefleri olarak sınıflanmıştır. Başarıda öğrenme hedefi olan ebeveynler, çocuklarının performanslarındaki gelişmeye odaklanmaktadır. Başarıda performans hedefi olan ebeveynler, çocuklarının yeteneklerine ve sosyal ortamlardaki başarılarına odaklanırlar (ör. Yüksek notlar). Ebeveynlerinin her ikisi de performans odaklı başarı hedefi olan çocuklar, ebeveynleri öğrenme odaklı başarı hedefleri olan çocuklardan daha fazla hata yapma korkusu yaşamaktadır. Davranışlarından daha fazla şüphe duyarlar, ebeveynlerinin beklentilerinden ve eleştirilerinden daha fazla çekinirler. Yüksek ebeveyn beklentileri ve eleştirileri nedeniyle bu çocuklar baskı hissederler. Performans odaklı başarı hedefi olan ebeveynlerin oranının az olması nedeniyle, bu çalışmanın sonuçları, akademik anlamda yetenekli olan çocukların ebeveynlerinin, onları mükemmel olmak için zorladıkları yönündeki genel inanışı çürütmüştür.

Bu çalışmalar, ebeveynlerin çocukların akademik başarısı üzerinde oynadıkları rol hakkındaki görüşlerimize katkı sağlar. Popüler inanışın aksine, akademik olarak başarılı olan çoğu çocuğum ebeveyni, başarılı olması için çocuklarına baskı yapmamaktadır. Bu ebeveynler, genellikle, notlar ve test sonuçları gibi yüksek akademik performans göstergelerine odaklanmazlar. Odaklansalar bile çocuğun kişisel gelişimine ve materyalleri anlayıp anlamadığına da önem verirler. Bu tür bir denge, ebeveyn desteği ve rehberliği ile bir araya geldiğinde çocuğun baskı hissetmesi olası değildir.

Ebeveynlerin düşünce sistemlerinin, çocuklarıyla aralarındaki ilişkiyi nasıl etkilediğini anlamak için yeni araştırmalara gerek duyulmaktadır. Ayrıca ebeveyn düşüncelerinin ve inanışlarının, çocukların uzun dönem başarılarını ve duygularını nasıl etkilediği de bir araştırma konusu olabilir. Başarısızlık, akademik anlamda becerikli olan çocuklar için riskli bir durum olmayı sürdürürken, ebeveynlerin başarı kavramları ve bununla ilişkili olarak koydukları başarı hedefleri çocukların başarısız olmalarındaki önemli nedenlerden biri olmayı sürdürecektir.

Devamını Oku

797

20 Temmuz 2016 •

Çocuğunuzun Beyin Gelişimini Desteklemenin 6 Eğlenceli Yolu

ÇOCUĞUNUZUN BEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEMENİN 6 EĞLENCELİ YOLU

Öğrenmenin sadece kitaplar ve flaş kartlarla gerçekleştiği günler geride kaldı. Çalışmalar beyin gelişimini artırmak, daha iyi hatırlamak, dikkati artırmak için yapılan egzersiz ve aktivitelerin etkili olduğunu göstermektedir. İnternette bu tarz egzersiz ve aktivitelere dair bilgiler bulabilirsiniz; ancak bunlardan bazıları, yanlış ve uzman rehberliği olmadan yapıldığında yarardan çok zarara neden olabilir.

BrainFit 3-18 yaş arasındaki çocuklara, bilgiyi daha doğru ve hızlı işlemelerine yardımcı olacak programlar sunmaktadır. Çıkış noktamız zinde bir beyne giden yolun beynimizin 5 temel alanını güçlendirmekten geçtiğidir. Bu beş temel alan dikkat ve hafıza, duyu-motor koordinasyonu, işitsel veriler ve dilin işlenmesi, görsel ve uzamsal verilerin işlenmesi ve sosyal duygusal özdüzenlemedir.

Siz de çocuğunuzun beynini güçlendirmek istiyorsanız işte bazı öneriler ve ipuçları.

  1. Yapboz yapın.

Yapbozlar çocuğunuzun uzamsal işlemleme yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur. Çocuğunuzun şekilleri tanıması ve şekiller arasında bağlantılar kurmasını gerektiren bir oyundur. Bu nedenle eğer çocuğunuz için vakit geçireceği bir aktivite arıyorsanız, bir yapboz çıkarın ve çocuğunuzun beynini güçlendirin. Daha çok parça içeren yapbozlar deneyerek çocuğunuzun sınırlarını zorlayın.

  1. Hafızanıza hükmedin.

Hafıza ya da eşleştirme oyunları özel – örneğin çocuğunuzun sevdiği çizgi film karakterlerinden oluşan kartlar – ya da sıradan iskambil kartlarıyla oynanabilir. Bu oyunlar tek başına, arkadaşlar ya da aile ile birlikte oynanabilir ve çocuğunuzun görsel hafızasını geliştirir. Çocuğunuz bu oyunda uzmanlaştıktan sonra işi onun için daha da zorlaştırabilirsiniz. Aynı desene sahip kartların sadece zıt renkler ile eşleşebildiği Zebra versiyonunu deneyebilir ya da kartları düzgün sıralar halinde dizmek yerine belli bir düzeni olmayan veya daha karışık desenler halinde dizerek oynayabilirsiniz.

  1. ‘Rıfkı Der ki’ oyununda uzmanlaşın.

Çocuğunuza daha iyi dinlemeyi öğretmek ve işitsel hafıza becerilerini geliştirmek için bu oyunu oynayabilirsiniz. Bu oyunu oynayarak çocuğunuz işitsel ipuçlarını tanımaya ve ne söylendiğine daha çok dikkat etmeye başlar. Yaşı büyük çocuklar için oyunu zorlaştırmak da talimatları daha karışık bir hale getirmekle mümkün. ‘Rıfkı burnuna dokunmanı söylüyor’ talimatını kullanmak yerine, ‘Rıfkı burnuna dokunmanı, sola adım atmanı ve 3 kez zıplamanı söylüyor’ gibi daha karmaşık talimatlar kullanabilirsiniz.

  1. Maket yapın.

Kille oynamak çocukların duyu-motor becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. Daha büyük çocuklar içinse legolar ve maketler kullanılabilir. Tarihi gemiler, uçaklar veya arabalar gibi, değişik boyutlarda parçaları olması nedeniyle daha zor olan modeller özellikle faydalıdır.

  1. Dans edin.

Çocuğunuzun duyu-motor koordinasyonunu geliştiren bir başka aktivite de dans etmektir. Dans, bir yandan gelecek diğer hareketlere hazırlanırken belli adımlar ve hareketler yapılmasını içeren bir aktivitedir. Dans etmek çocuğunuzun dengesine ek olarak planlama ve sıralama becerilerini geliştirir.

  1. Kendinizi bir başkasının yerine koyun.

Çocuklarda geliştirilmesi gereken en önemli duygusal özelliklerden biri empatidir. Sosyal durumlarda doğru seçimler yapmalarını sağlamak için olaylara başkasının gözünden bakmalarını sağlamak en iyi yoldur. Bunu, yaşanan belli bir olaydan sonra ‘’Senin demin arkadaşına/kardeşine yaptığını birisi sana yapsaydı ne hissederdin?’’ gibi basit bir soruyla yapabilirsiniz. Kullanılacak bir diğer yol ise hikaye anlatımıdır. Çocuğunuzdan kendisini hikayenin ana kahramanının yanı sıra, yardımcı ve kötü kahramanlarının da yerine koymasını isteyebilirsiniz. Filmler ve diziler de bu amaç için kullanılabilir.

 

Devamını Oku

466

18 Temmuz 2016 •

Sağlıklı Yaz Aktivitesi: Sebzelerle Eğlenceli Vakit Geçirmenin 6 Yolu

Çocuklarınızı, aşağıda okuyacağınız 6 bahçe aktivitesi ile daha fazla sebze tüketmeleri için cesaretlendirin ve yönlendirin.

Siz de ‘Keşke çocuğum daha çok sebze yese!’ diyenlerden misiniz?

Bu konuda yapılan araştırmalar bahçe işleri ile uğraşan çocukların sebze yemeye daha meyilli olduğunu ortaya koymuştur. Bir bahçenin bakımı ile uğraşacak vaktim ve alanım yok diyorsanız, sebzeler ile eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacak 6 basit önerimiz var:

  1. Bu yaz ilgilenmek üzere bir kiraz domates alın. Bu bitki saksıda da bakılabildiği gibi bir sürü de domates veriyor. Domatesleri doğrudan dalından kopararak, kahvaltıda ya da sos haline getirerek yemeyi deneyebilirsiniz. Kiraz domates fidelerini alışveriş merkezlerinin bahçe bölümünden, seralardan ya da pazarlardan temin edebilirsiniz. Sadece sulayın ve toplayın!
  2. Filiz yetiştirin. Temiz bir cam kavanoz alın ve içine bir avuç tohum atın. Her gün su ile yıkarsanız birkaç gün içinde filizler yenmeye hazır hale gelecektir. Kavanoza tülbent bezinden bir kapak yaparsanız günlük yıkama ve suyu boşaltma işlemini daha kolay hale getirmeniz de mümkün.
  3. Bir çiftliği ziyaret edin. İlkbaharda çilekten yazın kayısıya, sonbaharda elma ve balkabağına daha birçok meyve ve sebzenin nasıl ve nerede yetiştiğini göstermek çocuğunuza sebzeleri tanıtmanın eğlenceli bir yolu!
  4. Bir sanat projesi yapın. Bir resim ya da fotoğraf projesi için sebze ve meyveleri esin kaynağınız olarak kullanın. Ya da meyve ve sebzeleri dilimleyerek onları kağıtları damgalamak için kullanın.
  5. Bir saksıya marul ekin. Marullar birkaç hafta içinde toplamaya hazır hale gelecektir ve lezzetlilerdir. Marulunuzu dışarıda ya da güneş alan bir pencerede büyütebilirsiniz.
  6. Çocuğunuzla beraber pazara gidin. Kendi yemeklerini seçmeleri ve denemeleri için fırsat sağlayın.

Devamını Oku

674

13 Temmuz 2016 •

Ebeveynlerin Çocuklarından 8 Gerçek Dışı Beklentisi

Ebeveynlerin Çocuklarından 8 Gerçek Dışı Beklentisi

 

Çocuk sahibi olmak inanılmaz güzel bir şey iken acı verici de olabilir. Ebeveynliğin her zaman harika bir şey olduğunu söyleyenler olsa da durum aslında hiçte dışardan görüldüğü gibi değildir. Çocuklarımız karmakarışık haldedirler ve onları anlamak gerçekten kolay değildir. Bize bazen yalan söylerken, bazen kendilerinden beklemediğimiz şekilde sinsice hareket yapıyor olabilirler; bazen de bizi dinlemezler ve sinirimizi nasıl bozacaklarını çok iyi bilirler.

 

Size, bildiklerinizin dışında yeni bir şey söylemiyorum. Bizler de çocuklarımız kadar sinir bozucu olduğumuzu kabul etmeliyiz. Burada yer alan konuları çocuklarımız ile konuştuğumuzda bunların hepsinden bizlerin sorumlu olduğunu söylemektedirler. Çocuklarımız bizimkinden daha iyi bir hayat yaşasın diye umut eder, bunun için çabalarız ve bazen fazla beklenti içine girmemiz nedeniyle sınırı aşarız.

 

 

  1. Her zaman iyi bir ruh haline sahip ol / iyi ruh halini koru / iyi ruh halinde kal.

Uzun bir iş gününün ardından eve geldiğinizde çocuklarınızın moralinin bozuk olduğunu kızgın ya da üzgün olduklarını görmek sizin için de üzücü olmaz mı? Onların temel gereksinimlerini karşılayabilmek, daha iyi bir hayat sürebilmelerini sağlamak için tüm gün çok fazla çalışmışsınızdır ve tek istediğiniz size stres yaşatmamaları, problem çıkarmamaları değil mi?

 

Çocukların da tıpkı bizler gibi kötü günleri olabilir. Bunun nedeni okulda canını sıkan bir arkadaşı, o gün için iyi anlaşamadığı bir öğretmeni, diğer ebeveyni ya da sizin için küçük, önemsiz gibi görünen herhangi bir şey olabilir.

 

Onlara sakinleşmeleri için biraz zaman tanımalıyız ki bu zaman diliminde baş etmeleri gereken durumlarla karşı karşıya kalıp, rahatça düşünebilsinler. Çocuk, ergen, genç olmanın ne kadar farklı, çılgınca hissettirdiğini hatırlıyor musunuz? Onlar da her zaman iyi bir ruh halinde, sakin, uyumlu olmayacaklar ve bizler bunu kabul etmeyi öğrenmek zorundayız. Ancak bu yanlış anlaşılmamalı. Eğer çocuğunuz sürekli kötü bir ruh halinde ise bu farklı bir hikayedir.

 

  1. Okulda kusursuz olmalısın.

Çocuğunuzun daha çok çalışmasını ve bunu okul hayatı boyunca sürdürmesini istemeniz gayet doğaldır. Gerçek hayatta ise çocuklar farklı şekilde öğrenirler. Öğrenirken zorlandıkları için onları cezalandırmak değil onları yönlendirmek, yol göstermek, cesaretlendirmek gerekir ve bu tam olarak bizim görevimizdir.

 

Kendimize bakacak olursak iş yerimizde, kendi meslek hayatımızda kusursuz değiliz – en azından bizden kusursuz olmamız beklenmez. Okul da çocuklarımız için gerçek hayata atılana kadar ‘iş’ tir.

 

  1. Asla başarısız olma.

Genelde ebeveynler çocukları başarısız olduğu zaman hüsrana uğramış hissederler. Tabak kırılması, kapı çarpması ya da araba kazası gibi bir şeydir bu oysa ki! Hey, BİZ DE BAŞARISIZ OLURUZ! Neden kendimiz ulaşamadığımız bir standarda çocuklarımızı ulaştırmaya çalışıyoruz? Hata yapılabilir, hepimiz başarısız olabiliriz, hayat budur. Çocuklarınızın insan olmasının önündeki engel siz olmayın.

 

  1. Sana yaptıklarım, verdiklerim için minnettar olmalısın.

Çocuklarımıza çok fazla şey veririz ve evet bunun için müteşekkir olmalıdırlar. Ama ebeveyn olmak tam anlamıyla çocuklarınızın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koymak demektir. Onlarla aynı odada olmanız, onlarla vakit geçirdiğiniz anlamına gelmez – özellikle televizyona takılıp kalmış, kendinizi temizlik yaparken kaybetmiş haldeyseniz.

 

Sadece varlığınız için minnettar olmalarını bekleyemezsiniz. Sizin ilgi ve dikkatinize ihtiyaç duyarlar. Çocuklarınızla değerli zaman geçirin. Önemli olan çocuklarınızla birlikte geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil az da olsa geçen zamanın kalitesidir. Kaliteli zaman geçirmek için öncelikle çocuğunuzu önemsemeli ve zamanınızı sadece ona ayırmak adına iyi bir planlama yapmalısınız. Kısa sürede olsa bu plana mutlaka uyun ve asla işinizi bahane ederek ertelemeyin.

 

  1. Birbirimize nasıl davrandığımızı görmezden gel.

Çocuklar, sizin düşündüğünüzden çok daha fazla şeyi görür, işitir ve yakalarlar. Çocuklarınızın tanık olduğu, öfke, mutsuzluk gibi olumsuz duyguları içeren tartışma anlarınızda, onların her şeyin farkında olduklarını unutmayın.

 

Birbirinize karşı tutum ve davranışlarınız çocukların nasıl insanlar olarak büyüyeceklerini etkiler. Eğer onların önünde birbirinizi aşağılarsanız, olumsuz – yıkıcı bir şekilde eleştirirseniz, bir gün onların da bunları yapacağından emin olun.

 

Çocuklarımız verdiğimiz öğütlerden değil insanlara gerçekte nasıl davrandığımızı dikkate alarak tutum ya da davranış geliştirirler, başkalarına nasıl davranmaları gerektiğini model alarak bizlerden öğrenirler. Bu nedenle duygularınızı dışa vururken düşünerek ve dikkatli hareket etmelisiniz.

 

  1. Herşeyin üstesinden gelmeye çalış.

Küçük bir çocukken çok fazla şeyi kendim halletmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Anneme böyle durumlarda yakaladığımda bana bağırırdı. Bana; ‘Senin de çocuk sahibi olduğunu görmek için sabırsızlanıyorum. Böylece benim neler yaşadığımı anlayacaksın’ derdi.

 

‘Amaan anne..’ derdim. Ta ki kendi çocuklarım olana kadar. Anlaşılan o ki annem haklıymış. O yaşlarda olmanın nasıl bir şey olduğunu unutmamalıyız ve her terslikte nükleer patlama olmuş gibi tepki vermemeliyiz.

 

Evet, bazı durumlar kesinlikle ceza gerektirebilir ama diğerleri (!) hayatta yaşanan önemli olaylar düşünüldüğünde o kadar da büyütülecek şeyler değiller. Lütfen söylediklerimizi yanlış yorumlamayın. Eğer söz konusu küçük bir konu ise çocuğunuzun ‘hayat dersi’ almasına izin vermeniz daha iyi olacaktır.

 

“En küçük oğlumuz kendisine tablet alabilmek için bütün bir yaz çok sıkı çalışmıştı. Okullar açıldıktan sonra tabletini düşürmüş ve ekranını kırmış. Bunu birkaç hafta sonra tesadüf eseri öğrendik ve çok öfkelendik. Çünkü bu zamana kadar kırılmasıyla ilgili bize gerçeği söylememiş yalan söylemişti.

 

Bir adım uzaklaşıp sakinleşmemiz gerekti. Sonuçta sahip olduğu ve almak için aylarca çalıştığı pahalı bir nesneyi kırmıştı. Sonrasında fark ettik ki bu süreç onu bizden daha çok etkiliyordu; laptopu kendi parasıyla almıştı. Yeterince düşündükten ve sakinleştikten sonra yalan söyleme hakkında onunla konuştuk. Yaptığının doğru olmadığını her konuyu bizimle paylaşması gerektiğini söyledik. Ama kendi laptopunu kırması hakkında tek söz söylemedik bu onun hayat dersiydi.

 

  1. Her zaman affet.

Çocuğunuza sürekli zayıf biriymiş gibi davranıp sonrasında da affetmesini bekleyemezsiniz. Olaylar karşısında bizden daha toleranslı olabilirler ama onların da sınırları olduğunu unutmamak gerekir.

 

Bazen kötü durumlar yaşanabilir. Ebeveynler ayrılır hatta boşanabilir; maddi problemler olabilir. Bunlar her gün stres yaşanmasına neden olurlar ve kontrolünüz dışında gelişen olaylardır. Ama her kötü olayın içinden iyilerini seçip çıkarmalısınız. Ayrıca olayları çocuğunuzun üstüne yıkmamalısınız. Böyle kötü durumlarla karşılaştığınızda çocuğunuza elinizden geldiği kadar kendini normal hissettirmeye çalışın. Asla kendini değersiz hissettirmesini sağlamayın. Unutmayın ki bu yaşlarda öz-güvenini ve öz-saygısını kaybetmesi isteyeceğimiz son şeydir.

 

  1. Söylediğimi yap ama yaptığımı yapma.

Gün sonunda, bizim yaptıklarımızı gözlemleyerek çocuklarımız çok fazla şey öğrenmiş olur. Dikkat edin, söylediğimiz şeylerden değil! Davranışlar sözlerden daha yüksek sesle konuşur. Çocuklarınıza iyi örnek olmaya çalışmanız gerekir.

 

Çocuklarımızın çocuk olmalarına izin vermeliyiz. Mükemmel robotlar olmaları için uğraşmamalıyız. Bazen işleri alt üst edebilirler. İşte bu hayattır. Bizim görevimiz onlara rehberlik etmek ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmaktır. Eğer disiplin gerektiren bir durum ortaya çıkarsa ne yapılması gerekiyorsa onu yapmalısınız.

 

İşte size zorlu bir görev: Önce bir adım geri atın ve duygularınızın durumu kontrol etmesine izin vermeyin. Bu yıllar onların nasıl insanlar olacağını şekillendirmede hayati öneme sahiptir.

 

Devamını Oku

645

8 Temmuz 2016 •

Tatilde Kitap Okumanın Faydaları

Tatilde Kitap Okumanın Faydaları

Düzenli Kitap Okumanın Çocuğunuza Sağlayacağı bu 19 Faydadan HABERİNİZ VAR MIYDI ?

  1. Düzenli kitap okuyan birinin sıkılması söz konusu olamaz. Evde, otobüste, metroda canınızın sıkıldığını hissettiğiniz bir anda, bir kitabın kapağını açmak sıkıntınızı gidermeye yetecektir
  2. Vizyona girmemiş filmler hakkında, ahkâm kesebilirsiniz. Çünkü siz kitabını okumuştunuz.
  3. Düzenli olarak kitap okuyan birinin kelime dağarcığı gelişecektir.
  4. Ayrıca hafızanızda her duruma uygun düşen alıntılara sahip olursunuz.
  5. Her kitap size başka hayatlar, başka insanlar, başka karakterler hakkında yeni bakış açıları kazandıracak. Böylece empati yetiniz gelişecek ve çok daha açık fikirli bir insan olacaksınız
  6. Yapılan bilimsel araştırmalar düzenli kitap okumanın beyinde yeni nöron bağlantıları oluşturduğunu gösteriyor. Bu da sizin daha zeki bir insan olmanız demek.
  7. İyi bir okur olmak yalnızlık ile ilgili kötü düşüncelerinizi ortadan kaldıracaktır. Bilakis yalnızlığınızı sevmeye başlayacaksınız. Çünkü kitaplar varken aslında yalnız değilsinizdir.
  8. Bilgi birikiminizin derinleşecek ve genişleyecek olması en önemli faydalardan.
  9. İnternet mi yok ya da daha kötüsü elektrik mi? Böyle durumlar sizin için sorun olmaktan çıkmıştır. Mum ışığında dahi kitabınızı okuyabilirsiniz.
  10. Hediye alması kolay bir insana dönüşeceksiniz. İnsanlar size kitap alacak ve siz de son derece mutlu olacaksınız.
  11. Hayatın gerçekleri ve rutini sıkıcı olabilir ancak, kitapların sizlere kurduracağı düşler çok canlı olacaktır.
  12. Kitap okumak hiç şüphe yok ki, yaratıcılığınızı arttıracaktır.
  13. Çok okumanın getirisi olarak sohbet açabileceğiniz bir dünya konu başlığı olacak.
  14. Kitap okurken belki evinizdeki küçük bir odadasınız. Fakat zihninizdeki hayal diyarlarında belki kıtalar aşıyor olacaksınız. Belki de zamanı…Geçmişte veya gelecekte bilinmez uygarlıkları keşfedeceksiniz.
  15. Kitap okumak sizi daha duyarlı bir birey hâline getirecektir.
  16. Düzenli kitap okumak belki de normal şartlarda tanıma imkânı bulunamayacak farklı kültürleri öğrenme fırsatı verecektir.
  17. Kitap okumak odaklanma becerinizi güçlendirecektir.
  18. Yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki, düzenli olarak kitap okumak hafızayı güçlendiriyor.

Düzenli okuma alışkanlığı sizi öz-disiplini daha güçlü biri yapacaktır.

 

Devamını Oku

447

7 Temmuz 2016 •

Besin Hassaslığı Çocuklarda Davranışsal Problemlere Yol Açar Mı?

Yaygın besin hassaslıkları çocuklarda davranışsal problemlere nasıl neden olur?

Öğrenme, davranış ve sosyal alanlarda problem yaşayan ve ayrıca BrainFit® şubelerde çalıştığımız çocukların çoğu besin hassaslıkları probleminden de mustariptirler. Eğer zihin dengesi bozulmuşsa, sindirim sistemi işlevsizliğe uğrar ve bağışıklık sisteminin de dengesi bozulur. Bu dengesizlik son olarak besin hassaslığına dönüşür.

Buzdolabınızda masum gözüken o bir bardak organik süt, çocuğunuzun bugün okuldan önce kendini kötü hissetmesine sebep olabilir. Ama mandıra ürünü olan bir besin nasıl böyle bir şeye sebep olabilir? Bunun yanında böyle bir duruma neden olabilecek başka besinler de var mıdır?

 Besin Hassaslıkları Yaşanan Yiyecekler

Çoğu beslenme uzmanı ve araştırmacılara göre, en çok hassaslık görülen yiyecekler şunlardır:

  • Mandıra ürünleri
  • Yumurta
  • Glüten – buğday, çavdar, yulaf ve arpada bulunan protein
  • Şeker (özellikle eğer çocuğunuzun mantar hastalığı varsa, davranışı etkileyebilecek fazla maya alımı, DEHB ve otizm gibi nöro-davranışsal hastalıklar da sorunlara neden olur)
  • Kabuklu deniz hayvanları
  • Soya fasulyesi
  • Salisilat bakımından zengin olan besinler
  • Yapay aromalar, boyalar, ilaçlar

Özellikle besin hassaslığı işin içine girdiğinde, beslenme alışkanlığı ve davranış arasındaki ilişki ilginç bir hale gelir. Eğer çocuğun belirli bir yiyeceğe hassaslığı varsa ,”Igg” tepkisi ortaya çıkar. Bu tepki bağışıklık sisteminden kaynaklanır ve vücudun sitoksin olarak adlandırılan iltihap oluşturucu kimyasal üretmesine sebep olur. Sitoksinler mideyi, zihni veya solunum yollarını iltihaplandırır ve nihayetinde çocuğunuzu duygusal ve fiziksel olarak etkiler.

Besin Hassaslıkları ve Gıda Alerjileri

Gıda alerjisi, vücudu histamin üretme konusunda uyaran ani bir tepkiye sebep olur. Bazı durumlarda, bu “Igg” tepkisi anında tıbbi müdahale gerektirir. Öte yandan, besin hassaslığı, belirtilerin sürekli olarak görüldüğü gıda alerjisinin aksine, oluşması 3 gün kadar sürebilen gecikmiş “Igg” tepkisiyle sonuçlanır. Bu yüzden, bir profesyonelle çalışmıyorsanız veya çocuğunuzun besin alımını düzenli olarak takip etmiyorsanız, belirli bir yiyeceğe karşı geliştirilen iltihaplanma tepkisini fark etmiyor olabilirsiniz.

Besin Hassaslıkları ve Davranış

Davranış problemleri, çocuğun hassas olduğu bir yiyeceğe verdiği tepkiyle ortaya çıkabilir. Eğer çocuğunuzun elinde bir bardak süt varsa ve vücut sitoksin üretmeye başladıysa, beyin hücrelerinde oluşan iltihaplanma eriyip bitmelere, rahatsızlıklara, endişeye, depresyona, zihin karışıklığına ve daha fazlasına sebep olabilir. Eğer çocuğunuz sindirimle ilgili daha önceden bir problem yaşadıysa, Sızdıran Mide Sendromu sonucunda bir yiyecek hassaslığı görülebilir demektir. Bu da sonrasında daha da problemli durumlar ortaya çıkaracaktır. Sızdıran bir mide, düşük düzeyde emilimden dolayı, vitamin ve mineral eksikliklerine sebep olur. Bu durum da daha fazla besine hassasiyet geliştirilmesinin yanında öğrenmeyle ve davranışla ilgili problemler ortaya çıkabilir.

Çocuğunuzun bir yiyeceğe karşı hassasiyeti olduğundan şüphe ediyorsanız, bir profesyonelden danışmanlık almalısınız. Bazen net bir durum vardır ama bazense test yapılması için yiyeceğin onaylanması gerekir. Çocuğunuza zararı olan yiyeceği beslenmesinden kaldırmak, onun fiziksel ve duygusal durumunda büyük bir fark yaratır.

Beslenme ve BrainFit Programı

Beslenmeyle ilgili eksikliklerin belirlendiği ve giderildiği, doğru şekilde çalışan bağışıklık sistemine sahip olunan bir yaşam tarzı, zihin gelişimi ve işlevini destekler. Davranış ve öğrenme problemleri olan neredeyse her çocuğun biyokimyasal sorunları, vitamin, mineral, amino asit eksikliği ve besin hassaslıkları vardır. Bu yüzden BrainFit Programları duyusal motor aktivitelerin yanında, kişiye özel beslenme tavsiyeleri de içerir.. Daha fazla bilgi için, size en yakın BrainFit® şubesi ile iletişime geçin.

http://www.brainfitturkey.com/subeler.aspx

Devamını Oku

539

28 Haziran 2016 •

2020 Yılında Başarı: Çocuklarımızın Kazanması Gereken Olmazsa Olmaz 10 Beceri

İnsanların öğrendikleri becerilerle ihtiyaç duydukları beceriler arasındaki uçurum her geçen gün daha açık hale geliyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun “Eğitimde Yeni Bir Vizyon: Sosyal Ve Duygusal Öğrenmeyi Teknolojiyle Teşvik Etmek (New Vision for Education: Fostering Social and Emotional Learning Through Technology)” raporuna göre geleneksel öğrenme yöntemleri öğrencilerin bilgiyle donatılmasında yetersiz kalıyor.

Bugünün iş adayları sosyal ve duygusal öğrenme aracılığı ile işbirliği yapabilme, iletişim kurma ve sorunları çözme becerilerini geliştirmelidirler. Geleneksel becerilerle birlikte sosyal ve duygusal yeterlilik, öğrencilerin dijital ekonomide hedeflerine ulaşmalarını sağlayacaktır.

Bu alanda yapılan 213 çalışmanın analizleri, sosyal ve duygusal öğrenme (social and emotional learning – SEL) eğitimi alan öğrencilerin başarı puanları ortalamasının bu eğitimi almayan öğrencilerden yüzde 11 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ayrıca SEL eğitimi, yüksek oranda işe yerleşme ve eğitimsel doygunluk gibi uzun vadede fayda görme potansiyeline sahiptir.

Merak kadar iyi liderlik becerileri de öğrencilerin gelecekteki mesleklerini öğrenmeleri açısından önemlidir.

Beceriler Nasıl Kazandırılmalı

* Oyun temelli öğrenmeye cesaretlendirin

* Öğrenmeyi koordineli küçük parçalara ayırın

* Öğrenme için güvenli bir ortam yaratın

* Olgunlaşmış bir zihniyet geliştirin

* İlişkileri geliştirmeyi destekleyin

* Odaklanmaya izin verin

* Sebeplendirme ve analizi destekleyin

* Uygun ödüller sunun

* Çocuğun konuları keşfetmesine rehberlik edin

* Çocukların kişilik ve güçlerinden faydalanmalarına yardım edin

* Makul zorluklar oluşturun

* İlginizi gösterin

* Belirgin öğrenme hedefleri sağlayın

* Uygulamalı eğitim yaklaşımına sahip olun

 

Bu genel yaklaşımlar öğrencilerin karakter özelliklerini ve yeteneklerini hedef alarak gelişmelerini teşvik edecektir:

Karakter Özellikleri:

  1. Merak

–          Soru sormayı ve tahmin etmeyi cesaretlendirin.

–          Seçimlerini yapmasına izin verin.

–          Soru sorabilmeleri için yeterli bilgiyle donatın.

–          Çelişkileri anımsatın

  1. Girişkenlik

–          Uzun süreli projeler oluşturun.

–          Başarabileceğine ikna edin.

–          Seçimlerini yapmasına izin verin.

  1. Sabır / cesaret

–          Başarısızlıkların öğrenmek için bir fırsat olduğunu bildirin.

  1. Uyarlanabilirlik

–          Duygularını yönlendirebilmelerini teşvik edin.

–          Hem esneklik hem de temel yapıda deneyim kazandırın.

  1. Liderlik

–          Tartışma yeteneğini teşvik edin.

–          Empati kurabilmesini sağlayın.

  1. Sosyal ve kültürel farkındalık

–          Diğerlerine saygı duymalarını ve hoşgörülü olmalarını öğretin.

–          Empati kurabilmesini sağlayın.

–          Kültürel farkındalığını teşvik edin.

 

Yetenekler:

  1. Eleştirel düşünme, problem çözme

–          Yapıcı geri bildirimler sağlayın.

  1. Yaratıcılık

–          Yapma ve değiştirme fırsatları sağlayın.

–          Seçimlerini yapmasına izin verin.

  1. İletişim

–          Dil açısından zengin bir çevre oluşturun

  1. İşbirliği

–          Takım çalışması için fırsat verin.

–          Diğerlerine saygı duymalarını ve hoşgörülü olmalarını öğretin.

 

En Önemli 10 Beceri

 

2015 Yılında;

  1. Karmaşık problem çözümü
  2. Diğerleriyle koordinasyon
  3. İnsan yönetimi
  4. Eleştirel düşünme
  5. Görüşme/tartışma
  6. Kalite kontrol
  7. Hizmet oryantasyonu
  8. Karar alma
  9. Aktif dinleme
  10. Yaratıcılık

 

2020 Yılında;

I.      Karmaşık problem çözümü

II.    Eleştirel düşünme

III.   Yaratıcılık

IV.    İnsan yönetimi

V.     Diğerleriyle koordinasyon

VI.    Duygusal zeka

VII.  Karar alma

VIII. Hizmet oryantasyonu

IX.   Görüşme/tartışma

X.     Bilişsel esneklik

 

Politikacılar, öğretmenler, ebeveynler, iş insanları, araştırmacılar, teknoloji geliştiricileri, yatırımcılar hep birlikte sosyal ve duygusal becerilerin gelişiminin paylaşılan bir amaç ve eğitim sistemlerinde bir yeterlilik olduğu konusunda birleşmektedirler.

Devamını Oku

685

22 Haziran 2016 •

Sağlam Kafa Sağlıklı Uykuda Gizli

Çocuklar ve gençler için yeterli uykunun  yararları ve yetersiz uykunun yarattığı tehlikeler ile ilgili güncel tavsiyelere göz atalım.

“12 yaş grubunun en az %25’i her gece tavsiye edilen süre olan 9 saatten az bir zamanı uykuya ayırıyor ve bunun öğrenmeyi ve hafızayı etkilediğine dair kanıtlar her geçen gün artıyor.” Bu yorum Amerikan Uyku Bilimleri Akademisi (AASM) yayınlarının yazarlarından Dr. Stuart F. Chan’e ait.

Chan, Reuters Sağlık departmanına verdiği demeçte bilimsel literatürün daha önce yapılandan daha titiz bir değerlendirmeye ihtiyacı olduğunu belirtmektedir: “Her yaş grubu için tavsiye edilen uyku süresi artık eskisinden daha fazla.” Fakat Chan’e göre çocuklar ve ergenlik dönemindeki gençlerin tatmin edici bir uyku miktarına ihtiyaçları olduğu kaçınılmazdır.

En doğru sağlık gelişimi için çocukların ve gençlerin düzenli olarak 24 saatte aşağıda belirtilen süreleri uykuda geçirmeleri gerekiyor:

– 4 aylık – 1 yaş arası bebekler: 12-16 saat (kısa uykular dahil);

– 1-2 yaş arası çocuklar: 11-14 saat (kısa uykular dahil);

– 3-5 yaş arası çocuklar: 10-13 saat (kısa uykular dahil);

– 6-12 yaş arası çocuklar: 9-12 saat;

– 13-18 yaş arası gençler: 8-10 saat.

Chan’e göre uyku bozuklukları gençlerin sağlığına ağır darbeler vuruyor. Örneğin, uyku apnesinin zayıf okul performansı, ruh hali ve davranışsal problemler, DEHB’in (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) yanlış teşhisi ve daha kötüsü kalp problemleriyle bağlantısı bulunuyor.

Ergenlik dönemindekilerin dörtte birini ve okul öncesi çağdaki çocukların üçte birini etkileyen insomnia (uyuyamama sorunu) yine zayıf okul performansı ruhsal bozukluklar ve sağlık problemleri ve kendine zarar verme ve hatta intihar fikriyle bağlantılıdır. Ayrıca bu sorun, yeni bir tıbbi problemin oluşma riskine ve psikiyatrik ilaç tedavisinin başlamasına sebep olabilir.

Chan, en büyük zorluğun çocukların yatakta yeterli süreyi geçirdiklerine emin olmak olduğunu belirtiyor: “Sıklıkla, bir çocuk ya da genç yeterince erken yatmıyor ya da sabahları çok erken uyanıyorlar. Bunun çeşitli sebepleri bulunmakta fakat bu sebepler genellikle aile dinamikleri, sosyal sorunlar ve çocuklar açısından okul başlangıç saatleri gibi etkenler etrafında toplanmaktadır.”

Daha iyi bir uyku sistemi oluşturmak için birkaç öneri dikkate alınmalı:

– Yatak odasında televizyon, cep telefonu, tablet ya da diğer elektronik cihazların kullanılmasına izin vermeyin; bunlar çocukların dikkatlerini dağıtmanın yanı sıra uykunun başlangıcına engel olan ışıklar yayarlar.

– Ev ödevlerini, sosyal ve ders dışı etkinlikleri yeterli düzeyde uykuya fırsat bırakacak şekilde programlayın.

– Yatma saatinden önce yoğun etkinlikleri sınırlayın.

– Hafta içi, hafta sonu günlerde ve tatil boyunca uyku programı yapın. Chan’e göre, yaz tatilinde düzensiz bir uyku programına izin vermek, okul başladığında tekrar bir program uygulamakta zorluklar yaşanmasına sebep olur.

Chan anne-babalara uyku problemlerinin ortaya çıkması durumunda aile doktorları ya da çocuk doktorlarıyla konuşulmasını tavsiye etmektedir.

Arizona Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uyku bilimi üzerine çalışan Yrd. Doç. Dr. Dan Combs’un Reuters sağlık departmanına şu açıklamayı yapmıştır: “ Çocuklara ve özellikle gençlere yoğun programların verilmesinden önce anne-babalar, çocuklarının sağlıklarını korumaları adına yeteri kadar uyku fırsatlarının olup olmadığına karar vermek için bazı ilkeleri dikkate alabilirler.”

“Aynı şekilde, eğer çocuklar doğru miktarlarda uyuyorlarsa, fakat gün boyunca hala uykulu ise ya da tavsiye edilenden daha fazla bir süreyi uykuda geçiriyorlarsa, bunun altında yatan ve çocuğun sağlığını etkileyen bir uyku bozukluğunun olabileceği ile ilgili bir ikaz lambası yanıyor demektir.”

Devamını Oku

796

17 Haziran 2016 •

Tatilde Kriz Yönetimi için Velilere Tavsiyeler

Stres nasıl azaltılır, özel ihtiyaçları olan çocuklarla ebeveynleri için tatil sezonu nasıl eğlenceli hale gelir?

Her ebeveyn tatil sezonunda ekstra stres yaşar. Yılın bu zamanlarında, programınıza ekstra alışveriş ve tatil aktiviteleri eklemeniz gerekir. DEHB  ve Asperger gibi nörodavranışsal yetersizliklerden etkilenmiş çocukların ebeveynleri bu dönemde daha fazla stres yaşarlar. Stresin olumsuz etkilerine yenik düşmeden ve stresi yenmek için sağlıksız yöntemlere başvurmadan önce, stresle baş etmek için aşağıda verilen ipuçlarından faydalanabilirsiniz.

Ulaşamayacağınız Hedefler Koymayın:

Çocuklarınızın harika bir tatil geçirmesini istiyorsunuz. Bu normaldir. Yine de özel ihtiyaçları olan bir çocuğunuz varsa, beklentilerinizi biraz olsun törpülemeniz gerekebilir. Maalesef, birçok ebeveyn yaz tatili etkinliklerine katılamadıkları için çocuklarını hayal kırıklığına uğrattıklarını düşünürler.

Mantıksız hedefler koymak, gereksiz öfkeye ve endişeye yol açabilir. Yalnızca elinizden gelen kadarını yapabileceğinizi unutmayın. Kendinizin ve ailenizin neler yapabileceğini zaten biliyorsunuz. Bu yüzden sonradan strese girmemek için, hedeflerinizi ve beklentilerinizi bu yapabilecekleriniz çerçevesinde oluşturmayı deneyin.

Her zaman evdeki hesap çarşıya uymaz. Bu her aile için geçerlidir.

Yeterli Seviyede Egzersiz Yapın

Bazı araştırmalar düzenli egzersizin, en az antidepresanlar kadar stresi yönetmede ve azaltmada etkili olduğunu gösteriyor. Kamu spotları, yetişkinlerin haftada 2 buçuk saat egzersiz yapmaları ve bunun 75 dakikasının çok hareketli egzersizler olması gerektiğini belirtiyor.

Bu tavsiyelere uyacak zamanı gerçekten bulamıyorsanız, yapabileceğiniz kadarını yapın. Düzenli bir şekilde gidilen yoga derslerinden çok fazla fayda sağlayabilirsiniz, ama 20 dakikalık bir yürüyüş de stresinizi azaltmanızı sağlayacaktır. Mantıklı hedefler koymayı unutmayın.  İstediğiniz kadar zamanınız olmuyor diye, egzersizi de başka bir stres sebebi yapmayın.

Hayır Demenin Bir Sakıncasının Olmadığını Öğrenin

Tatillerde birçok etkinliğe katılmanız istenebilir. Hepsini yapmak zorunda değilsiniz. Her davetiyeyi ve her an yemeğe gitmek isteyenleri kabul etmek zorunda değilsiniz. Nazik şekilde yaptığınız sürece, hayır demenin bir sakıncası yoktur.

Kendi hayatınızı yönetmekten yine kendiniz sorumlusunuz. Başka birinin sizin üzerinizden gerçekçi olmayan beklentiler oluşturmasına izin vermeyin.

İhtiyacınız Olduğunda Yardım Alın

Ebeveynler için tatilde stres yönetimi yeterli derecede rahatlamanızı sağlamayabilir. Özel eğitime ihtiyacı olan çocukların ebeveynleri stresi diğer velilerden daha fazla yaşarlar. Bu yüzden tatillerde kendinizi mahvolmuş hissetmeniz şaşırtıcı değildir.

Kendinizi mahvolmuş gibi hissediyorsanız, yardıma ihtiyacınız var demektir. Eşinize, çocukları büyükanne ve büyükbabaya bırakmak ve kendinize vakit ayırmak istediğinizi söyleyebilirsiniz. Bazı ebeveynlere göre bu durum kendi hislerini paylaşabilecekleri ve karşılığında tavsiye alabilecekleri, aynı dertten yakınan ebeveynleri içeren terapi gruplarına katılmak anlamına gelebilir.

Herkes, öyle ya da böyle bir yardım eline ihtiyaç duyar. İhtiyacınız olduğunda, o eli tutun.

Evet, tatiller streslidir. Ama aynı zamanda tatiller, aile olarak kimsenin karışmadığı kaliteli vakit geçirilebileceği zamanlardan biridir. Stresinizi yenmenizi sağlayan doğru teknikleri seçtiğiniz sürece, bu özel zamanı ailenizle geçirebilirsiniz.

Devamını Oku

46154

14 Haziran 2016 •

Bir Terapistin Haykırışı: Çocuklarınıza Yardım Edin!

Çocuklarımız okulda neden bu kadar sıkılıyorlar, bekleyemiyorlar ve kolayca hayal kırıklığına uğruyorlar? Neden onların gerçek arkadaşları yok?

Ben çocuklarla, ebeveynlerle ve öğretmenlerle çalışan on yıllık bir iş ve uğraşı terapistiyim. Çocukların durumlarının birçok açıdan gittikçe kötüleştiği mesajını veren öğretmenlerle tamamen aynı fikirdeyim. Aynı istikrarlı mesajı tanıştığım her öğretmenden duyuyorum. Açıkçası, on yıllık meslek hayatım boyunca çocukların öğrenme bozukluklarında ve diğer teşhislerde keskin bir artış kadar sosyal, duygusal, akademik fonksiyonlarında da net bir düşüş olduğunu gördüm ve görmeye devam ediyorum.

Bugünün çocukları okula gelirken öğrenmeye duygusal olarak kapalılar ve modern hayat tarzlarımızda bu duruma sebep olan birçok faktör bulunmakta. Bildiğimiz gibi, beyin şekillendirilebilir bir yapıdır.  Ancak ne kadar iyi niyetli olursak olalım, maalesef çocuklarımızın beyinlerini yanlış yönlerde şekillendirmeye çalıştığımıza inanıyorum. Bu durumun birkaç sebebi var;

  1. Teknoloji

Sanal gerçekliğe kıyasla gündelik yaşam sıkıcıdır. Çocuklar sınıfa geldiğinde insan seslerine ve yeterli görsel uyaranlara maruz kalırlar. Saatler süren sanal gerçeklikten sonra bir sınıfta bilgiyi işlemek çocuklarımız için çok zorlu hale gelir çünkü beyinleri video oyunlarının sebep olduğu yüksek seviyelerde uyarılmalara gitgide alışmaktadır. Daha düşük seviyelerdeki uyaranları işleme yetersizliği çocukları akademik zorluklara karşı savunmasız bırakır. Ayrıca teknoloji, duygusal olarak çocuklarımızla ve ailelerimizle olan bağlantılarımızı keser. Anne babaların duygusal olarak hazır bulunuşluğu çocuk beyninin temel besinidir. Maalesef bizler yavaş yavaş çocuklarımızı bu besinden yoksun bırakıyoruz.

  1. Çocuklar istedikleri her şeyi istedikleri zaman elde ediyorlar.

“Acıktım!” “Hemen bir restorana giriyorum” “Susadım!” “İşte burada bir su otomatı” “Sıkıldım!” “Telefonumla oyna!” Bir isteği anında yerine getirerek çocuğun memnun edilmesinden vazgeçmek gelecek başarısı için en önemli faktörlerden biridir. Çocuğumuzu mutlu etmek için mükemmel bir iyi niyete sahibiz, fakat maalesef onları sadece o an mutlu edebiliriz. Bu, uzun vadede çok can sıkıcı olabilir. Anlık memnuniyeti erteleyebilmek stres altında faaliyetlerde bulunabilmek anlamına gelir. Çocuklarımız, yaşamlarında kazanacakları başarılar karşısında büyük bir engel olma potansiyeli taşıyan küçük stres etkenleri ile başa çıkmakta gitgide daha donanımsız hale geliyorlar.

Anlık doyumları erteleyememe durumu, genellikle sınıflarda, alış veriş merkezlerinde, restoranlarda ve oyuncak mağazalarında çocuğun “hayır” sözcüğünü duyduğu anda ortaya çıkıyor. Çünkü ebeveynler çocukların beynine, çocuğun bir şeyi istediği anda elde edebileceğini işlemişlerdir.

  1. Çocuklar dünyaya hükmediyor.

“Oğlum sebze sevmez” “Kızım erken yatmayı sevmiyor” “ Kahvaltı etmekten hoşlanmaz” “Oyuncakları sevmez fakat Ipad’de çok iyidir” “Kendi kendine giyinmeyi sevmez” “Yemeğini kendi yerken çok tembeldir” Bunlar, anne babalardan sürekli duymakta olduğum cümleler. Çocuklar onlara nasıl anne babalık yapmamız gerektiğini bize ne zaman öğrettiler? Eğer her şeyi onlara bırakırsak yapacakları tek şey makarna, simit ve krem peynir yemek, televizyon izlemek, tabletleriyle oynamak ve asla yatmamak olacaktır. Onlar için iyi olmadığını bildiğimiz şeyleri istedikleri zaman onlara vermek ne kadar güzel! Düzenli bir beslenme ve iyi bir uyku olmazsa, çocuklar okula gergin, kaygılı ve ilgisiz gelirler. Bunun yanında onlara yanlış mesajlar vermiş oluruz. Ne istiyorlarsa yapmayı, ne istemiyorlarsa yapmamayı öğrenirler. “Yapılması gerekenler” kavramı yok olur. Ne yazık ki, hayattaki hedeflerimize ulaşmak için yapmak istemediğimiz gerekli şeyleri bazen yapmamız zorunlu hale geliyor. Örneğin, bir çocuk öğrenci olmak istiyorsa çok çalışması gerekir. Eğer başarılı bir futbolcu olmak istiyorsa her gün egzersiz yapması gerekir. Çocuklarımız ne istediklerini çok iyi biliyorlar fakat amaçlarına ulaşmak için gerekli olanları yapma konusunda çok zorlanıyorlar. Ulaşılamamış hedefler de çocukları hayal kırıklığına uğratıyor.

  1. Sınırsız eğlence

Bizler, çocuklarımız için yapay bir eğlence dünyası yarattık. Sıkıcı anları yok. Sessizlik olduğu anda onları tekrar eğlendirebilmeye çalışıyoruz, çünkü aksi takdirde anne babalık görevimizi yapmadığımızı hissediyoruz. Çocuklarımızla iki ayrı dünyada yaşıyoruz. Onların “eğlence dünyaları”, bizimse çalışma dünyamız var. Neden çocuklarımız bize mutfakta ya da çamaşır yıkarken yardım etmiyor? Neden kendi oyuncaklarını toplamıyorlar? Bunlar, sıkıntı altında çalışabilmek ve faaliyet gösterebilmek için beyni eğiten tekdüze işlerdir. Çocuklar okula geldiklerinde ve yazma dersi başladığında cevapları “Yapamam. Çok zor. Çok sıkıcı.” olur. Çünkü “beyin kasları” sınırsız eğlence ile değil iş yaparak geliştirilebilir.

  1. Kısıtlı sosyal etkileşim

Hepimiz meşgulüz, bu yüzden çocuklarımıza dijital aletler veriyoruz ve onları da “meşgul” hale getiriyoruz. Çocuklar dışarıda, doğal ortamlarda oynarlardı. Bu şekilde sosyal beceriler kazandılar. Ne yazık ki, teknoloji dışarıda geçirilen zamanın yerini aldı. Net olarak çocuklarımız geride kaldılar. Çocukları oyalayan makineler sosyal becerileri geliştirmez. Bununla birlikte, birçok başarılı insan mükemmel sosyal becerileri olan insanlardır. Bu bir önceliktir!

Beyin adeta eğitilebilir ve hatta yeniden eğitilebilir bir kas gibidir. Çocuğunuzun bisiklet sürebilmesini istiyorsanız, ona bisiklet sürme becerilerini öğretirsiniz. Bekleyebilmesini istiyorsanız, ona sabrı öğretmeniz gerekir. Sosyalleşmesini istiyorsanız, sosyal becerileri öğretirsiniz. Aynı şey diğer tüm beceriler için de geçerlidir. Hiçbir farkı yok.

Çocuklarınızın sosyal, duygusal ve akademik olarak başarılı olması için onların beyinleri eğiterek hayatlarında bir farklılık yaratabilirsiniz. Nasıl mı? İşte birkaç önemli ipucu:

  1. Teknolojiyi sınırlandırın, bunun yerine çocuklarınızla iletişim sağlayın.

Onlara çiçeklerle sürpriz yapın, gülücüğünüzü paylaşın, gıdıklayın, çantasına ya da yastığının altına bir sevgi notu bırakın, bir okul gününde onları öğle yemeğine götürün, birlikte dans edin, yerde sürünün, yastık savaşları yapın, akşam yemeklerine ailece oturun, masa oyunları geceleri düzenleyin, akşamları karanlıkta fenerlerle yürüyüşler yapın.

  1. Anlık memnuniyetleri erteleyebilmeyi öğretin.

Onları bekletin! “İstiyorum” ve “aldım” arasında geçen zamanı arttırın. Arabalarda ya da restoranlarda teknoloji kullanımını engelleyin. Bunun yerine konuşurken ya da oyun oynarken beklemeyi öğretin.

Atıştırmaları sınırlandırın.

  1. Sınırlar koymaktan çekinmeyin. Çocukların mutlu ve sağlıklı büyümeleri için sınırlara ihtiyaçları vardır!

Yemek zamanı, uyku zamanı ya da teknoloji zamanı için bir program yapın.

Neyi isteyip istemediklerini değil onlar için neyin iyi olduğunu düşünün. Bunun için hayatlarının ilerleyen zamanlarında size minnettar kalacaklar. Anne babalık zor bir iştir. Onlar için iyi olanları yapmak açısından her zaman yaratıcı olmalısınız. Çünkü çoğu zaman iyi olduğunu düşündüğünüz şeyler onların istemediği şeyler olabilir.

Çocukların kahvaltıya ve yararlı besinlere ihtiyacı vardır. Dışarıda zaman geçirmeye ve bir sonraki gün okula dinç bir şekilde gidebilmek için düzenli bir yatma saatine ihtiyaçları vardır.

Sevmedikleri, yapmak istemedikleri şeyleri eğlenceye, duygusal olarak uyarıcı oyunlara dönüştürün.

  1. Erken yaşlardan itibaren çocuğunuza rutin ev işlerini öğretin, çünkü bu gelecekteki çalışma becerilerinin temeli olacaktır: Çamaşırları katlamak, oyuncaklarını toplamak, elbiselerini asmak, market torbalarını boşaltmak, sofrayı hazırlamak, öğle yemeği yapmak, yataklarını toplamak, vb.

Yaratıcı olun. Beyinlerini olumlu bir durumla ilişkilendirmek için öncelikli olarak başlangıçta işi eğlenceli hale getirin.

  1. Sosyal becerileri öğretin.

Çocuklarınıza konuşma sırasını, paylaşmayı, kazanmayı ya da kaybetmeyi, uzlaşmayı, övmeyi, “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi öğretin.

Bir terapist olarak tecrübelerim gösterdi ki, anne babalar çocuklarının bakımıyla ilgili bakış açılarını değiştirdiklerinde çocuklar da değişiyor. Hayatta başarılı olmaları için beyinlerini eğiterek ve güçlendirerek çocuklarınıza ne kadar çabuk yardımcı olursanız, o kadar iyi sonuçlar elde edersiniz.

Victoria Prooday

 

Devamını Oku

858

10 Haziran 2016 •

Yaz Tatili İçin Duyusal Oyun Etkinlikleri

Farklı Duyusal Profili Olan Çocuklar İçin Farklı Oyun Fikirleri

Algı bütünlüğü veya aklın duyularla iletişim yöntemi doğumdan önce gelişmeye başlar ve kişi çevreyle etkileşim kurdukça şekillenir. Gürültülü çevrelerde stres yaşayan çocuk gibi aşırı tepkiler gösteren bir duyusal profile sahip ya da duyusal işleme bozukluğu olan çocuklar, kendileri için çok fazla uyarıcı olan ortamlarda mücadele gösterirler. Düşük tepkili profillere sahip olanlar ise yerinde duramayan bir çocukla eştir çünkü bu çocuklar sinyalleri beyinlerine iletmek için hareketli olmaya ihtiyaç duyarlar.

 

Bir çocuğun duyusal profili, edindiği yeni duyusal girdilerden etkilenir. Anne-babalar çocuklarının duyusal yatkınlıklarına hitap etmek kadar nörolojik (sinirsel)  gelişimlerine yardımcı olmak için de tatil zamanlarından faydalanabilirler.  Bunu yaz tatilinde duyusal etkinliklerine maruz bırakarak gerçekleştirebilirler.

Kaba Motor Hareket Etkinlikleri

Vestibüler (denge) ve propriyoseptif (bedensel hareket ve konum farkındalığı) duyular, çocuğun kaba motor becerilerini etkileyen iki duyudur. Duyusal uyarıcı arayan çocuklar(sinir sistemleri düşük duyarlı olanlar) sürekli olarak iş başındadır ve spor alanlarında, ister takım oyunu ister bireysel olsun, gelişme göstereceklerdir. Vestibüler  uyaran arayıcılar zıplama ve koşma ya da her tür ani yön değişikliklerini çok seveceklerdir. Propriyoseptif uyaran arayıcılar ise hareket ve konum farkındalığının test edildiği jimnastik gibi etkinlikleri deneyebilirler.

Eğer bahsedilen çocuk savunmacıysa (ya da aşırı duyarlıysa), daha az ani değişikliğin olduğu beyzbol, yoga ya da giriş seviyesinde yürüyüş etkinlikleri onlar için iyi bir seçim olacaktır.

Duyusal Bütünleşme İçin İnce Motor Etkinlikler

Dokunsal veya görsel duyular ince motor duyusunu harekete geçiren oyunlarla uyarılır. Dokunsal uyaran arayışı olan çocuklar su, parmak boyası ve sabun baloncukları içeren etkinlikler kadar tebeşirle çizilen hareketli oyunları da (sek sek gibi) seveceklerdir. Görsel uyaran arayıcılar ise bu baloncukları yakalamak ve patlatmaktan zevk alacaklardır. Dokunma duyarlılığı olan çocuklara parmaklarını kullanmak yerine boya fırçaları önerilebilir veya sadece bir parmaklarını kullanarak boyaya temas etmekle tanıştırılabilirler.

Yaz etkinliklerinde ebeveynler ya da çocukların bakımlarını üstlenen kişiler, çocukların dış alanlarda daha fazla etkinliğe katılmasını sağlamak amacıyla genellikle görsel duyarlılığı fazla olan çocukların gözlerin korunması için şapkalarla beraber güneş gözlüğü kullanmaları gibi hatırlatmalar yaparlar.

Koku ve Sesleri Duyusal Oyunlara Dahil Etmek

Yaz panayırları ve karnavallarda, duyusal uyaran arayışı olan çocukların isteyebileceği türde hoş koku ve ses bolca bulunmaktadır. Gruplara ayrılmış oyun arkadaşlarının ses seviyeleri yüksektir ve barbekü, kamp ateşi ve pişirme etkinliklerinin duyusal arayıcı çocuklar için aromatik ortamlar veya fırsatlar içerir. Diğer yandan savunmacı çocuk büyük olasılıkla sadece bir oyun arkadaşıyla oynamayı ya da çevrenin daha sakinleştirici olduğu sessiz bir park yürüyüşünü tercih edecektir.

Duyusal yaz oyunları ya da etkinlikleri, duyulardan birkaçına ya da hepsine hitap edebilir. Her bir çocuğun duyusal profilini anlayabilmek anne babaların çocuklarının hangi etkinliklerden faydalanabileceğini  ya da keyif alacağını tahmin etmelerini ve bunları planlamalarını sağlayacaktır.

Devamını Oku

887

7 Haziran 2016 •

Beyin Egzersizleri Sınıf İçi Davranışları Geliştiriyor!

Sayısı giderek artan araştırmalar gösteriyor ki, bilişsel eğitimler, çocuklarda işleyen bellek, dikkat ve diğer öğrenme zorluklarındaki açıkları kapatabilmektedir. (Holmes, Gathercole, & Dunning, 2009; Kirk ve arkadaşları, 2015). İşleyen bellek ve dikkat becerileri okuma, yazma ve matematik üzerinde etkisi olan akademik başarının güçlü göstergeleri olarak bilindiği için, bu bilişsel becerileri geliştirmek amacıyla egzersizler yapmanın akademik alanlardaki performansı arttıracağını varsaymak mantıklı olacaktır. Bu varsayım 2010 yılında Rabiner ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada desteklenmiştir.

Wiest ve arkadaşları tarafından 2015 yılında Avrupa Psikoloji Kongresinde sunulan ilginç bir çalışma, bilişsel egzersizlerin sadece dikkat, işleyen bellek ve sınıf içi öğrenmeyi geliştirip geliştirmediği değil, aynı zamanda sınıf içi davranışları da iyileştirip iyileştirmediği konularını irdelemiştir. Bu çalışmada,  özel bir okulda bireysel öğrenme farklılıkları olan 7-13 yaşları arasındaki öğrencilere bilgisayar tabanlı bilişsel eğitim programı verilmiştir. Eğitimden önce öğretmenler eğitim öğretim yılı başlangıcında okulla ilgili konularda bir kontrol listesi doldurdular ve öğrenciler de WRAML-2 (Wide Range Assesment of Memory and Learning – Geniş Kapsamlı Hafıza ve Öğrenme Değerlendirmesi)  ön testine tabi tutuldular. Daha sonra elli öğrenci rastgele ve eşit olarak bilişsel eğitim deney grubuna ve kontrol grubuna ayrıldılar.  Bilişsel eğitim grubundaki öğrenciler, bilişsel tabanlı bilgisayar  sistemi kullanılarak 20 saatlik bir eğitim aldılar. Eğitimin ardından tüm öğrenciler tekrar WRAML-2 testine alındılar ve öğretmenler her bir katılımcı için tekrar kontrol listelerini doldurdular. Bilişsel eğitim alan gruptaki öğrencilerin WRAML-2 testinde hem görsel hem de işitsel aktif bellek puanlarında %15’lik bir gelişme gözlemlendi. Ayrıca, bilişsel eğitim grubu odaklanmış, sürdürülebilir ve arttırılabilir dikkat seviyesinde ve öğretmenin derecelendirmesi temel alınan bellek işleyişinde önemli bir iyileşme gösterdi.  Kontrol grubunda ise her hangi fark gözlemlenmedi.

Bu çalışmanın sonuçlarına göre bilgisayar tabanlı bilişsel eğitimler yürütme işlevini, işleyen belleği ve birçok açıdan dikkat fonksiyonunu geliştirmektedir. Bilişsel eğitim girişimlerinin bir okul gününe kolayca dahil edilebileceği ve eğitimin olumlu etkilerinin, öğretmenler tarafından açıkça fark edilebilen sınıf içi davranışlardaki gelişmeler şeklinde ortaya çıkabileceği belirlenmiştir.

Yapılan bu çalışmanın bulguları bilgisayar tabanlı bilişsel eğitimin etkinliğini değerlendiren diğer çalışmalardaki gelişmelerle birbirini tutmaktadır. Bu şekilde beyin eğitiminin okul saatlerindeki öğrenmeyi kolaylaştırmak için değerli bir bileşen olduğu ortaya çıkarılmıştır.

 

 

Devamını Oku

1851

3 Haziran 2016 •

Dikkat ve Odaklanmayı Geliştiren Çocuk Dostu Egzersizler

Beyin faaliyetlerini geliştiren bu egzersizleri DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu), öğrenme farklılıkları olan ve diğer akademik, davranışsal ve sosyal problemler yaşayan çocuklara destek olmak için deneyebilirsiniz. 
BrainFit Programları®’nda  dengeli ve zinde bir beyin hedefiyle beynin zayıf kısmını uyarmak ve her iki yarım küresinin etkileşimini dengelemek için “eş zamanlı teknikler“ den faydalanılır. Birbiriyle bağlantılı olan bilişsel etkinlikler ve takip edilmesi kolay kurallar, beyinde düzgün bağlar kurar, ritm ve zamanlamayı geliştirir.

BrainFit olarak,  daha güçlü ve dengeli bir beyin için  evinizde çocuklarınızla yapabileceğiniz  beş egzersiz öneriyoruz.

Aerobik Egzersizi: Zıplayan Tavşanlar

Ayaklarınızı yapıştırın ve kollarınızı yanda birleştirin.  Zıplayın ve eş zamanlı olarak kollarınızı kaldırın ve bacaklarınızı açın. 15 saniye aralıklarla üç set halinde bu hareketi 20 kez tekrarlayın.

Daha zoru için: Gözleriniz kapalı olarak bunu deneyin.

Denge Duyusu Egzersizi: Yavaş Dönme

Çocuğunuzu, başı hafif öne eğik şekilde bir sandalyeye oturtun. Bacakları sandalyenin üzerinde ya da bağdaş vaziyette durmalıdır. Egzersiz boyunca çocuğunuz başını hareketsiz ve gözlerini kapalı tutmalıdır. Sandalyeyi yavaşça döndürün. Bu hareket bir dakika ve tam bir tur boyunca sürmelidir. Sandalyeyi döndürürken çocuğunuzun hangi yöne döndüğünü işaret etmesini isteyin. Durduğunuzda hala dönüp dönmediğini sorun. Eğer evet derse gözlerini açmadan önce bu his geçene kadar bekleyin. Geçtikten sonra aynı egzersizi ters yöne doğru tekrarlayın.

Vücut Farkındalığı (Sinir-Kas) Egzersizi: Süpermen

Çocuğunuzun yere yüzüstü yatmasını ve kollarını başının üstüne doğru uzatmasını isteyin. Bir kolunu ve ters yöndeki bacağını 15 saniye boyunca kaldırmasını sağlayın. Aynı hareketi diğer kolu ve bacağıyla tekrar ettirin.

Daha zoru için: İki kolunu ve iki bacağını aynı anda yerden kaldırıp (Süpermen uçuşu gibi) mümkün olduğu kadar havada tutmasını isteyin.  Hedef, bu hareketi art arda dört kez 60 saniye boyunca yapabilmesidir.

Dokunma Duyusu Egzersizi: Rakam Takip Etme

Çocuğunuzu gözleri kapalı olarak kollarını uzatmış, avuç içleri yukarı dönük durumda oturtun. Kalemin arkasındaki silgiyle avuç içine dokunarak 0-9 arasında bir rakam yazın ve bu rakamı tahmin etmesini isteyin. Bunu üç kez üç farklı rakamla tekrar edin. Daha zoru için: Bu sefer farklı avuç içlerine art arda rastgele altı rakam yazın ve bir kerede tahmin etmesini isteyin.

 Bilişsel Egzersiz: Zıt Programlar

Çocuğunuzla karşı karşıya oturun. Bir elinizi kaldırın ve çocuğunuza sizinkinden farklı taraftaki elini kaldırmasını söyleyin. Bir parmağınızı kaldırır kaldırmaz onun iki parmağını kaldırmasını, siz parmağınızı indirdiğinizde onun da parmaklarını indirmesini isteyin. Siz iki parmağınızı kaldırdığınızda onun bir parmağını kaldırmasını isteyin. Hareketleri mümkün olduğunca hızlı yapmasını ve her seferinde cevap verir vermez parmaklarını indirmesi gerektiğini belirtin.

1, 1, 1, 2, 1, 2, 2, 1, 2 gibi oldukça rastlantısal bir düzen izleyin. Bunu on kez tekrar edin ve takip ederken ne kadar hata yaptığını aklınızda tutun. Her sette bir ya da iki hata normal karşılanabilir.

Devamını Oku

1283

31 Mayıs 2016 •

DNA’mız Kaderimiz Değil

Bir öğrencinin işleyen belleği zayıf olabilir. Bilişsel gelişim uzmanlarının önemle üzerinde durulmasını önerdikleri bu vasıf düşük akademik başarının önde gelen işaretçilerindendir. Eğitimci, yazar ve bilişsel davranışlar üzerine çalışan gelişim uzmanı Dr. Eric Jensen, yeterince çaba göstermeyen bir öğrencinin bilişsel becerilerine odaklanarak egsersizler yaptırıldığında etkileyici bir gelişim gösterebileceğini belirtmektedir.

Jensen, eğitimcilerin bilişsel kapasiteyi, işleyen belleği ve hatta IQ’yu bile uygun öğretme stratejileri kullanarak geliştirebileceğini ifade etmektedir. “DNA’nız kaderiniz değildir”  demekte ve yoksul öğrencilerin, ailelerinin eğitimsel başarılarının eksikliğini tekrar yaşamak zorunda olmadıklarını söylemektedir.

Amerikan Scientific Learning kuruluşu, “Bilişsel Kapasiteye Odaklanma” internet seminerinde (webinar)  konuyu şöyle ifade etmektedir: “Öğretmenler amacına uygun içeriği oluşturmazlarsa çocukların ilgisini çekemez ve beyin bunu sadece bir gürültü olarak algılar.” Jensen amacına uygun derken bilişsel ögeleri geliştiren, çocuğun işleyen belleğine fayda sağlayan stratejileri kastetmektedir.

Bilişsel kapasitenin ana unsuru olan işleyen bellek farklı kaynaklardan alınan bilgiyi tutan ve aynı zamanda yöneten beyin tarafından düzenlenen bir beceridir. Bazı kesimler işleyen belleği beynin çalışma sahası olarak düşünürler. Örneğin, iki haneli rakamları yazmadan çarpmak güçlü bir işleyen bellek gerektirir. Bir okuma parçasının ilk paragrafını okumak ve 5,6 ve 7. paragrafları okurken ilk paragraftaki bilgiyi okuduğunu anlayabilmek için akılda tutmak da bir başka örnek olarak düşünülebilir.

Jensen’e göre zayıf bir işleyen belleğe sahip çocuklar görevlerine başlamadan önce basit yönergeleri unuttuklarında ilgisiz olarak değerlendirilebilirler, ancak bu yanlış bir teşhistir.

Yoksulluk Bir Çocuğun Beyin Gelişimini ve Öğrenme Yeteneğini Etkileyebilir

Yoksulluk içerisinde yaşayan çocuklar özellikle risk altındadır çünkü stres aktif belleği sınırlandırabilir. Amerika’da, devlet okullarında okuyan çocukların neredeyse yarısını oluşturan 25 milyon yoksul öğrenciyi barındıran ilkokullar bulunmaktadır. Jensen, yoksul şartlarda yaşayan okul çağındaki çocukların sayısının tehlikeli boyutlara ulaştığını belirtmektedir.

Jensen, 2015 yılında birçok sınıfta standart olan yoksul öğrencilere işaret ederek anaokuluna başlayan birçok çocuğun ilkokuldan mezun olamadığını ve sonrasında ortaokulu da nadiren bitirebildikleri için bunun önemli bir problem olduğunu belirtmektedir. Kriz olarak düşünülebilecek bu durumun ardından okul yöneticilerine seslenerek her öğrencinin liseden mezun olduklarında üniversiteye ya da bir mesleğe hazır olmalarını sağlamak için çalışmaları gerektiğini ifade etmiştir.

Yoksullukla ilişkili stres, huzursuzluk, motivasyon eksikliği ya da dikkat dağınıklığı sınırlı bir aktif belleğin oluşmasına yol açabilir. Aslında, yoksulluk yaşayan çocuklarda yaygın olan akut ve kronik stres,  IQ seviyesini de önemli ölçüde düşürebilir. Öğrenciler okumada ve diğer akademik becerilerde akranlarının gerisine düşebilirler. Araştırmacılar beyin taramalarında yüksek ve düşük performanslı öğrencilerin işleyen bellekleri arasındaki farkları gözlemleyebilmişlerdir. Aileler ve öğretmenler için araştırmanın önemli olan asıl içeriği bu becerilerin geliştirilebileceği bulgusudur. Jensen, öğrencilerin düzenli bir şekilde meraklı, öğrenme beklentili ve derse ortak olduğu durumlarda beynin değişmeye başladığını söylemektedir. Başka bir deyişle, öğretmenler bir öğrencinin bilişsel kapasitesini ve IQ seviyesini doğru yaklaşımlarla geliştirebilirler. Yoksulluk yaşayan çocuklarda beyin gelişimi konusunda eksik olan bir şey yoktur; onlar sadece doğru becerilerle daha çok pratik yapmaya ihtiyaç duyarlar.

Değişim Vizyon Sahibi Okul Liderleri Gerektirir

Jensen’e göre riskli çocuklarda beyin kapasitesini inşa etmek ebeveynlerle işbirliğini, iyi eğitimli öğretmenleri ve okullarda sistemli bir değişikliği gerektiriyor. Okullar, güçlü ve öğrencilerine etkin stratejiler kullanarak yardım edecek  vizyon sahibi liderlere ihtiyaç duyarlar. Liderler, düşük bilişsel seviyedeki çocukların bilişsel kapasitelerini geliştirmek amacıyla üst seviyede çaba göstermek zorundadır. Jensen, dezavantajlı öğrencilerin diğerleriyle arasındaki başarı açığını doldurmak amacıyla, okuldaki dar gelirli bir çocuk için eğitimcilerin her yıl iki yıllık bir ilerleme sağlamaları gerektiğini aksi takdirde okulların başarısız olacağını belirtmektedir.

Daha fazla planlamanın ve Brainfit programlarının çocukların temel bilişsel becerilerini geliştirmelerine yardımcı olma konusundaki etkinliği kanıtlanmıştır. Yazılımlar özel olarak faydalı olabilir çünkü aktif belleği inşa etmek zaman kısıtlamalarıyla karşılan öğretmenlerin zor olarak değerlendirebileceği bir tutarlılık ve yoğunluk gerektirir. Örneğin, BrainFit bilişsel beceri gelişim programları, Jensen’e göre denetlenebilir ve dönüt verilebilir olmasının yanında dört haftalık bir süre içerisinde olağan üstü sonuçlar sağlayan bir programdır. 

Devamını Oku

2579

20 Mayıs 2016 •

Beyin Gelişiminde Aşırı Televizyon İzlemenin Olumsuz Etkileri

Önemli Noktalar

– Okul başarısını arttırmak mı istiyorsunuz? Televizyon izlemeyi sınırlandırmak, çocukların okul başarılarını arttırmalarının en iyi yollarından biridir.

– Küçük bebeklere yönelik eğitsel televizyon programları olmasına rağmen 2 yaşın altındaki çocukların televizyon aracılığıyla öğrenip öğrenmedikleri bilinmemektedir.

– Televizyon izlemenin olumsuz etkileri uzun vadede akademik başarıyı etkiler.

– Televizyon izlemek, bilişsel ve sosyal gelişimi destekleyen etkinlikleri sekteye uğratır.

– Televizyon izlemek dil gelişimini geciktirir.

Fazla Televizyon İzlemenin Bir Çocuk İçin Riskleri

Problem çözmek için yaratıcı yöntemler bulmakta sıkıntı yaşayan, okumakta zorluk çeken ve sosyal olarak kabul gören davranışları anlamakta geciken çocuklar ve öğrenciler için tek suçlu TELEVİZYONDUR:

Televizyonun çocuklar üzerindeki kötü etkileri konusunda yıllardır endişe yaşamaktayız. Fakat konu üzerine çalışan araştırma birimleri genellikle sonuç vermez ve çelişkiler barındırır. Bunun sebebi ise insanların çok daha fazla televizyon seyretmeleri olabilir.

Gerçekler: Dünyanın En Sevdiği Hobi: Televizyon

Bugün, evlerimizde önceki zamanlara göre daha fazla televizyon var ve televizyonların önünde hiç olmadığı kadar zaman geçirmekteyiz. Birçoğumuzun evinde televizyonlar günün yaklaşık 7 saati boyunca açık ve neredeyse günlük yaşantının %70’ini oluşturmaktadır. Kütüphanelerde kitap araştırmaktan çok televizyon programları izlenmekte veya indirilmekte. Artık daha fazla televizyonumuz var (ailede kişi başına 2.24) ve ailelerin %66’sının evlerinde 3 ya da daha fazla televizyon seti bulunmakta.

Büyük olasılıkla öğrencileriniz haftada 1680 dakika televizyon seyrediyor ve bu rakam ders çalışmaya ayırdıkları zamandan daha fazla. Bir liseli genç yılın ortalama 900 saatini okulda, 1500 saatini ise televizyon izleyerek geçirmektedir.

Amerikalıların evleri televizyonla tanıştığı günden bugüne yaklaşık 75 yıl, biz Türkiyelilerin ise yaklaşık 45 yıl geçmesine rağmen televizyonun çocuk gelişimi üzerindeki etkileri hakkında hala tüm cevapları bilmiyoruz. Fakat bir konuda araştırmalar son derece açık: Televizyon sorunlara yol açıyor çünkü haddinden fazla televizyon izleyen çocuklar, onları akademik anlamda başarılı kılmaya yardımcı olacağını bildiğimiz diğer şeyleri yapmıyorlar.

Televizyon izlemek okumanın, ödev yapmanın, hobilerle meşgul olmanın ve yeterince uyuyabilmenin önüne geçmiş durumda.  Bazı çocuklarda yaratıcı etkinliklerle yer değiştirmiş, onları egzersizler yapmaktan vazgeçirmiş, maddi talepler yaratmış ve agresif davranışları arttırmıştır.

Beyin gelişimi uzmanı Dr. David Perlmutter, televizyon izlemenin pasif bir aktivite olduğuna, bunun adeta tek yönlü bir yol olduğuna işaret etmektedir. Dr. David Perlmutter, bilişsel ve sosyal gelişimi destekleyen önemli etkinliklerin televizyon tarafından engellendiğini belirtmiştir.

Bir nörolog ve yazar olan Perlmutter “Beyin Gelişimi: Çocuklar ne kadar televizyon izlemeli?” isimli yazısında şunu ifade etmiştir: “Çocuk televizyon izlerken bir oyuna katılmaz, diğer bireylerle birlikte sosyalleşmez ve en önemlisi, davranışlarının sonuçlarıyla ilgili geri bildirim alma fırsatları olmaz”.  (Huffington Post, Aralık, 2010)

Çok fazla televizyon izleyen çocuklar;

Kurgu veya hayal gücüne dayalı oyunlardan vazgeçerler ki bu beyin gelişimi için çok önemlidir. Çünkü çocukların okuma becerileri için temel olan sembolizmi anlamalarına yardım eder.

Yaratıcı problem çözümlerine öncülük eden sorgulama ve alternatif açıklamalar getirme konusunda başarısızlığa uğrarlar.

Daha zayıf dil becerileri geliştirirler çünkü televizyon, kelimeleri anlamlandırmaları için hiçbir dönüt sunmaz.

Sosyal becerilerin gelişimi ve davranışların sonuçlarını anlamada kritik öneme sahip olan düşük bir duygusal zekaya sahip olurlar. Risk altındaki bir duygusal zekaya (EQ) sahip çocuklar sosyal deneyimlere gösterecekleri tepkileri çeşitlendirmeyi öğrenemezler.

Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesinin sitesinde yer alan bir çalışmanın sonuçlarına göre, televizyon izlemenin olumsuz etkileri uzun vadelidir. “Araştırmalara göre, çocukken televizyon izlemek 26 yaşında da eğitim başarısını etkiler. Çocuklukta televizyona bu kadar bağlı olmak, okulu bırakma olasılığını arttırdığı gibi, karışıklığa neden olan faktörler kontrol edildikten sonra bir üniversite diploması alma olasılığını ise düşürür.”

Televizyonun bebeklerde öğrenmeyi geciktirme riski o kadar fazladır ki Amerikan Pediatri Akademisi, 2 yaşın altındaki bebeklerin televizyon izlemesinin tamamen yasaklanmasını önermektedir. Yine de anne-babalar her gün biraz daha fazla bebek dostu programlar talep etmeye başlamış ve yapımcılar da memnuniyetle bunu yerine getirmişlerdir. Bebekleri eğitmeyi hedefleyen televizyon programları artmakta ve bebeklerin neredeyse dörtte üçü 2 yaşından önce televizyon izlemektedir. İkinci doğum günleri itibariyle bu yaştaki çocukların %43’ü her gün televizyon izlemektedir. Bebekleri hedefleyen programlar erken dil edinimine destek olduklarını iddia etmekte ve bunu yapabildiklerine inandırmaya çalışmaktadırlar. Fakat uzmanlar 2 yaşın altındaki bebeklerin televizyon aracılığıyla öğrenebileceklerini tahmin etmek için çok erken olduğunu söylemektedirler.

Konunun uzmanlarından Dr. Patricia Kuhl, 18 haftalık bebeklerin sesli harfleri dinledikten sonra video monitöründe doğru dudak şeklini seçebilseler bile bebeklerin televizyon aracılığıyla öğrenebilecekleri fikrini reddetmektedir. 1982 tarihli Science dergisinde yayınlanan “Bebeklerde İki Yönlü Konuşma Algısı” çalışmasının ortak yazarlarından olan Kuhl, sonuçları 2010 yılındaki TED konuşmasında detaylandırdı.

Kuhl konuşmasında, sözel ya da sözel olmayan işaretler sağlayan anne-babalarıyla (veya bakıcılarıyla), ne kadar çocuk dostu olursa olsun televizyon programlarının sağlayamayacağı yüz yüze iletişime gereksinim duydukları sonucunu ifade etmiştir. Kuhl’un bu çalışmasını inceleyen yazar ve konuşma-dil patoloğu Saran Andrews Roehrich, anne-baba etkileşiminin çocukların konuşma ve sonrasında okuma yeteneği açısından son derece önemli olduğunu vurgulamıştır. Roehrich şöyle devam etmiştir: “ Zaman içerisinde bebekler dinleyerek ve çevresindeki konuşanlarla sıkı bağlar kurarak ses haritaları inşa ederler ve bu ses haritaları ileride kelimeleri söyleyebilmeleri ve sonrasında okuyabilmeleri için uygun zemini hazırlar. Kuhl, uzun yıllar süren araştırmalarına dayanarak bebeklerin 7 aylıkken fonemleri (en küçük ses birimi) ayırt edebilmesinin, çocuğun 5-7 yaşları arasında okuma becerilerini geliştirebileceğinin habercisi olduğunu keşfetti.”

Roecrich yazısında, anne-babayla erken etkileşimin, uzun vadeli gelişim süreci için de ayrıca önemli olduğunu ifade etmiştir. “Beyin devrelerinin bebeklerin çevreleriyle olan etkileşimlerine gösterdikleri tepkileri düzenlemeleri sebebiyle, bebekleri konuşmak, sarılmak, okumak, şarkı söylemek ya da farklı ortamlarda oyunlar oynamak, vb. çeşitli pozitif deneyimlere maruz bırakmak, sadece onları kendi kültürlerinin diline uyum göstermesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ilgi, biliş, hafıza, sosyal duygu, dil ve okur-yazarlık ile duyusal ve motor becerilerinin gelişimi için de kendi potansiyellerine ulaşmalarına yardım edecek bir temel hazırlar.”

Anne-babalarının seslerini tanıyan çocuklar, sesin sınırlarını anlamalarına olanak veren ses düzenlerini ve sesleri öğrenirler. Bu, disleksi ve işitsel sıralama problemi yaşayan çocuklarda eksik halkadır. Sonuç olarak, bebekler ve konuşma üzerine yapılan bu araştırmaların özel eğitime ihtiyacı olan çocuklar üzerinde önemli etkileri olabilir.

Ne Yapabiliriz?

Şimdilik televizyona maruz kalmayı engellemek, çocukların okullarında başarılı olmalarına yardım edecek en iyi yollardan biridir. Aksi takdirde, Early Learning Foundation kurucusu Dr. Bob sornson’a göre ileride öğrenme sıkıntısı yaşayan çok fazla çocukla karşılaşabiliriz: “ Çocukların kalitesiz konuşma deneyimlerine sahip olmalarına ve sosyal olarak soyutlanmalarına ya da televizyon eğlenceleri seçenekleriyle dikkatlerinin dağılmalarına izin verirsek, büyük kayıplarımız olacaktır.”

Devamını Oku

667

13 Mayıs 2016 •

Öğrencilerin Sınav Kaygısını Azaltmak İçin İpuçları

Öğrenciler okul hayatları boyunca birçok standart test ortamıyla karşılaşırlar. Amerikan Test Anksiyeteleri Birliği, öğrencilerin %38’inin orta-üst ve üst seviyelerde test kaygısı sorunu yaşadığını rapor ediyor. Çocuğunuz dikkat, hafıza, dürtü kontrolü problemleri ile de mücadele ediyorsa, sınav süreci daha stresli hale gelebilir. İşte size, çocuğunuzdaki kaygı seviyesini azaltmak için standart testlerle ve öğrenme bozukluğuyla başa çıkma konusunda birkaç ipucu!

Bir Rahatlama Yöntemi Öğretin

Derin nefes alma, meditasyon ve diğer rahatlama teknikleri testten önce ya da test sırasında kaygı hissi bulunan çocuğunuza yardımcı olur. Böylece, meditasyon boyunca olumsuz düşüncelerden ve duygulardan uzak kalabilir ve daha sakin bir ruh haline sahip olabilir.

Bir Sınav Stratejisi Hazırlayın

Çocuğunuz bazen endişeli olabilir çünkü sınav sürecinde yapabilecekleri konusunda emin olmayabilir. Bu endişe ile çalışan çocuğunuza yardımcı olmanın yollarından biri sınav stratejileri denemektir. Örneğin, çocuğunuzun öncelikle kararsız kaldığı soruları çözmesini ve diğer sorulara daha sonra geçmesini öğretebilirsiniz. Sınava başlamadan önce baştan sona kadar sınavı gözden geçirmesi için cesaretlendirebilirsiniz. Çünkü önceki soruların cevapları testin sonraki bölümlerinde karşısına çıkabilir.

Kendisini Kanıtlamasını Sağlayın

Çocuğunuzun sınav süresince olumlu duygular geliştirmesine yardımcı olun. Böylelikle negatif düşüncelerden uzak kalabilir. “Bu sınava hazırlandım” ya da “ben iyi bir öğrenciyim” gibi cümleleri tekrar etmek çocuğunuzun olumlu düşüncelere odaklanmasını sağlayabilir.

Dikkat Dağıtan Dış Etkenleri Uzaklaştırın

Öğrenme bozukluğu olan bazı çocuklar tipik bir sınav ortamında dışarıda bulunan öğrencilerin sesleri gibi sebeplerden dikkat dağınıklığı yaşayabilirler. İstenmeyen seslerden uzak durması ve teste tam odaklanabilmesi için çocuğunuza bir çift kulak tıkacı verebileceğinizi unutmayın.

Genel Sağlığını Destekleyin

Çocuğunuzun genel sağlığının test konusundaki hisleri üzerinde büyük bir etkisi vardır. Açlık, hastalık ya da uykusuzluk test sırasında ve odaklanmasında daha zorlayıcı olacak ve çocuk bu şartlardan dolayı daha endişeli olabilecektir. Standart test günlerinden önce erken bir yatma saati belirleyin ve erken kalkması ve okula gitmeden önce rahat bir kahvaltıya zaman bırakması için cesaretlendirin.
Standart test ortamında test kaygısı ve öğrenme farklılıklarını yönetmek zor olabilir. Bu teknikler, akademik başarıyı arttıracak diğer yöntemler dışında sınav kaygısıyla başa çıkma konusunda çocuğunuzu güçlendirecektir.

Devamını Oku

474

9 Mayıs 2016 •

Çocuğunuz Sorumluluklar Karşısında İsteksiz mi ?

Yaz Geliyor…Çocuğunuz Sorumluluklar Söz konusu olduğunda  İSTEKSİZ Mİ ? İşte İpuçları

 Yaz yaklaştıkça çocukları yeni etkinliklerde yer almaları için ikna etmek zor olabilir. Bu ipuçları, gönülsüz çocukları kendi rahat dünyalarından çıkarmaya cesaretlendirmek için yardımcı olabilir.

Çocuğunuz esneklikten yoksun ve yeni şeyleri denememekte direniyor mu? Bu ipuçları, bir şey yapmak istemeyen çocukları cesaretlendirmek ve motive etmek için işinize yarayabilir.

Bazen davranışsal ve gelişimsel sorunları olan çocuklar esneklikten yoksun kalırlar ve ders dışı bir etkinliğe katılmak, farklı bir yemeği denemek ya da sınıf arkadaşının partisine gitmek gibi alışılmadık uğraşlarda bulunmak konusunda ayak direrler. Çoğu zaman bir etkinlikte bir kere yer aldıklarında artık o deneyimden zevk alırlar. Fakat inatçı bir çocuğu etkinliklerle ve yeni şeylerle öfkelenmeden nasıl tanıştırabilirsiniz?

Sakin Olun

Ne kadar sinirlendiğiniz önemli değil, çocuğunuza karşı sakin bir yüz ifadesi ve soğukkanlı bir davranış gösterin. Çocuğunuzun inatçılığına karşı kızgın bir tepki gösterdiğiniz takdirde idare edemezsiniz, kontrolü kaybedersiniz ve kendine saygı hislerini yıpratırsınız. Gerekli olduğunu düşündüğünüzde, çocuğunuzla daha fazla etkileşimde bulunmadan önce bir süreliğine kendi alanınıza çekilin sakinleşin.

Yeni Etkinliklere Katılmaları İçin Onu Cesaretlendirin

Bazı çocuklar sadece utangaçtır fakat önemli günlere gitmek ya da ders dışı yeni etkinliklerde yer almak konusundaki gönülsüzlük tanıdık olmayan durumlardan korkmaktan ya da uyum gösteremeyeceği hissinden kaynaklanıyor olabilir. Duyusal işleme bozukluğu ya da Asperger sendromlu çocuklar için durum utangaçlıktan daha fazla olabilir. Sosyal ve davranışsal sorunlar ile yeni şeyleri deneme konusundaki isteksizlik, vücut dilini okuyamamaktan ya da aşırı işitsel hassasiyetten kaynaklanabilir. Bu inatçılıklarının sebeplerini bulmak için çocuğunuzla konuşun. Partilerde diğerleriyle etkileşimde bulunmanın en iyi yolunu göstermek için rol yapın ya da izlemek için birlikte spor veya hobi kulüplerine gidin.

Motivasyon Teknikleri

Çocuklardaki motivasyon eksikliğiyle başa çıkma konusunda her çocuk için tekniklerinizi özelleştirmek iyi bir fikirdir. Örneğin, yemek seçen bir çocuk yaptığınız yeni bir lazanya yemeğini kesin olarak reddeder, çünkü bu yemek tamamen yeni bir muhteva barındırır: rendelenmiş kabak. Duyusal işleme bozukluğu olan bir çocuk için, kıvam ya da renk sorunu olabilir ve siz, yeni yiyecekleri tanıtırken yavaş ve tekrar eden bir yaklaşım göstermeye ihtiyaç duyabilirsiniz. Dakikalar içinde yemeğin büyük ihtimalle yenmiş olduğunu göreceksiniz.

DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) olan çocuklar yeni deneyimler yaşamak konusunda isteksiz olabilirler çünkü o hedefi görmezler. Kabağın besin değeri hakkında çocuğunuza bir ders vermek yerine belki de yemeğini bitirdiği zaman bir film izleyebileceğini ya da bir masa oyunu oynayabileceğini söyleyebilirsiniz. Eğer bu işe yaramazsa bir yere kapanıp diğer çocuklarla film izleyebileceğini ya da oynayabileceğini söylemeyi deneyin. Yemeğin bittiğini göreceksiniz.

Yardım Alma Zamanı

Bazı çocuklar aşırı muhalif bir tutum sergileyebilirler. Eğer durum böyleyse profesyonel bir destek alma zamanı gelmiştir. Karşı gelme bozukluğu, kızgın bir ruh hali, meydan okuyan ve kavgacı davranış ile kindar hareketlerin düzenli olarak sergilendiği bir durumdur. Eğer bu davranışlar evin dışında gösteriliyorsa, altı aydan fazla sürüyorsa ve okulda sorunlara yol açabiliyorsa müdahale etme zamanıdır.

Sosyal ve davranışsal sorunu olan çocuklar rutin eylemleri gerçekleştirmeyi tercih ederler ve yapılandırılmış bir çevreyle daha iyi başa çıkarlar. Fakat hayat her zaman tahmin edilebilir değildir ve zaman zaman zorlayıcı olabilse de çocuğunuzun her şeyden tamamen sakınmasını desteklemek yerine yeni deneyimlerle onu cesaretlendirmeniz mantıklı olacaktır.

Devamını Oku

656

6 Mayıs 2016 •

Çocuklarınız Yaz Tatilini Nasıl Değerlendirebilir?

Yaz Geliyor… Çocuklarınızı Tatile Hazırlayın: Serbest Oyun mu? Planlanmış Etkinlikler mi?

Yaz tatilinin her bir haftasını planlamanın somut faydaları olmakla birlikte, aşırı planlama, kaygı ve strese neden olabilir. Yaz tatili planlarınız için size önereceğimiz  ipuçlarıyla dengeyi yakalayın!

Çocuklar özellikle işleme bozukluğu ya da dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile mücadele ediyorlarsa onları yaz tatiline hazırlamak uğraştırıcı olabilir. Sınırsız ve yapılandırılmamış yaz tatili oyunlarına olanak vermek ya da etkinlikler ve yaz kamplarını önceden planlamak için kararlar hemen alınmalıdır. Okul çağındaki çocukların her yıl 10 ayı zaten planlanmıştır, fakat yaz ayları boyunca dünyaları tahmin edilebilir bir plansızlığa dönüşür. Ertelenmiş bir öz düzenleme yüzünden engellenmek şöyle dursun, olağandan uzaklaşmak her çocuk için yıkıcı olabilir. DEHB gibi bir teşhis ve yaz tatili kavramı bir araya geldiğinde zorlayıcı olabilir. Bununla birlikte, çocuğun bilişsel profili ne olursa olsun, başarılı bir tatil hem planlanmış bir zaman hem de dinlenme periyodu içerir.

Planlılık Neden Önemlidir?

Bir okul programının yokluğunda, yaz tatili adına günlük rutinleri bırakmak aileler için cezbedici olabilir. Ancak, okul olmayan aylarda planlılık hiç olmadığı kadar önemlidir. Bu sadece okullar açılınca çocukların sınıf ortamına tekrar geçiş yapmalarına yardım etmez, aynı zamanda onlara istikrar kazandırır, kaygıyı ve çocuğun gelişim seviyesini aşan bir öz düzenleme sorumluğundan kaynaklı itiraz etme ya da karşı gelme davranışını azaltır.

Planlanmış Etkinlikler

Ulaşılabilir bir yere görsel bir program yapıştırmak çocuklara yaz tatilinde destek olmakla kalmaz, aynı zamanda ailenin tüm bireylerinin organize olmasına da yardımcı olur. Önceden planlanmış etkinlikler, uyanma saati ya da yatma saati gibi önemli rutinleri sürdürürken çocukların dengeli olmalarını sağlayan bir düzen oluşturur. Çocuklar için planlanabilir yaz aktiviteleri yüzme, park gezintisi ya da kütüphane gezileri gibi etkinlikleri içerebilir. Her hafta yapılacak birkaç basit gündelik iş çocukları meşgul kılar ve bireysel sorumluluklarını geliştirir. Hava şartları izin verdiğinde dışarıda geçirilecek zaman, bütün aileye yarar sağlar.

Yaz Tatilinde Serbest Oyun

Haftalık planlamanın çekici faydaları vardır ancak aşırı planlılık, çocukları önemli öğrenme fırsatlarından yoksun bıraktığı kadar kaygı ve strese de neden olabilir. Beynin, alnın sağ arkasında bulunan bölümü yönetim işlevinin merkezi olan prefrontal kortekstir.  Kuralsız ve yetişkinlerin müdahale etmediği serbest oyun etkinlikleri beynin bu bölgesini güçlendirir, çocuğun eleştirel düşünme becerileri ve öz denetimini geliştirmesine yardımcı olur. Çocuk yapılandırılmamış bir etkinlikte yer aldığı için, onu yetişkinliğe hazırlayan beyni geliştirici uzlaşmacılık ve problem çözme görevleriyle meşgul olur. Anne-babalar, çocukların arkadaşlarıyla geçireceği, yetişkinlerin yönetiminde olmayan düzenli oyun zamanları planlayarak onlar için yararlı serbest oyun deneyimleri yaratabilirler.

Çocuklar yaz ayları boyunca hem planlı etkinlikler hem de serbest oyundan fayda görürler. Sınıf dışında geçirilen zaman, bir yandan çocuklara spontane ve kendilerinin yönettiği öğrenme fırsatlarını tecrübe etmek için değerli bir dinlenme ya da rahatlama süresi verirken bir yandan da okul rutinine hazır bulunuşluklarını korur.

Yeni Yıla Hazır Olmak İçin BrainFit Programına Katılın

Yaz tatili, hem okulda hem de evde tutarlı bir planlamayı tecrübe etmek ve çocuğu başarıya ulaştırmak için mükemmel bir zamandır. BrainFit programlarımız, beyin için hazırlanmış bir yaz kampı gibi çocukların zorlukları yenmelerine ve geride bıraktığımız yıla değil önümüzdeki yıla başlamak için hazır olmalarına yardımcı olur.

Devamını Oku

545

19 Nisan 2016 •

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Problemi

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Problemi(DEHB) yaşayan çocuğunuza ne söylememelisiniz.

DEHB’li çocuklar, tüm gençler gibi, genelde şiddetle ebeveynlerinin sabrını sınarlar. Çocuğunuzu disipline sokmakta ya da üstesinden gelmekte zorlandığınızda, bazı şeyleri öfkeyle ağzınızdan kaçırabilirsiniz. Bu yaşadığınız problemleri çok daha fazla arttırabilir. Bu makalemiz, DEHB’li bir çocuğa ne söylememeniz gerektiğini ve iletişim stratejilerinizi geliştirmek ile ilgili.
Kelime dağarcığınızdan bu kelimeleri kaldırın
‘Aptal’, ‘budala’, ‘tembel’, ‘deli’, ‘denemiyorsun’ ve ‘bundan utanmalısın’ gibi kelime ve ifadeler benlik-saygısını yıpratır ve tüm çocuklarda motivasyon azlığına neden olur. Bu tür ifadeler özellikle DEHB’li çocukları etkiler, çünkü onlar daha çok eleştiriye maruz kalırlar. Bir ifadeyi ‘ama’ ile bitiriyorsanız örneğin ‘seni seviyorum, ama… ‘ çocuğunuz negatif bir yorumun takip edeceğini bilir. Çocuğunuzun neden diğer ‘normal’ çocuklar gibi olamadığını sormak derin yaralara yol açar ve yanlış benlik inançlarını pekiştirir. Bu da çocuğunuzun yaşıtlarıyla arkadaşlık kurmasını neredeyse imkânsız kılar.
Pozitif olanı vurgulayın
Övgü, övgü, övgü.
Ama sadece ‘Sen iyi bir çocuksun.’ Değil. Çocuğunuzu neden övdüğünüzü belirtin. Örneğin, eğer çocuğunuz banyo saati olduğunu bir kez söylediğinizde banyoya gidiyorsa, banyo sonrası kardeşiyle oynarken yerde bıraktığı havlulara odaklanmak yerine buna odaklanın. Pozitif yorumla birlikte basit bir gülüş ya da sarılma DEHB yaşayan çocukla iletişim kurarken çok iyi birer pekiştireç olacaktır.
Çocuğunuzun zayıflıkları yerine güçlü yanlarına odaklanın. DEHB’li çocuklar genellikle aşırı düzensizdir ama ilgilerini çeken konunun ayrıntılarıyla ilgili mükemmel bir hafızaları vardır. Uygun olduğunda, çocuğunuzu kişisel hobilerle ilgili yazılı bir okul projesi yapmaya teşvik edin; nasıl düzenleyeceğini tartışın ve gerekirse şablon oluşturun. Mizah uygun kullanıldığında, gergin durumları dağıtmak için ya da üzgün DEHB’li çocuklara yardımcı olmak için çok iyi bir yoldur. Birlikte gülmek ve aile algısı ve aidiyet duygularını geliştirmede çocuğunuzun zor koşullarda daha iyi hissetmesine yardımcı olur.
Kendinizi Affedin
Ebeveyn olarak, yanlış şeyler söylediğiniz ya da yaptığınız zamanlar olur. Kelimelerin çocuğunuz üzerindeki etkilerini fark etmek önemlidir. Özür dileyin ve çokça sevgi sunun. Bu çocukların hatalarının sonuçlarıyla yüzleşmeyecekleri anlamına gelmez. Çünkü bu, öğrenme yollarından biridir. Siz, olgun bir yetişkin olarak durumlarla daha etkili yollardan başa çıkmaya çalışmalı, başarılı ilişki stratejileri kurarak kendiniz ve DEHB’li çocuğunuzun birlikte eğlenerek büyümesini sağlamalısınız.

DEHB’li çocuğunuzun kuralları takip etmesini ve hedeflerine ulaşmasını teşvik etmek için daha fazla ipucu mu istiyorsunuz? BrainFit hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz hemen bugün bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Devamını Oku

79

5 Aralık 2015 •

Zinde Bir Beyin İle Öğrenmeyi Sevecekler

Farklılık nedir? Kurslar ve dersler yeterince çocuğunuza yardımcı olamıyorsa bu beynin güçlendirilmesi için egserzislere ihtiyacı olduğunun işaretidir. Eğer bu noktada iseniz kök problemi tespit edip okuma, öğrenme, mateamtik için temel becerileri geliştirmeniz gerekmektedir.

Gerçekler:

  • Tüm öğrenciler başarılı bir akademik performans isterler. Bu da özel dersler ve kurslara ihtiyaç duyulmasının temel nedenidir.
  • Özel dersler ve kursların amacı  okulda verilenin bir tekrarı ya da ödevlere yardımcı olmaktır.
  • Öğrenme stratejilerinin kullanımı öğrencilerin daha verimli ve etkili bir şekilde öğrenmelerini sağlamaktır.Örneğin hafıza tekniklerini kullanmak, hızlı okuma becerisini geliştirmek öğrenmeyi ve etkililiğini hızlandıracaktır.
  • Öğrenme stratejilerinde başarılı olabilmek için güçlü beyin işlevselliğine ihtiyaç vardır.

Devamını Oku

Devamını Oku

59

5 Aralık 2015 •

Beynimizde beyin sapı denilen bölümün siz uyurken bile kalbinizin atıp atmadığını kontrol ettiğini ve böylelikle nefes almayı hiç bırakmadığınızı biliyor muydunuz ?

Devamını Oku

107

5 Aralık 2015 •

Zinde Beyinler Daha iyi Öğrenir

Zinde beyinler daha iyi öğrenir
Zinde bir beyin ile öğrenmeyi daha çok sevecekler

Her yıl aileler çocuklarının okul yaşantılarına destek olması amacı ile kurslara, özel derslere  milyonlarca lira harcamakta. Tüm bu emekler peki karşılığını veriyor mu? Tüm bu harcanan paralar ve sarf edilen efor sonrasında çocukların beyinlerinde nasıl bir gelişme oluyor?

Öğrenme dediğimiz şey stresli olmamalı

Genel anlamda okul yaşantılarında akademik anlamda bocalamalar yaşayan çocuklar bu açıklarını kapatmak için aileleri extra olarak okul sonrası bu çocuklara ek kurslar aldırırlar. Bununla birlikte, okul öğrenmelerindeki bu açığı kapatmak için alınan bu extra yardımların başarı oranları ne anne ve babaları ne de öğretmenleri memnun etmekte.

Beyin vücudumuzun en önemli organı. Her şey beynimizin içinde meydana geliyor. Tüm yaptıklarımızın sonuçları ve yapacaklarımızın olumlu sonuçları beynimizin zin olup olmaması ile ilgilidir.

Tek ve biricik olan şaheser: Beyin

Çocuğunuzun beyni bir makine gibidir. Yaptığınız, düşüdüğünüz, hissetttiğiniz her şeyi kontrol eder. Bir makinenin kaldırabileceği iş yükü makinenin kapasitesi ile doğru orantılıdır. Daha fazla işyükü daha fazla ürüne, daha fazla ürünü elde etmek için ise daha kapasiteli bir makineye ihtiyaç vardır.

Kapasiteyi arttırmak için eskisi yerine yenisi alaabiliriz fakat varolan beynimiz için synı şey geçerli değildir. Kapasiteyi arttırmanın tek yolu Beyin egserzleri ile beyni üst seviyelere çıkarmaktır.

Devamını Oku

Devamını Oku

184

5 Aralık 2015 •

Nöroplastisite ve Gelişen Beyin

Nöroplastisite & Gelişen Beyin
Zinde bir beyin ile öğrenmeyi sevecekler

Nöroplastisiteyi  yeni nöronal bağlantılar oluşturma ve nöronlar arasındaki kullanılmayan bağlantıları harekete geçirmek olarak tanımlayabiliriz.

Nöronlar birbirleri ile iletişim içine girerler ve birbirleri ile yapılanırlar. Nöronlar arasında ne kadar fazla bağlantı var ise, enformasyon trafiği de o kadar etkili olmaktadır. Böylelikle nöronlar enformasyonu daha hızlı birbirleri ile paylaşırlar sonuç olarak bu da öğrenmenin gerçekleşmesi için büyük bir potansiyeldir.

Devamını Oku

Devamını Oku

79

5 Aralık 2015 •

Maksimum Okul Başarısı İçin Kahvaltının Önemi

Sağlıklı bir kahvaltı olmadan çocuğunuzdan okul başarısı beklemeyin. Çocukların iyi bir öğrenme ve akranları ile etkileşimde bulunma konularında daha da başarılı olmaları okulda geçirdikleri zaman ile doğru orantılı olduğu anlaşılmıştır. Ancak bunun da sağlanabilmesi için sağlıklı bir kahvaltı şart.

Nörodavranışsal probleme, işleme veya öğrenme bozukluğuna sahip olan çocuklar yemek konusunda seçicidirler, bu yüzden onları kahvaltıya alıştırmak zor olabilir ancak, yapılabilir.

KAHVALTI İÇİN EN İYİ YEMEK BİLEŞİMİ

Araştırmalar gösteriyor ki, protein içeriği zengin kahvaltılar Dikkat Eksikliği ve Hiperativite veya öğrenme güçlüğü olan çocuklar üzerinde olumlu etkilere sahip. Protein, hücrelerin birbirleriyle daha iyi iletişim kurmasını sağlayarak konsantrasyon artışına ve kan şekerini düzenli tutmaya yardımcı olur.

Kompleks karbonhidratların basit karbonhidratlara göre şekere dönüşme süresi daha yavaş olduğundan çocuklar daha uzun süre tokluk hissederler.

Vücudun mineral, vitamin ve doymamış yağ ihtiyacı sebze ve meyvelerden karşılanıyor. Bu yüzden çocukların sebze ve meyve yemeleri çok önemli.

KAHVALTI ÖNERİLERİ

Kahvaltıda sadece geleneksel yiyecekler yenecek diye bir kural yok. Okul başarısını artırmada iyi bir beslenme alışkanlığını çocuklara kazandırabilmek için sevdiği yemekleri farklı şekillerde servis edin.

Devamını Oku

Devamını Oku

92

5 Aralık 2015 •

Çocuğunuzun Öğrenmeye Olan Kızgınlığını Yok Edin

Çocuğunuz ile ödev konusunda çatışmalar hatta kavgalar mı yaşıyorsunuz?

Çocuğunuz okulda verilen ödevleri unutuyor mu?

Çocuğunuz ödevleri yapmak istemiyor ve ödevden kaçıyor mu?

Çocuğunuzun ödev konusunda çektiği zorluk, öğrenmeye olan kızgınlığı ve düşük seviyede akademik performansı tüm aile üzerinde baskı hissettiriyor. Eğer çocuğunuz ödevleri yapma konusunda isteksiz ise ve size  müdahale yapılması gerektiği söylenmişse, bir sonraki adım bu zorluklar sürecini yönetmek için doğru yardımı almak olacaktır. Birçok terapist ve program mevcut olduğundan, doğru kaynakları belirlemek zorlu bir süreçtir.

Bir Öğrenme Zorluğunu Teşhis Etmek

İster bir öğretmen tutun, ister okulla bağdaştırılmış bireysel eğitim programı  için başvurun, isterse de diğer terapileri deneyin, ilk olarak anlamanız gereken şey çocuğunuzun farklı zorluklar yaşadığıdır. Günümüzün akademik ikliminde bile, doğru teşhisi almak her zaman kolay değildir. Çocuğunuzun yaşadığı öğrenme güçlüğünü hedef alma sürecine başladığınızda, her zaman desteklenmediğinizi hissedebilirsiniz. Endişe duyduğunuz şeyler hafife alınabilir veya size çocuğunuzun er ya da geç akranlarıyla aynı seviyeye geleceği söylenebilir. Böyle durumlarda, kendinize güvenin ve yardımı olabildiğince erken alın. Biliyorsunuz ki sizin çocuğunuz herkesten daha iyi ve doğru kaynakları ayırt etme yolunda en büyük destekçisi sizsiniz.

Devamını Oku

Devamını Oku

96

5 Aralık 2015 •

Sosyal Problemler Yaşayan Çocuklar İçin Öneriler

Okul dönemi sona erince, bir çocuğun arkadaşlarıyla sosyalleşebilmesi daha sınırlı hale gelir. Çoğu çocuk için, yaz mevsimi havuz partileri, yatıya gitmeler ve yaz kampları demektir. Ama çocuğun sosyal olarak bağlanmakta problemleri varsa, bu çocuk yaz mevsimini zor ve yalnız bir zaman dilimi olarak görebilir. Aşağıdaki ipuçları bu çocuklara yaz mevsimi süresince daha fazla sosyal imkan sunmak için hazırlanmıştır:

Şimdiden planlamaya başlayın:

Okul dönemi sona ermeden, çocuklar birbirleriyle yazın da iletişime geçmeye cesaretlendirilmelidir. Böylelikle, zaten kurmuş oldukları arkadaşlıkları sarsılmaz bir şekilde devam eder ve taze kalır.

Aktivitlere Odaklanın:

Bir çocuk sosyal olarak normalin altında bir seviyedeyse, Hiçbir şey onu sıkılmaktan ve arkadaşlıklarına gereksiz derecede baskı uygulamaktan alıkoyamaz. Belirlenen oyun tarihinde ve mekanında bir çok aktivitenin olduğundan emin olmak ve bu aktivitelerin bu zaman dilimi süresince çocukları meşgul tutacağını bilmek sosyalleşme problemleri olan çocuklara yardım sağlayacaktır. Aynı zamanda yedek bir aktiviteye sahip olmak, eğer diğeri işe yaramaz veya sıkıntı doğurursa, durumu kurtaracaktır.

Devamını Oku

Devamını Oku

73

5 Aralık 2015 •

ADHD Yetersizliğinden Etkilenmiş Çocuklar İçin Hedef Belirlemeyi Geliştirme

ADHD yetersizliğinden etkilenen çocuklara hedef koymaları ve bu hedefleri gerçekleştirmeleri konusunda nasıl yardım edilir:

Her ebeveynin aşina olduğu ADHD yetersizliğinden etkilenen çocukların gösterdiği belirgin özellik işlevsel fonksiyonun gelişiminin yavaş olmasıdır. Net hedefler belirlemek ve onları gerçekleştirmeye yönelik çalışmak, bu çocukların başarılı olmaları için elde etmesi gereken hem en zor hem de en gerekli beceridir. Aşağıda araştırma destekli, çocuklarınızın hedef belirlemesinde önemli rol oynayan ipuçları yer almaktadır:

En iyi kişisel hedefler üzerine odaklanın:

ADHD yetersizliğinden etkilenen çocukların kendilerine hedef koymalarına yardım etmek, bu çocukların kendi kişisel en iyi seviyelerine ulaşmalarını sağlayacak hedefler belirlemekten geçer. Sydney Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre, kişisel hedefler, ödev yapma, planlama ve muhafaza etme konularında yardımcı olduğu kadar, okul aktivitelerine de katılımı artırmaktadır. ADHD yetersizliğinden etkilenen çocukların bu hedeflere odaklandıklarında, diğer çocuklara nazaran daha etkili sonuçlar elde ettikleri de önemli bir gerçektir.

Devamını Oku

Devamını Oku

76

5 Aralık 2015 •

Ezberleme ve Eleştirel Düşünce

Ezberci eğitim gelecek vadeder mi? Ya da öğrencinin problemleri düşünmesi ve çözmesine yardımcı olur mu?

Nörodavranışsal bozukluklar yaşayan çocuklar sınıf içerisinde kaçınılmaz fiziksel ve biyolojik zorluklar yaşarlar. Bu yüzden, bu çocukların üzerine, uygun olmayan öğretme metoduyla yük bindirilmediğinden emin olmak hayati önem taşır. Standart bazlı bu eğitim çağında, okullar öğrencileri sınavlara hazırlama konusunda kendilerini baskı altında hissederler ve hissedilen bu baskı da daha fazla ezberci eğitime başvurulmasına sebep olur. Günümüzde eleştirel düşünme becerilerine okullarımızda ne kadar odaklanıyor?

Veliler aşağıda verilen 3 önemli bilgiye çocuklarının öğretmenleri ile verimli bir konuşma yapmak için hakim olmalıdırlar.

Bunlar:

Eleştirel Düşünme Tüm öğrenciler İçin Önemsenmemektedir

Amerika, eleştirel düşünme becerilerinin ölçüldüğü 29 kişilik listede dünyada 24. Sıradadır. Bu veri Dallas Üniversitesindeki nörobilimci Dr.Sandra Bond Chapman’ın yaptığı araştırmadan elde edilmiştir. Türkiye için şu anda bir veri alamamaktayız ancak Türkiye olarak sınav odaklı, ezber tabanlı bir eğitim sistemimiz olduğu için durum çok da farklı değil. Bu konudaki açıklamaları da şöyledir: “ Bu milletimizin bir sorunudur. Zihin gelişimide eleştirel düşünmenin gelişmesi için kritik dönemleri kaçırıyor ve sonra da akıl yürütmeyen bir beyin inşa ediyoruz. “ Dr. Chapman ADHD yetersizliğinden etkilenen çocukların zekalarından bağımsız olarak, eleştirel düşünme eksikliğine karşı savunmasız kaldığını öne sürüyor. Yine de, anımsama (hafıza) ve problem çözme stratejileri birbirlerinin karşıtı olamayacak kavramlardır.

Devamını Oku

Devamını Oku

214

5 Aralık 2015 •

Disleksi Olan Çocuklar İçin Okuma ve Yazma Stratejileri

Araştırmacılar disleksinin sebepleri ve boyutlarını bir yandan keşfetmeye devam ederken, diğer yandan disleksi olan çocuğun öğrenmesini kolaylaştırmak için etkili yöntemlerin geliştirilmesi sürüyor. Görsel İşlem Bozukluğu olan öğrencilerin daha özel ihtiyaçları vardır, bu yüzden öğretmenlerin öğrencilere daha da yardımcı olabilmeleri için farklı stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Araştırma bulgularına göre disleksi tedavisinde yardımcı olabilecek bazı yaklaşımlar aşağıdaki gibidir.

Çalışma Alanlarını Düzenli Tutun

Öğrencinin sırasının ve çalışma masasının düzenli kalmasını sağlayın. Masa veya sıranın üstünde sürekli olarak kullanılmayan eşyaları kaldırmasını isteyin.

Öğretmenler tahtada yazı yazarken veya çalışma kâğıtları hazırlarken kelime aralarında boşluğu fazla tutmalıdır.

Sınıf ve kişisel çalışma alanları mümkün olduğunca sessiz olmalıdır.

Akademik Rutinler Oluşturun

Disleksi olan öğrencilere sınıfta yeni şeyler öğretilirken dersin görsel ve sözel bir sıra ile adım adım ilerlemesi etkili bir disleksi stratejisi geliştirmek için çok önemlidir. Amerikada ki Öğrenme Güçlüğü Ulusal Merkezi,  öğretmenlerin sınıfta bir rutin oluştururken,  aynı yönergelerin tekrar edilmesinin ve belirli aralıklarla yeni kelimeler öğretilmesinin önemli olduğunu vurgulamaktadır. Devamını Oku

Devamını Oku

28

5 Aralık 2015 •

Aslında herkes dahidir, ama siz kalkıp bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.

Albert Einstein

Devamını Oku

123

5 Aralık 2015 •

Akademik Gelişim için Gerekli Olan Bilişsel Gelişim Taşları

Okul çağındaki çocuklarda gelişimsel kilometre taşları öğrencilerin akademik olarak başarılı olup olmadığını tahmin etmede yardımcı olabilir.Bu kilometre taşlarına ulaşamayan öğrenciler, ancak, çeşitli müdahalelerin aracılığıyla öğrencilerin akademik performansı çoğu zaman geliştirilebilir. Bu kilometre taşlarını anlayarak,orta okul ve lise öğrenci velileri ve öğretmenleri öğrencilerin ekstra akademik yardıma ihtiyaci olup olmadığına daha iyi karar verebilirler.

Okuma ve yazma

Çocuk okumaya ve yazmaya erken orta çocukluk döneminde başlar ve bu dönem bitimine kadar okuma ve yazmada yetenekli olmalıdır.Çalışmalarda anaokulu okuma becerilerinin dördüncü ve altıncı seviye boyunca okuma başarısını öngörebildiği bulunmuştur.

Soyut Düşünme

Soyut düşünce akademik başarıda önemli rol oynar çünkü bu öğrencilere belirli olaylara genellemeler uygulamak ve dolaylı kanıtlardan sonuç çıkarmak için imkân verir.

Aynı zamanda öğrencilere, öğrencilerin  hayatında öğrendiğiakademik problemler bilgisini uygulamada yardımcı olur.

Çoğu çocuk soyut düşünme yeteneğini erken ergenlik (10 ila 12 yaş arası) sırasında geliştirir.

Çoğu çocuk gençlik yılları boyunca bu becerileri geliştirmeye devam eder.

Başarı Duygusu

Devamını Oku

Devamını Oku

76

5 Aralık 2015 •

Oyun ve Sağlıklı Beyin Gelişimi

OYUNUN BEYİN GELİŞİMİNDEKİ ÖNEMİ

Kısa bir internet araştırması sonucunda fiziksel aktivite ile öğrenme arasındaki bağın kuvvetli olduğunu ancak davranışsal ihtiyaçları olan küçük çocuklar için bu ilişkinin ne kadar daha önemli olduğunu görüyoruz.

EGZERSİZ VE OYUN OYNAMANIN FAYDALARI

Yapılan egzersizler beyin fonksiyonunu ve elastikiyeti artırdığından, en sıradan oyun bile zihin için bir egzersiz sayılır.

Ayrıca egzersiz, beyine giden kan akışını hızlandırır. Yeni hücrelerin büyümesini sağlayan bileşenleri açığa çıkararak zihnin en yüksek verimlilikte çalışmasını sağlar.

Ağaca tırmanma, havuza atlama veya etrafı keşfetmek gibi geleneksel oyun aktiviteleri çocuklarda ki duygu durumunu, odaklanmayı ve zihin gücünü artıracaktır.

OYUN VE ÖĞRENME BOZUKLUKLARI

Yardım edici olsa da, hazırlığın, her zaman o televizyon ve kitaplarda insanların kafasında çizilmiş, ideal birebir öğrenme yaşantıları gibi olmadığı çok iyi bilinir. Akademik aktivitelere devam edilmeyecek anlamına gelmemeli, hazırlık, aynı zamanda çocukların fiziksel oyunlara katılımlarının artmasına da yardımcı olacaktır.

Eğer çocuklar tatil fotoğraflarını düzenlemek veya müzelerde hazine avı organize etmekten çok parkta uçurtma uçurmak veya etrafta dolaşmaktan daha fazla zevk alıyorsa bırakın buna devam etsinler. Ancak, çocuklar bunları yaparken zihinsel gelişimlerinin devam ettiği konusunda emin olabilirsiniz.

Devamını Oku

Devamını Oku

70

5 Aralık 2015 •

Sağlıklı Isırıklar : ADHD ve DİYET

ADHD’nin (Dikkat ve hiperaktivite bozukluğunun) diyetle ne alakası var? Son zamanlarda yapılan çalışmalara göre, bu ikisi önceden düşünüldüğü gibi birbirleriyle bağlantılı olabilir. Aslında yediğimiz besinler ve ADHD arasında bağlantının olduğunu gösteren çalışmaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Brain Balance’da, bu hastalıkta besinin önemli bir rol oynadığını ve bu hastalıkların belirtilerini azatlmada besinlerden yola çıkmamız gerektiğini tecrübelerimizden biliyoruz.

Yöneticiliğini aynı zamanda Hollanda’nın ADHD araştırma merkezi kurucusu olan Dr. LidyPelsser tarafından yapılan, Lancet tarafından yayınlanan ve son günlerde yapılan bir araştırmadan sonra, Dr. Pelsser şiddetli bir şekilde bu merkeze, Besinlerin ADHD’nin temel kaynağı olduğu iddasında bulundu. Yüzde 64’ünü çocukların oluşturduğu bir araştırmada, ADHD belirtileri besinlere olan aşırı hassaslığı ortaya çıkartabilir. Bu varsayım BrainFit’in  da vurgu yaptığı beslenmeye dikkat çekiyor. Brain Fit olarak besinlere karşı olan aşırı hassaslığın zihin aktivitesinde, kutupsal dengesizliğe yol açabileceğini biliyoruz, ama besin koruyucularını gıda boyalarını ve yapay içerikleri de hesaba katıyoruz.

Pediatrik dergisinde yayınlanan başka bir makale de tatmin edici olmayan ve kabul edilemez olarak kabul edilen ADHD tedavilerini, beslenmesel metotlarla değiştirerek bir deney yaptı. Çalışmanın sonucunda, içeriğinde folik asit, lif ve Omega 3 gibi besin değerleri bulunduran yiyeceklerin hiperaktivite bozukluğunun azalmasına yardım ettiği görüldü.

Omega 3’ler doğru algısal gelişimi desteklemede, iltihapla mücadele etmede, kalbi korumada, vücudu soğuktan korumada, sağlıklı metabolizme ve kiloya sahip olmada önemli bir rol oynar. Lif sindirim sistemi sağlığı için hayati önem taşır ve folik asit algısal gelişimi ve performansı artırmanın habercisidir. Aşağıda bu besin değerleri açısından zengin olan yiyecekleri bulun ve diyetinize bunları ekleyin.

Devamını Oku

Devamını Oku

68

5 Aralık 2015 •

B Vitamini ve Zihin Sağlığı

Doğru beslenme çocuklardaki zihin gelişiminde önemli bir rol oynar. Özellikle B vitamini çocuklardaki zihin sağlığını sağlama almada oldukça önemli ve etkilidir. B kompleks vitaminlerindeki eksiklik, gecikmiş gelişime ve öğrenme farklılıkları ve dikkat problemlerine yol açan kötü belirtilere yol açabilir.

B Vitamini Eksikliği Belirtileri

B Vitamini eksikliğinin belli başlı belirtileri;

  • Mide Bulantısı
  • Karın Ağrısı
  • Kötü Nefes Alış Verişi ve Hazımsızlıktır.

Zihinsel belirtiler ise çocuklarda kendilerini,

  • genel uyarılmışlık düzeylerinin düşük olması,
  • hassaslık ve
  • unutkanlık gibi eksikliklerle gösterir.
  • Sık baş ağrıları ve sabit kalamama da B vitaminine daha fazla ihtiyaç duyulduğunun bir diğer göstergesidir.

 

Thaimin: B1 vitamini ve thiamin olarak da bilinen bu vitamin sinir işlevi için önemlidir. Thiamin eksikliği kafa karışıklıklarına, düşük seviyeli koordinasyon becerilerine ve yorgunluğa sebep olur. Tahıllarda, fındıkta, tohumlarda ve kırmızı ette ve beyaz pirinçte bulunmaktadır.

Vitamin B12: Et ve süt ürünlerinde bulunan bu vitamin, yeterli olarak alındığında, doğru nöral iletim hızını ve DNA çoğaltımını sağlar. Bu gerekli besin kaynağı olmadan, çocuklar, düşük seviyede algı, yorgunluk ve el ve ayaklarda karıncalanma problemleriyle karşı karşıya kalabilirler. Ciddi eksikliği ise hafıza kaybı ve bunamaya kadar gidebilir.

Folate: Folate olarak bilinen B9 Vitamini, meyve, sebze, bezelye ve ayçiçeği tohumlarında doğal bir şekilde bulunur. Folik asit, folate’in sentetik formudur ve bir çok besinin doğru beslenme olarak sayılabilmesini sağlamak için kullanılır. Çocuklarda Folate eksikliği, gelişme oranını yavaşlatabilir, artmış rahatsızlığa sebep olabilir ve davranış bozukluklarına yol açabilir.

Riboflavin: Riboflavin olarak bilinen B2 vitamininin eksikliğinin yaşanması durumunda, göz yanmasına ve göz yorgunluğuna sebep olabilir. Bunun bir sonucu olarak, çocuk B2 eksikliğinden kaynaklanan görsel rahatsızlıklardan dolayı çocuklar okuma yapmak istemeyebilir. Riboflavin aynı zamanda sinir sistemini sakinleştirmeye yarar. Süt, yoğurt, peynir, badem, kaynamış yumurta ve ıspanak riboflavin kaynağıdır.   Devamını Oku

Devamını Oku